10 Mart 2007 Cumartesi

demir al, yelken aç, denize açılalım

böbreklerim ağrıyo. hayır efendim, kas ağrısı bu. dans ağrısı. o özlediğim dans ağrısı. afro-peruvian bi şekilde uzun uzun dans ettik bugün. böbrekleriniz hizasında bi kas var, feci ağrıyo. marisol'e "ah mide spazmı geçiriyorum insaf" dediğimde "o diil de, böbrekler ağrıyo sonradan yaf" dedi. haklıymış. böbrek kası. nıhoha. hanım kızınız bellydancing classes kapsamında bi mısırlıyla ders vericek. mısırlı fazla havaya girdi, ben kas izolasyonu eğitimi seviyesinde bırakıcaktım; ama salliyciiz bu gidişle. kısmet.

bu arada, göbek atma dediğimiz şey bi kadının orgazm oluşudur diye bi yazı vardı.
bi diğeri "doğum anını, bereketi simgeler" demişti.
ilkini mantıklı, ikinciyi tutucu bulmaktayım.
zira doğururken saç savurup titreyen bi kadın canlanmıyo gözümde.


dans enteresan bi şekilde coğrafya ve iklimle uyumlu. göç yollarını danstan takip etmek mümkün. yazılı olmayan kültür bu. sevgili halikarnas balıkçımızın azra erhat'a yazdığı mektuplarda müthiş tespitleri vardı, "dansın kökeni" gibi bi araştırmadan bahsediyodu, temelde folklor adımlarının kıyasıyla kültürel takip... inanılmaz tespitler... mavi anadolu akımının doruk noktasına ulaştığı mektuplar bunlar. horon nedir, halay nedir bi kez daha düşünüyosunuz. resmen düşündükçe insana haz veren bi okuma seansıydı.

bi de, bu mektuplar dışında canım bi kitap: aganta burina burinata.
(anlamı başlıkta, hizmet odaklıyız efendim.)

burdan bi kitap öneriyosam yegane fantezim kitapçıya gidip sormanız.
ya da raflarınızı karıştırmanız. kısmet.

bu kitap cidden güzel yahu. bi kere aganta burina burinata diyebilen bi yazardan bahsediyoruz. tuz tadı teninizi yakıyo okudukça...

... denizleri görmedikçe rahat etmeyen, okyanustan pek hazzetmeyen, kendi denizlerinde kendi mavisini arayan gözler için.lacivert denizler için. mavi anadolu için. yunanmış mezopotamyaymış aldırmadan, sınırların olmadığı, her şeyin hep aynı şey olabildiği güzel anlar için. tarihteki o müthiş geçişkenliği fark etmek için. allah kelimesinin kökenini öğrenmek için. gecenin sonunda bi kadeh rakı ve bolca şarkı, bolca bahar için. efelerin başlığındaki iğne oyasının gizemini çözmek için.

manidar soru:
halikarnas balıkçısını okumayan yok zaten, di mi?

canım cevat şakirim. kabaağaçlım. ailenin öyküsü bi enteresan: niye bodrumda? çünkü karısına asılıyo diye babasını vurdu. bu işin basit yönü; aslı daha siyasi tabii ki. aile hala, şimdiki uzantılarıyla da bir fenomen. dünya çapında seramikçi alev ebuzziya ve cevat şakir bağlantısı, haz verici.

sahi, siz alev ebuzziya seramiklerini gördünüz mü? kendi ürettiği, literatüre kattığı renkler var bu hanımın. tek bir noktadan yerçekimine temas eden, uçabilen, hafif; ama devasa eserler. müthişti. islam eserleri müzesinde bi sergisi vardı bikaç yıl önce... hani bu adı duyarsanız kaçırmayın diye diyorum. akışkan, sürekliliğini koruyan parçalar. tarifi zor...

türkiye'nin ilk kadın resssamlarından olup d grubu ressamı olarak anılan, ürdün prensesi sıfatı taşımış fahrunnisa/ fahrelnisa/ fahr el nisa* zeid eserlerinin verdiği tatmin de bu ailenin ürünü (cevat şakir'in kız kardeşi olur kendisi). daha önce yazmıştım blogun derinliklerinde. merak eden istanbul modern'de görebilir, saatlerce seyredebilir. cehennemim adlı eserine kitlenip kalabilir.


konunun başında afro-peruvian demiştim, itinayla hatırlatırım.
bu da böyle bi kendi kendine konuşma
bilinç akışı
olsun.
olsun varsın.
(olsun varsın deyince hemen "... ah çekinme/ sen yine yalanlar söyle/ yürek paramparça zateenn/ dert değil" gibi bir metin arolat çağrışımı yapmaktayım. BP ve güllerin içinden sendromu gibi aynen.)




* kendisi yazılışını sık sık değiştirmiş de...

7 yorum:

tavsan dedi ki...

aganta burina burinita'yi adiyla hatirlarim ama okumamistim sanirim cunku okusam hatirlardim gibime geliyor. lise yillari miydi, universitenin baslari miydi. sanki birkac oykusunu okumustum ben cevat sakir'in; demek ki tekrar okumaliyim. ama bulundugum konum itibariyle kitapci isini ertelemek durumundayim bi sure.
mektuplari okumustum; begenmistim cok. ama benim aklimda en cok ask kalmis; azra erhat'i kirmizi elbisesi icinde tarif edisi kalmis halikarnas balikcisi'nin. mektup bekleme heyecanlari kalmis.

deryik dedi ki...

o ilk mektuplar heralde.. benim okudugum ileriki yaslari, neredeyse tamamen akademik bi tartisma, "olmeden arastirsam" dedigi konular.. mektuplar 2 sanki..
kirmizi elbiseli azra'yi da ben bilmiyorum. degiserek okuruz artik :)

Adsız dedi ki...

aganta burina burinata'nın hangi dilde olduğunu biliyor musunuz?

deryik dedi ki...

latince olsa gerek... bence.

mehmet dedi ki...

her şeyi bilmek isteyen kadın, bunu da bilmek ister ve bulur... bence.

deryik dedi ki...

buldum. "lingua franca" diye geçiyor. frank dili. yunanca-arapça-türkçe terimler içeren bi akdeniz liman dili imiş. sırf rahat iletişim için üretilmiş bir dil anlaşılan.

başka bi yerde italyanca kökenli demiş ki bu da mantıklı zira "yelkenler fora" mesela, fora italyanca kökenli bi kelime. yani venedikliler sağolsun, "iskele" de italyanca "skala"dan geliyor.

velakin bu cümlenin ekşisözlükte "burinaları yakalayıp tutun" gibi bi çevirisi var. burina bi halatmış, gemiyi hızlandırırmış. aganta halatı tut dmeek oluyo, burinata da başka bi ip galiba... beni kesmedi.

valla terim bu işte, "yelkenler fora, aganta!" derlermiş. ama vermek istediği hissiyat heralde başlıktakidir. balıkçı'nın şiirselliğini bozamam :)

mehmet dedi ki...

ben de başka bir yerde, anlam olarak aganta:tut, burina ve burinata:serenlerin üstündeki alt ve üst yelkenler, olarak öğrendim. bu tanımlar ne kadar doğruysa doğru balıkçı iyi tanımlamış hakkaten :))

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker