24 Ocak 2015 Cumartesi

kısırkaya

beni boşverin, haberi okuyun diye özet geçiyorum:

İBB, 20 bin hayvan kapasiteli itlaf ve deney merkezi kurdu  Özeti: Avrupa Birliği ülkelerinde yasaklanan hayvan deneylerinin yapılması için İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Sarıyer'de hayvan yakma odalarının yer aldığı bir merkez yaptı.

 Bu da 31 Ocak'taki eylem çağrısı:

Kısırkaya toplama kampına karşı 31 Ocak'ta Kısırkaya'ya!

bu çok hastalıklı, çok vahşi, çok çarpık bir şey. onca iğrenç barınak, onca korkunç itlaf haberinden sonra, bu artık zirve. basacak düzgün kaldırımı olmayan bir şehrin belediyesinin işi bu, fonlar buna gidiyor. Adını bi de utanmadan Sahipsiz Hayvan Geçici Bakımevi ve Bahçeli Yaşam Alanı koymuşlar. Fotoğraflara bakıp kendiniz karar verin, bahçeli yaşam mı, işkencehane mi?

ülke nefes alan her canlıya karşı. fotosenteze de karşı. her şeyin canını acıtmaya yeminli.

19 Ocak 2015 Pazartesi

sekiz degil, yuz

bu seneki Hrant Dink anmasinin slogani bu: 8 degil, 100 yil. bu sene de orada degilim, bu sene de oradayim. Nasil bir insan oldugu sanirim en cok su 10 yil sakli kalmis roportajda, o hevesli ogrenciye verdigi cevapta.  Aliler toplari hala Agoplara atmiyor. "Benim gibi adamı Türkiye bulmuş, yapılan işe bak." demis. oysa daha neler yaptilar. onun o koca umudunu alip, neler yaptilar. o 2005'te  "tüm bu güzel şeyler olurken ben Türkiye’de olur muyum işte onu bilemiyorum" derken, iki yil sonra. sahiden kanim katran kanasi kayniyor.

hrant dink, biyoloji felsefesiyle ilgilenseydi eger o genclik hevesindeki gibi, simdi hayattaydi. Evrensel guzelce derlemis, ozetlemis. biz bitmeden bitmeyecek bu dava ve hayir, bir zamanlar yapisik ikiz olup simdi dusman kardesleri oynayan taraflarin agiz dalasina meze de olmayacak. madem ki adim adim oldurduler, o her bir adimin hesabini isteyen binler var.

16 Ocak 2015 Cuma

872

sabah evden biraz erken cikip parktan yurudum otobus duragina. gunes dogmamis, ama kuslar uyanmis. tabii kosanlar, bisikletle ise gidenler filan da. onlar azimliler, benim gibi "aa kus!" filan demeyecek kadar alisiklar. oysa parkta muzik dinlemek, vapurda muzik dinlemek gibi. gozunu kapamak gibi. yani oradasin, sesler harika, duymuyorsun. neyse. ben duydum. agirmamis gunlerin kuslari. rutinleri bozma dernegi, yeni yil faaliyetleri.

guardian her cuma bi album oneriyor. tabii ingiltere'de yasayip da muzikle bi gidim ilgilenen herkes bunu biliyor sanirim ama iste ben sadece ilkiyim, ikincisi degil. denk gelirsem dinliyorum. neyse, club meds guzel albummus sahiden. siz de buyrun.



*
on milyon milyor haber icinde beni su ara en deliye ceviren sey Diyarbakir emniyet mudurlugunun suca karismis veya taciz / tecavuz magduru 872 cocugu fislemesi, milli egitim mudurlugunun de isim, adres, anne-baba adi, TC kimlik no bilgileriyle beraber tum listeyi websitelerinden yayimlamasi. Yani zaten geriye ne kaldi pardon, en sevdigi oyuncakla tuttugu takim mi? daha nesini bilecektiniz? cocuklara bunu yaptilar. efendim MEB bu cocuklarin egitim hayatinin devamliligini saglamak amaciyla emniyet bilgi ve takip ve falan filan - once takim elbiseli, kalin enseli yetiskin bir olup bunu yaptilar cocuklara. bilmemne muduru gorevden alinmis, bilmemkime sorusturma acilmis.

cocuklara bunu nasil yaptilar? simdi ailelerin bir kismi diyarbakir'dan tasiniyormus, "sokaga cikamaz hale geldik, cocugumuzun onurunu zedelediler" diyerek. 872 cocuk, uzerlerine devasa neon tabela asilmis, hayata zorlaniyor. bir tane bile akli basinda, isini bilen, akil vicdan sahibi yetiskin olsaydi, cikip "durun" deseydi, boyle zedelenmeyecek 872 hayat. cocuk subenin kapisina renkli harfler cakmakla olmuyor iste. bir cocugun kendini oldurme ihtimalini mi anlatacaksin, onlarin pesine dusmesi muhtemel manyaklari mi? niye anlatacaksin zaten, nasil olur da akil edemez bir insan?

*

sonra? sonra yasemin cayi, yanina da gofret.

pazartesi, hrant. 8 yil oldu sekiz. sekiz. sekiz sekiz sekiz. okuyunca bile yankilaniyor.

5 Ocak 2015 Pazartesi

hirosima

Berkin'in 16 olamadigi gun, bugun. bir davasi bile yok. oyle aniden degil, 269 gunde vefat etti Berkin. olemedi bile, oyle acili. davasi yok. bir yaz, hirosimayi soylemis Berkin. bak videoda hemen taniyor insan, ortada, uzunca. tanimasaydik da seker de yiyebilseydi. tanidik. her firsatta agzi kopurmus halde nefret kusan bir adamin, 15 dakikalik histerisine meze oldu, o ve ailesi. kitlelerini o dev hezeyaniyla kutsarken adini bile anmadan, nefretle yikadi el kadar cocugu. adini anmadigi, adini bilmedigimiz onca cocugun da mezarina tukurdu. hep boyle, tek tasla onlarca kus. icimdeki nefret oyle yogun ki agzimi acmiyorum. icimden cikacaklardan korkuyorum. gozlerim aciyor. uzulmek degil bu. cok ofkeliyim. sanki bir dugmeye basilmis, bir kutu acilmis, her sey saciliyor ustume.

bizim dislerimiz dokulecek erkenden. ufalanarak, zayiflayarak. dis etlerimiz kanayacak, cekilecek ve oyle iste. biz dislerimizi, cenemizi kenetledik. uykumuzda gicirdattik. cok yaptik bunu, bi sonucu olmali. ceylanlara, ugurlara, berkinlere dislerimizi kenetledik. bak daha yeni, silopi'de musa da gitti. balkonundaydi. polis kursunuyla gitti. 16 yasinda. Cizre'de mehmet gitmisti, 18 aylik. balkonda, anne kucaginda, gaz fisegiyle. biz hatirliyoruz, biz hatirladikca sinirden gozlerimiz nemleniyor, icimiz kasiliyor, dislerimizi kenetliyoruz. bizim dislerimiz dokulecek, tuzla buz olarak. ruyada dis dokulmesi bi yakinin vefatina isaretmis. o ne ki? bizim gercekte dokulecek. bu adi herifler, mezara 32 saglam disle gidecekler, gulumsemeyi asla ogrenmemis yuz kaslarinin nemrutluguyla. O zaman iste, sanki hayatta sirf o ani beklemisiz gibi, kosarak mezarlarina tukurecegiz. tukurecegiz; ama dislerimizi. biz tukenmis olacagiz, kenetlenmis cenelerimiz acilmayi unutmus olacak. anca dislerimizi tukurecegiz o mezarlara.

*

ocak nasil lanet bir ay. iki hafta kaldi bak hrant'a. ulkenin belasi, ocak ayi.

1 Ocak 2015 Perşembe

aganta burina burinata

"Ben bazen açık denizlerde güvertenin bir köşesine sıkışakalmış bir taş parçası bulurdum da, o taşı üç-dört bin kulaç derinliğindeki denize atarken, karanlığa yavaş yavaş gömülen taşa bakarak, 'bu artık oradan hiç çıkmaz' derdim.  Ayşe'nin o gün söylediklerini ve o günkü halini unuttum. nitekim ki deniz de bağrına atılan taşı unutur ama o taş yine oradadır ve oradan bir daha çıkmaz."

"Bodrum'a varınca duyacağımı umduğum tadı bulamadım. insan bir mevsimde bir ağacın muayyen bir dalında bir yemiş buluyor. yiyor ve hoşuna gidiyor. bir-iki mevsim sonra yine aynı dalda aynı yemişi arıyor, ya yemiş o dalda bulunmuyor ya da bulunursa hoşa gitmiyor. belki de yemişi arayan değişmiş bulunuyor."

''farkında olmadan fatma'ya:
- nedir acaba bu yıldızlar? diye sordum.
- göklerde mısır buğdayı patlatıyorlar galiba, dedi.''



Bu kitabı özledim. Parçalarını ekşisözlük'te buldum, gülümsedim. Bu kitabı Bodrum'da okumayı, okurken kafamı kaldırıp lacivertlere bakmayı, o lacivertin ortasında Yaşar Kaptan'ı tek ayağı dümende, ufku seyrederek taka sürerken görmeyi özledim esas.

Bazı ipleri doğru zamanda tutarsanız, tekneniniz hızlanır. Bu bilgi bir kitap başlığına gizlendiyse, o kitabın yanımda olmamasına hayıflanabilirim biraz.

29 Aralık 2014 Pazartesi

aç parantez

madem tatil, o zaman blog. eski tempoma dönemem ama, gündeme bulaşayım. veya gündemsizliğe. ülkede gerçek hiçbi gündem yok, farkında mısınız? neyse.

Ceren beş yaşında. Kuaförde annesini beklerken bir yandan da kadınların konuşmalarını dinliyordu. Kadınlar, ölen askerlerin annelerinin nasıl ağladıklarını anlatıyordu. Ceren annesine dönüp ‘Anneciğim, peki ölen teröristlerin anneleri ağlamıyor mu’ diye sordu. Kuafördeki bütün kadınlar ağladı.”

Bianet'ten alıntı bu, 1994teki "arkadaşıma dokunma" kampanyasını anlatan yazıdan. Bir süredir 90ların hak mücadelelerini tek tek, tane tane anlatıyor bianet. Arşivlerin tozunu atıyor ki tazelenelim. metin göktepe de var, hayata dönüş operasyonu ve bir dakika karanlık eylemleri de. 90lar berbat zamanlardı. Bugüne dair ne varsa, oraya, o on yıla sığmış; hatta ilk yarısına. leyla zana da var, merve kavakçı da. sivil itaatsizlik eylemleri, kent mücadeleleri, kadın ve LGBTİ hareketi, her şey. bak o zamanlar delirmemişiz. şimdi de delirmeyiz sanırım. sırf bunun için bile okumak lazım. üç haberden beşinin popülist laga luga olduğu basından kurtulmak için. gazetelerdeki şey gündem değil, ağız oyalayan sakızlar. cakcak. balon yap, patlat. içim şişiyor.

Merak ederseniz, ilk yazı şurda. yazının sonunda tüm yazılara derli toplu link verilmiş; çünkü bianet arşivciliği bambaşka güzel. bazı yazılar ağır ama. bi anda bi bakmışsın, ağlamışsın. oluyor, oluvermiş. geçmeyişinden. sonra havaya, suya, güneşe bak. oh. geçer biraz. insana insan lazım.

*

bu arada, marmara kent ve doğa mitingi olmuş. tabii yine üç beş kişiye kalmış gibi iş. olsundur. eşyanın tabiatı gereği, her toplaşmadan Gezi umacak değiliz ya. o bir daha olmayacak, olsa cıvırdı zaten. siz yine de ranta itirazla doğa savunmasını kalın kırmızı çizgilerle birbirinden ayıran dangalaklardan olmayın, olur mu? bir yandan hırsız kovalayıp onun sonucuna itiraz edene fildişi saraylardaki elit endişeler diye burun kıvırmak - iktisat iktisat olalı, böyle kör cehalet görmedi. neyse. kıt kaynaklar. kaynaklar kıt değil. kıt diyolar. kanmayın.

kapa parantez.

28 Aralık 2014 Pazar

tilk.

şeyi fark ettim, kendime ayırmadığım zamanları. ne ara kitaplar yığılır, albümler dinlenmez oldu, ne zamandır heveslerimi klasörleyip klasörleyip unutuyorum, bilmiyorum. genelde kişisel tarihime bakıp "X zamanında şu olmuştu" filan diye kırılmalar arıyorum (ki uzun bi süredir ilk kez 3 yıldır aynı evde oturuyorum, bahanem genelde taşınma ve yeni düzendir), ama ondan değil. oflayn kalamıyorum sanırım. hangimiz zaman zaman? meh. dikkat sürem kısaldı. okuduğumu unutuyorum ki ben okuduğumu ı-ıh, asla unutmam.mazdım. hiç olmadı şimdiye kadar. geçen gün raftan bi kitap alıp "bunu da niye okumadıysam şimdiye kadar?" dedim kendi kendime, koltuğa yerleşip hevesle açtım... OKUMUŞUM. yani tamam, çok şükür ki ilk cümleden uyandım ve evet, kitap pek bi şaheser değildi; ama bu bi ne demektir deryik, kendine hesap ver. o gri hücreler gri atlarına binip gitti mi, bu bi ne.

zihnim dolu. kafam dolu. gündelik şeyler, gündelik olmayan şeyler, işler güçler, planlar hayaller - beynim güçlü kalamıyor. hafta sonu canterbury'e gittik. güzel, minik bi şehir. ingilizlik fışkırıyor her yerinden. hava buz gibi olmasa daha da severdim bence. ay neyse, ne diyodum? hah, bi dükkanda küvet için kitap tutacağı vardı, hatta aynı şundan. görünce bi dalıp gittim niyeyse. be kadın, küvet doldurmazsın, su israfı diye. hadi kırk yılın başında doldurdun diyelim. o zaman da kitap okumazsın, ıslanır diye. hayatta uğraşmazsın şöyle bi zavazingoyla. e ne o zaman? nasıl bi ihtimal, ne gördün de n'oldu (kendimi döverek blogdan atıcam şimdi)? işte sanırım, ertelediğim, ötelediğim, "yahut vakit olmayan" her şey o saçma aparatta vücuda geldi. haleluya.

bi A4 kağıt alacağım, bir de 0.4 uçlu pilot kalem. tüm kağıdı kuş yemi kadar kareler ve üçgenlerle dolduracağım. o zaman geçecek sanırım, deli pöstekisi lazım bana. böyle zamanlarda halı dokumak, kanaviçe, ne bileyim petek dinçöz için kum boncuklu elbise işlemek filan, öyle şeyler istiyor canım. "bunu yapan kör oldu ama of beyni var ya, mis gibi açıldı, çok memnun" işleri. hiçbiri elimden gelmiyor. telkâri mesela, ne güzel şey oysa. yine böyle zamanlarda seramik düşüyor aklıma. yine özlüyorum, çamur harika bir şey. ve fakat bir stüdyo gerektirmesi inanılmaz. tek başıma baştan sonra yapacak kadar bilmediğimden, bir hoca da gerektiriyor haliyle. tabii çok isteyen evde playdohla da oynar yani ne var ama... işte. meh.

yeni yılınız hiç ummadık şeylerle gelsin blog ahalisi. çünkü nedir, umduklarınızı bulmak çok bi mesele değil aslında. bunu demişken not edeyim: güzel şeyler tabii, hepsi güzel şeyler olsun. güzeliniz özeliniz size, hepimize yetecek gülüşleriniz bize düşsün.

9 Aralık 2014 Salı

maçk.

ben bu satirlari yazarken tepede cookies alert var. seceneklerim de sunlar: "daha fazla bilgi edinin" ve "anladim". anlamiyosan daha fazla bilgi lazim demekmis. boyle seylere takilip kaliyorum bazen. hani misafirleri olan dilencinin aslinda zeus oldugunu hic bosalmayan sarap anforasindan anlayan ev sahibi cift gibi - aa isaret. aliym ben bunu, kullanirim. ayrintilari fallandiriyorum, filizlenince dikiyorum, cicek cicek aciyolar. oysa daha fazla bilgi edinmek, anlamaya yetmeyebilir. neyse, zeus saraplari.

bu sabah gunes yoktu. ev buz. gunes dogsun diye bekledim. dogmak bilmedi. giyindim, gok pembelendi. sonra tekrar mutfak penceresine gittim ve ta taa - bi kizilgerdan ucuverdi. mutfak penceresinin dibindeki agacin dalinin en ucunda duran kizilgerdan (kurdugum en uzun tamlama) oldugundan eminim, niyeyse. iyi denk geldim.

her zaman nefret ettim bu zifir karanliktan, soguktan. yari uyur halde gecirdigim aylar. aralik ve ocagi eskiciye verip mayisla eylulu uzatabilmeliyiz. 21 aralik gelsin de gitsin artik nolur. ciceklenen bahar agacindan guzel bir sey mi var, rica ederim.

***

bi hafta icin turkiye'ye gittim geldim. her seferinde oldugu gibi, yorgun ve cok yorgun dondum. dinlenemedim, dinlenmek icin bi tatil daha lazim. habire fon cektirdim cunku burdakinin beste biri fiyatta ve biraz suslu hissetmekten bir sey olmaz.

yeni yil dilegim de bu t-shirt. nerden bulacaksam artik.
aile ve arkadaslar ve ben. istanbul'la pek ilgilenemedim, ankara'yi simarttim. bir suru insanla karsilastim, deli gibi. yedim, ictim. bunlarin bazen sirasi karisti. parklara gittim, parklar guzel. bebek sevdim, bana gulumsedi diye pek bi havalara girdim. vapura bindim tabii, vapursuz olmazdi. anlari kirptim ani yaptim. bazilarini naftalinledim de sakladim. oyle iste. dar vakitlerde tatilmis gibi. nedir, simdi corek otlu tulum peyniri var evde. ben de ondan sandvic yaptim, ofiste yiyorum. aa bi de trilece yedim. sanirim o tatli oyle olmamaliymis; ama yine de o an lezzetliydi. neyse, bi tatlinin asiri populer olmasi acayip geliyor. macaron vesaire de boyle. abartiyorsunuz.

dem'e de gittim nihayet. her istedigim cay icin "ay o mu? iiy yok, o soyle boyle" deyip baska sey onerdiler ama neyse. sanki menuyu ben hazirladim.

***

her gun yeni bir bilgi: anemon aslinda bir cicek. yani cicegi de var. ben denizler altinda yirmi bin balik halini tercih ediyorum sanirim, boyle su altinda dagilan, uzun sac tutamlari gibi. mavili balikli sac. guzel ondan. cicek hali de pek guzel gerci, el isi dersinde yapilmiscasina. su an TARIMDA ANEMON YETISTIRICILIGININ YERI VE ITHAL CICEKCILIK yazilarina filan denk geliyorum da buraya ozetlemiyorum. aa bi de kremi varmis, yaslanmayi engelliyomus. neyse, yunancada ruzgarin kizi demekmis anemone. afrodit, olen sevgilisi adonisin kanina nektarlar serpince acmis bu cicek. bir nevi gelincik. ama ayni zamanda deniz altinda da bi guzellik. daha ne olsundu, rica ederim.

***

yeni yil tanrilari sesimi duymus olacak ki biricik cicegim simge londra'ya tasiniyor. arkadaslanma danslariyla kutladim bu fikri. bavuluma atip kacirmak istedigim insanlarin sayisi bir azaldi. arkadaslar guzeldir, pek sevincliyim.

bi de ben buradaki vizemi uzatacagim, vizelerimizi uzatacagiz. benim canim sirketim, karsilamiyor masrafimi. zorunda degil zaten de bi ikram yapabilirlerdi. yapan yapiyor. ama iste, yapmiyolar. sasirmadim ama iste, bi umut var miymis neymis. tulum peyniriyle yedim onu da bi guzel.

londra zalim, yilbasi yakisiyor. yabanmersini sosundan bence. guzel sehir. fark ettim ki ben burda yasamayi seviyorum - yani, alismaktan ote bu. turkiyeyi (hayir, turkiyedekileri) ozlesem de. londra henuz ne kadar evim, bilmiyorum. 2,5 yil oldu, az degil; ama bunlarin kafamda dereceleri farkli sanirim. ankara 8 yila ragmen tam bi ev olamamisti mesela. londra bazen cok ev. bazen de iste, benden vizeler istiyor filan. neyse, "yasamayi sevdigim, istedigim sehir" sanirim simdilik. ev olusu suruyor.

***

baska? kendimi dinliyorum. biliyosunuz cok konusuyorum, dinlemesi de zor oluyor. 2015'ten niyeyse pek umutluyum, sanki herkes oyle. her seyin guzel olacagi bir yilmis gibi. olmazsa n'apcam bilmiyorum. pirpir hallerdeyim. sanirim iddia ettigimin aksine, ben bu yeni yil bekleyislerini seviyorum. 2015 de bekleneni yapsin rica ederim. isi ne.

daha fazla bilgi edinsem mi, yoksa anlamis miyimdir? hmm hmm.

20 Kasım 2014 Perşembe

ilk kez aşure yaptım, annemin teyzesinin tarifiyle. menekşe gözlü teyzesi. en lezzetli yemekler hep onun mutfağından. onun kızı verdi bana bu tarifi, bir sürü dip not, uyarıyla. aile tarifiyle yaptım diye daha lezzetli oldu bence. aşure benim için dini bir anlam değil,  törensel bir anlam taşıyor. aşure yapılan bir evde büyümedim mesela, ama bu kuşaktan kuşağa geçişini önemsiyorum. annemin kuzeninin (tarifi aldığım kişi) kızı yok, ama beni kızı gibi sever. soyadı erkeklerden ilerleyebilir, mutfak törenleri kadınlardan yürüsün. ben o tarife bi kuşaklık daha el verdim sanki. o dip notlar bi kuşak daha harfiyen uygulanacak. o yüzden kıvamını, tadını tutturunca kendimle çok gurur duydum. belki de 30 yaş insanın kendine törenler tutması, gelenekler arayıp bulmasıdır. ayrıca köşedeki bakkal aşure yapmama çok sevindi, "bizden katkı olsun" diye fındık, ceviz verdi. ben onlara aşure götürmezsem olmaz. sonra bu bizim törenimiz olur belki. çünkü iyi insanlar, çalışkan, hep gülümseyen, hep kibar, iyi niyetli insanlar.

daldan dala: birlikte iş yaptığı insanları delice önemseyip esnafını umursamayanları hiç anlamadım. bence esnafta şanslı olmak, sahiden insanın gündelik hayatını renklendiren bir şey. mesela burdaki terzi. sonra kuru temizlemeci ikili. nalbur. sırf bi güleryüzü çok görüyo diye nalbur değiştirdim ben. lavabo filtreleri çeşitleri ve doğru kullanım alanları üzerine 10 dakikalık sohbetin aslında bu konuyla hiç ilgisi yoktu, sadece sohbetti mesele. bu ve benzeri işte - kimi insan günü hafifletiyor. öyle yapmak zorunda olduğu için değil, içinden geldiği için. aşureden filtreye hızlı geçişlerdeyim.

bakınız burası da duruyor. ölmüyor, sürünüyor.

gidip aşure yiyeceğim. yedikçe anılar anılar. moda'da bir balkon ve etrafında kocaman ağaçlar, demirlerine konan kargalar ve kahkahalı çay.

31 Ekim 2014 Cuma

brb

Doktor, MR ve fizik tedavi esliginde, kendime koydugum teshis onaylandi: yalanci siyatik de denen seyden olmus, priformis kasimi incitmisim veya bi siler. tam bir wikipedia doktoruyum. zaten agrim yok gibi bir sey artik da maksat duzeltmek tamamen. fizik tedavici "bu kaslar tas gibi, bu kaslarin hali ne" diye beni yogurdu, bi hareketler verdi. sonra ben nerden estiyse "ya aslinda sol omzum agrimasin diye sag tarafa agirlik veriyorum, ondan mi oldu ki?" dedim. o da hevesle sol kolumu incelemeye alip biraz da onun icin "bu kaslar daha da beter, tas gibi, kaskati, uuu" dedi. omuz icin tedaviye devammis. aman da aman saglik raporlari.

burayi kapatmayi, sifirdan baslamayi dusunuyorum bazen. kapatmak derken, durur da iste, islemez. kiraci degilim ya. sonra arsive bakiyorum - hohoho yani. veya Aysin yorum birakiyor (Aysin'in HALA okumasi etkileyici, evet), o sayede hatirliyorum bazi yazilari. bilmiyorum iste. veya bu dedigimi yaparim, haberiniz bile olmaz. gibi gibi. 


yolumuzu aydinlatan fosforlular ve temsili ben.
haftaya 30 yasimi kutlayacagim. yeni yas kararim "asla yapmam" diyecegim seyleri yapmak; cunku "kesin yapacagim" dediklerimi zaten yapmiyorum. nasil? bence cok mantikli. Bir de 30 kedi bulup ortalarina oturmayi, oturup da bir turku tutturmayi planliyorum. Maksat yollar aydinlansin.

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker