21 Mart 2007 Çarşamba

türkiye nevruzuyla geriliyor

yok yok kutlayamayacağız bi türlü. çok enteresan bi milletiz yahu. her sene mi ısrarla "kavga değğğil barış günüüü, gün çiçek günüdüüürr" denir? yahu öyle işte ama kürtçe barış ne demek bilmiyo ki bizim cumhurbaşkanı mesela. nevruz mudur newroz mudur, biz adında bile niye anlaşamıyoruz?

şimdi bakınız sol tarafa... TSK düşünmüş düşünmüş, sapsarı bi kız çocuğunu uygun görmüş elinde bi çiçekle. tamam belki ben bu ara metin-fotoğraf analizi diye cozuttum, olabilir... ama önde bi sarı arkada bi sarı, sanki allahım alplerdeyiz heidi'yle buluşucaz, ki kendisi siyah saçlıdır, sayılmayabilir. yani sözlüklere girmiş "küçükken sapsarıydım ben sonradan saçım koyuldu" krizimiz var mesela. kompleks de denebilir. (al ben de sarıydım, ama 47 derecelik yazlar yaşarsan pigmentlerin seni korur, zaten genetik olarak imkansızdı o kadar sarı kalmam). biz asla esmer olmayan, koyu kumral kalanlarız. iki sarışın çocuk (ki evet, sarışın kürtler vardır; ama TSK bunu bilmemektedir, onları inceliyoruz biz şu an), erkek niyeyse okul üniforması giymiş bi tatta, kızımız "huzur barış ve sevgi" getiriyo... böyle bi masumiyet, "çoluk çocuk var, galeyana gelmeyin" mesajı üstü gözlerini kocaman açıp "baarrıış huuzzuurr sevgiiii" hipnozu yaratan bi afiş. biz asla ateşten atlamayız, ayıp. bugün çiçek günü. kimse zılgıt çekmiycek, estağfurullah yani. neyse diyeceğim şudur ki, hıdırellezle nevruz arasındaki 7 farkı bulunuz. biri balkanlarda ederlezi olur, bregoviç söyler coşarız, biri newroz olur yasaklanır.

ama işte bizim böyle bi... "nevruz binyıllardır bu toprakların, balkanlardan orta doğuya uzanaann" cümlesiyle bile dışlama sevdamız var. bu "kürtler kendine pay çıkarmasın canım, hititlerden beri kutlanıyo icabında" krizi. hani sanki biz daha eskiyiz mi nedir? yani madem barış kardeşlik bayramı, cumhurbaşkanı, TBMM başkanı neden "dolduruşa gelmeyin" diyo yahu? bu "mor koyunu düşünme" değil midir? alanda toplanan insanların etrafına polisten bi çit çekip "hadi kutlaşın sonra dağılın" demek nedir?

ha tabii denebilir ki... "kürtçe biliyo musun ki slogan attı onlar". nevruzda vukuat çıkması korkusu, "geçmişten gelen acı deneyimler ışığında". ben de derim ki atarlar. atacaklar da. atsınlar. ben korkmuyorum bilmediğim dildeki sloganlardan. geçen yıl kampüsteki 25 kişilik halay ekibine uzaylı gibi bakan, biraz merakla yaklaşan; ama sonra kürtçeyi duyup uzaklaşan o "aman şahit yazarlar" insanlarını düşünüyorum hep... ne acı yahu. merak etmekten utanıyoruz; ama bilmemekten değil. resmi tek taraflı inceliyorum evet; "madalyonun öbür yüzü" soslu objektivite iddiasından uzağım. amenna.

ben "ah bak bilmem ne türküsünü her iki dilde de söyleyelim barış kardeşlik bok püsür" romantizmine de sinir oluyorum: türkleştirirsek sevilir krizine. kürdün içindeki türkü avlama, böylece kabul ettirme krizine. diken diken. keza ermeniler, yunanlılar... sevmem de gerekmiyo ki kabul etmem gerekiyo. aaagh yani agggh. pazarlama ilmine giriş 101, "bir kürt nasıl sevdirilir". içiniz kasılmıyo mu yahu?

ben hani 8 mart için demiştim ya, "sanki bi günlüğüne başbakan koltuğunu kadınlara bırakacak" diye... işte aynen nevruz için de koltuk bi günlüğüne kürtlere bırakılıyo sanki; böyle AB soslu bi romantizm.

edward said amcamız (ki w kullandım, edvırd olacak o) şarkın da kendine şarkiyatçı bakışından bahseder. bizim durum aynen bu... "kürt'ü anlamak" gibi bi konumuz var mesela; yabancılaşmanın doruk noktası. insanları mercek altına alıp incelemenin, araştırma öğesi haline getirmenin, "ah kürtleri anlamak için kürtçe bilmek gerek"in son noktası. ingilizlerin deli gibi sanskirtçe öğrenmesine benzemiyo mu? ya da işte ne bileyim... ifade edemiyorum... "keşfedilecek kültür" hali. yahu bunca yıl, bunca yüzyıl... insan utanır yahu. bu körlüğünden utanır. yanı başındakini bilmeyişinden, çocuğunun "anne kürt ne?" sorusundan utanır.

gerçi, engelliyle eşcinsele çürük diyen bi ordunun nevruz afişine takılmak da işgüzarlık yani.

neyse, ben bugün bahar olucam, bahara söz verdim.
bugün sonunda güneşli. siyah yok bugün.
üstelik bahar, urdu dilinde de bahar.



sokak kedilerini fena halde özledim. bu ülkeye mart gelmedi sanki.
yok sokak kedileri. pencere önünde sokağı seyreden kediler var.

14 yorum:

turuncu dedi ki...

önceki yazılara bakınca daha sakin, sükunet içinde bir deryik görmüştüm, bu sefer biraz celallenmişsin :)

bu senin kızdıklarından yana pek umudum yok maalesef, umarim bir gun daha iyi olur her sey, bahar gelince sahiden bahar olur.

deryik dedi ki...

turuncu: olur arada bana öyle, bu ara fazla sakin seyrediyodum açıkçası. kaç bahar geçti bilmem ki bekleyerek...

turuncu dedi ki...

hafiften bir sitem kokusu aldım son cümlede :)

haklısın elbet, bekle bekle nereye kadar lakin kafaların kalın olduğu, söylenenlerin kafaların içine çok nüfuz ettiği de bir gerçek. evet işte haklısın, ne yapmak lazım, daha çok söylemek lazım..

Lavender dedi ki...

bölünme yaşamaktan korkan lavender oldum ben.

sepia dedi ki...

karıştırmamak lazım, deşmemek, pek konuşmamak lazım. üstünü örtmek değil bu; bahar gelmiş alsana bayram: nevruz. newroz mu, nevruz mu? kürtlerin mi türklerin mi? ne demek yahu bunlar? çiçekler açarken, güneç parıldarken newroz mu, nevruz mu diye soruyor mu? eee, boşverelim.

Adsız dedi ki...

biz sormuyoruz ki bunu bebek katilinin yandaşları yapıyor.baharın gelişini kutlamak yerine terörizmi öven pankartlar açıp bir de methiyeler düzüyorlar malum kişiye.otobüsleri yakıyorlar,etrafa zarar veriyorlar...yani bunları onlar yapmıyor gibi yazmışsınız.işte nevruzla newroz arasındaki fark!
ben kimsenin koruyucusu değilim de bana düşündürten şeyleri de size söyleyeyim.şimdi diğelim bir eşcinsel orduya katıldı.durumun korkunçluğunu hayal edebiliyor musunuz?bir yığın erkek ve cinsel tercihi erkeklerden yana olan bir başka erkek.düşünmek bile ürkütücü.ayrıca çürük raporu askerliğe dahil olmamaktan başka bir şey değildir.size hayatınız çürük demiyorlar,yalnızca askerlik görevini yerine getiremezsiniz diyorlar ki bunun da mantıklı olduğunu düşünüyorum.

deryik dedi ki...

turuncu: yok o kendi kendime bi cümleydi.

lavender: korkuyor olmak, ortada korkmayı gerektirecek bi şi olduğu anlamına gelmez ki bebek. fear politics.

sepia: onu diyorum. türkleştirmenin anlamı yok diyorum. orda hava 20 dereceymiş bi de, kıskançıktan çatlıyorum.

anonim: bunları "onlar" yapmıyor gibi yazdım evet; çünkü ben sizin kadar genelleyemiyorum maalesef. on kişiyi milyonlara genelleyemiyorum. hatta bi şi diyeyim mi, "onlar" da görmüyorum ben. baharı kutlayanlar da var, newrozu kutlayanlar.

ve evet bu ordu kişiye çürük diyor; sırf eşcinsel diye o kişiye çürük sıfatı veriyor: bunun adı "muaf" da olabilirdi; ama çürük deniyor. eşcinsellerden ilişki halindeyken çekilmiş fotoğraf ya da video istiyor, düzenleme bu... burda özel hayat ihlali var. diğerlerinden de heteroseksüellik kanıtı istense ya? nedir yani, tercihi erkeklerden yana diye bi anda hepsini taciz mi edecek, tecavüze mi uğrayacak? eşcinsel demek seks bağımlısı demek değil, alnında pankartla da gezmiyor. ya da siz bir eşcinselin yeterince asker olamayacağını mı düşünüyorsunuz? neden? illa efemine bir eşcinsel varsa aklınızda, askerlik illa erkeklik midir diye sorabilir miyim?
onu da geçin, askerliği erkeklikle bir tuttuğunuzu varsayarsak, orduda kadın olmayışını da mantıklı buluyorsunuz? ya da erkekler ve kadınlar bi arada da bulunmasın, maazallah bi ofis dolusu heteroseksüel, korkunçluğu düşünebiliyor musunuz?! en iyisi hepimiz kısırlaşalım, çünkü tek derdimiz seks.
bu konularda daha önce defalarca yazmıştım, şimdi tartışacak değilim. ama inanın bu yorum beni çok gerdi.

ve bir de, "diğelim" değil, "diyelim" olacak. türkçe adına. neyse.

Karanlık dedi ki...

anonim: zaten tsk'da "ben eşcinselim, askerlik yapmak istemiyorum" diyen kişiden hiçbir "belge" istemiyor. ayrıca bu ülkede transseksüeller bu kadar popülerken herhalde bu piyasayı yaratan kişiler "erkekliklerinden şüphe duymadığımız heteroseksüeller" olmasa gerek. "Oh la la" diyorum

deryik: bugün okulda yoğun bir kimlik kontrolü vardı. Öğrenci kimliği olmayan kimseyi almadılar, "yok ben nufus cüzdanımı bırakayım, ziyaretçi kartı alayım" dahi işe yaramayan bir yöntemdi.

Darth Buraky dedi ki...

"diğelim" değil "diyelim" inceden giydirmesi hiç hoş olmadı.

Senin gibi düşünmeyenlerin yorumları seni bu kadar germemeli. Biz senin düşüncelerini takip ediyoruz. Bundan da keyif alıyoruz ki yapıyoruz. O kadar çokşey okuduktan sonra biraz önce okuduğum o giydirme sana hiç uymamış.

Muhtemelen benim bu eleştirim de seni gerecektir. Umarım imla hatası yapmam. Aman aman..

Emir Bey dedi ki...

yahu deryik,
şimdi bir adamın çıkıp da benim bayramım bu ben de kürdüm bayramın adı da newroz demesi doğru mu Allah aşkına,
yani kürdü türkü mü var yahu, başka adam da tabi bunun karşısında diyecek ki bu safkan türk geleneği orta asyadan getirdik kımız kopuz falan.
bahar bayramı bu herkes kutlasın gönlünce sahiplenecek bir şey yok ki bayram sahiplenir bir şey mi ki?

deryik dedi ki...

karanlık: şaşırdık mı? cık.

darth buraky: giydirme değil o efendim, bu kadar hassassak türkçe'ye de hassas olalım madem. türklerin diline, ordunun diline, onu diyorum. beni geren şey de eşcinsellikle ilgili kısımdı, zira "farklı fikir" değildi bence; "homofobi" kokuyordu. buraya gelen her yorumu yayınladığımı farkındasınız sanırım? beni eleştiri germiyor. ama bi grup erkeğin ortasındaki eşcinseli korkunç bulmak geriyor, evet.

emir bey: "hayır bu türk bayramı adı da nevruz" demekten farkı yok ki, bu da tuhaf. keza buna nowroz diyen ruslar var, nowrozi diyen pakistanlılar var, dokunmuyor, "kımız kopuz" demiyoruz. kürt kutlayınca olay oluyor... oluyor evet. hep oldu. ama ben TSK'nın her sene "sükunet çağrısı" yapışında "bu hepimizin bayramı" mesajı göremiyorum. bi kez de şu çağrı olmadan kutlasalar, insanlara biraz güvenseler. tebrik mi ediyor tehdit mi belli değil.

ama yazıda da demeye çalıştım, net olmamışım sanki, "bu sırf kürt bayramıdır"ın da taraftarı değilim. romantizm kokuyor. oryantalizm kokuyor. anlatamıyorum.

Adsız dedi ki...

düzeltme için teşekkürler.gözümden kaçmış daha dikkatli davranırım.yalnız şunu da belirteyim bunu söylerken tercihi farklı olandan yana taraftım.hakikaten taciz vs. edilebileceğini düşünmüştüm.bir sürü şap yemek zorunda kalan erkeğin arasında kalması hoş bir şey mi?o kişileri ayrı da tutamazlar,o zaman da daha feci bir dışlanmaya sebep olunur.bunun da açıklamasını yapmak zorunda değilim ama tercihi farklı bir sürü dostum var.dostum diyorum dikkatinizi çekerim ve de kendilerini gizlemeyen dostlarım.bunu söylememin sebebi de daha önce yazdıklarımı aslında sizin düşündüklerinizden farklı sebeple yazmış olmam yani fazlaca varsayımda bulunmuşsunuz.ayrıca şaşırdım hem diyorsunuz ki herkes hürdür fikirleri bakımından hem de benim söylediklerim sizi geriyor.neyse bu sizin sorununuz.muaflık konusuna katılıyorum;çürükten çok daha yumuşak bir ifade.

Adsız dedi ki...

Deryik..Haddimi aşarsam şimdiden özür; ama, niyetimle ne demek isteğimi anlayacağını biliyorum, nedense.. :)

Can Yücel'in "Kim Özlerdi Avuçlarının Ter Kokusunu" şiiri vardır..

Burdaki her sözcüğü yazıya taşımak için aklından avuçlarına düşen her damla teri sevgiyle kucaklarım.. :)

Serkan, nam-ı diğer deepnotum

januce dedi ki...

tüm tartışmalar bir yana..beni tsk ya da devlet politikası,devletin azınlıklara ya da farklı tercihlere bakışı o kadar üzmüyor artık.büyüdüm çünkü.devlet denilen şeyin ancak toplumun farklı kesimlerini birbirine karşı kışkırtıp sonra da uzlaşmayı sağlamak adına meşruiyetini sağlayacağını öğrendim.foucault'nun da belirttiği gibi,toplumdaki azınlıklar birbirinbe düşmeli ki devlet devam etsin.yoksa micro politikalar oluşturulabilir ve devlet işlevsiz kalabilir.siz kapı komşunuz bir gayin,alt kattaki yahudinin,okul arkadaşınız bilmemneyin evde nasıl bi ucubik hayat yaşadığına,neler planladığına inandırılacaksınız ki ödünüz kopacak.ödünüz kopacak ki yakınlaşıp tanımayın."aa onlar da bizim gibi insan" derseniz devletin bittiği andır.karınca z 'yi izleyenler bilirler. "koloninin iyiliği için!" cevap hepimize gerekli:"koloni biziz!"

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker