13 Şubat 2015 Cuma

sira

Bugun okullarda egitim-sen'in cagrisi ile laik ve bilimsel, anadilde egitim icin boykot var. din golgesinde ne evrim, ne devrim ogretilir; dinin golgesi cok uzun. dil olmadan ne ogretilir, o zaten muamma.

turkiye artik "ama canim ogrenciler ve din egitimi" muhabbetini coktan asti. konu bu degil, bu konunun cignene cignene yorulmus kilifi. erdogan "dinsiz = tinerci" dedigi zamandan cok daha once asmisti. ben, kendim istemedigim, ailem istemedigi halde 9 yasimdan beri dualar ezberleyip, kabul etmedigim her "bu boyledir, emredilmistir" cumlesine israrla itiraz ettikce azarlanip, sonra sinav icin saatlerce calisip, sonra bunlardan not alip, sonra o notun da degerlendirmeye katildigi genel puanla okullar kazanirken de asmisti. alevi ogrenciler parmakla gosterilir, ramazanda okul kafeteryalari kapatilirken de asmisti. Ahlaki dinle esitleyen her ogreti, her karar, her kararverici damla damla uzaklastirdi turkiye'yi bilimin o diller ve dinler otesinde, gayet dunyevi ve gercek dunyasindan. en hakiki mursit, evet, ilimdir ve fendir. bu lafi etmis adamdan olesiye nefret etmeniz, bu zamanlarotesi gercegi pek degistirmeyecek. kuyu dibi kurbagalari gibi dunyayi turkiye'den ibaret sananlari sasirtabilir; ama bu soz obeginde insanlik tarihi var ve zaten o yuzden, cok da yeni olmayan, kes-yapistir bir sozdur aslinda. neyse.

simdi sadece daha da agirlasiyor. ogrenciler zorunlu dersler, zorunlu secmeli dersler, baska secenegi olmayan secmeli dersler ile kusatilmisken birlikte ses vermek icin var bu boykot. tabii ki su an, okullarin onunde ogretmenler, veliler, ogrenciler kim varsa dayak yiyor polisten. bilimsel egitimi savunmanin sonucu gozalti.

Gonul ister ki bu ayan beyan ortada, basit gercekleri asmis olalim, dini ogretime cok hevesli olanlar ayrica ne istiyorsa ogrensin ve ogretsin; ama n'olur din hanesi bos olan cocugun pesine dusmesin. devletin dinden ayrilmasi kadar, dinin de devletten ayrilmasinin anlamini dusunseler diyecegim ama su an taraf olan devlet degil, yogunlastirilmis guc sarhoslugu. asalim iste temel seyleri, mesela anadilde egitimin geregini anlatmaktan dili kurumus insanlara bir bardak su verelim, bi huzura kavussunlar. acilim da acilim derken hala "tanimlanamayan bir dil" diye kayitlar var mahkemelerde. bu utanc, bu utancin agir yuku, okulda arkadasina, kardesine seslenmeye utanan cocuklarin yuku, artik kalksin ulkenin omzundan.

Gonul ister ki gecelim bunlari artik. Gecelim ki baska seylere sira gelsin. derdimiz bunlar olmamali, geride kaldigimiz, sinifta kaldigimiz cok konu var. Sahiden bilimsel, sahiden ufuk acan, sahiden hem egitici hem ogretici, sahiden genel kultur verebilen, kalipsiz, sansursuz, sanata, spora tesvik eden bir egitim sistemini asla konusamayacagiz sanki. Tarih kitaplarinin ucubeligine, lablarin yetersizligine, tavsiye edilen kitaplardaki eksiklere, muzikte flut, sporda 19 mayis hareketleri otesine gecmeye sira gelemeyecek. Cocuklari hizardan geciren, tazecik filizlerini koparip atan kaliplari yikmaya, gelemeyecegiz.

Korumaya calisilan eski hal bu anlamda vasatin da altindaydi ve zorlandigimiz bu mucadeleler bu gercegi degistirmiyor. Sadece, daha iyiye dogru bir adim atmaya bir turlu sira gelmiyor, gelemiyor. maksat geriye dusmemekse, bu ilerleme degil. elde, egitim desen egitim degil bir seyin kirintisi var, onu savunmak zorunda kalmak bana agir geliyor. zaten bok, bari bombok olmasin. olur. peki kafamiz bu boktan ne zaman cikacak? ona sira gelmiyor. batmamaya calismaliyiz.

*

Hepsinden ote, hadsiz, sefkatsiz, uslupsuz, nursuz, arsiz, edepsiz bir yonetime hapsolmus vaziyetteyiz. boyle gunlere dogan, leblebi gibi bebekler biliyorum. onlarin cicek cicek acabilmesini isterim. baslarina her an bir balyoz inecek korkusuyla solmasinlar isterim. hele kiz cocuklari, en cok da kiz cocuklari, en cok onlar baslarini dimdik tutabilmeli. adindan, kelimelerinden utanan cocuklar olmasin artik. hepsinin vebali boynumuza. en cok da bizim, henuz cocugu bile olmayan; ama her seyi goren, duyan ve farkinda olan bu ara gecis kusaginin boynuna. biz hirsizi, katili biliyoruz. bilmenin yuku geregi, biz sorumluyuz.

12 Şubat 2015 Perşembe

çiç

çok konuşmanın bana pek faydası olmadı, çok anlatmanın da. çoğu zaman dinlemeyi beceremedim mesela, bunun sıkıntısını da yaşadım. üzüntüm, sinirim, mutluluğum; bünyede ne duygu varsa çeneme vurduğundan, çok konuşup az duydum. kendime geveze değil de çenebaz demeyi seçtiğim zamanlar da olmadı değil, naif kandırmacalar.

 işin tuhafı, bu kadar konuşmaktan en az da kendimi duydum. "yuh" diyeceksiniz tabii; ama tek başıma olduğum zamanları diyorum ben. bir gevezenin en büyük sorunu, cümle tamamlamaktır: karşısındakilerin, kendisinin ve hatta yan masadakilerin cümlelerini ileri sarmak. cümleleri kesmek, alıp başka yere bağlamak. nefret ettiğim halde laf kesmemeyi hala öğrenemedim; oysa sahiden amacım "sen sus da beni dinle" demek değil, aksine, karşımdakini anlayıp, cümlenin bitişini gördüğüm için bi sonrakine geçmek. ileri. nereye varacaksak? tabakhaneye yetiştireceklerim var. olmadığını da sahiden geç idrak ettim.

işin saçmalığı burada devreye giriyor, tüm bunları kendime de yapıyorum. bi nefeslik izin vermiyorum. olması gereken, söylenmesi gereken şeylerle bitmesi gerektiği gibi biten cümlelerden ibaret. satranç bile değil, hırslı bir tavla oyunu gibi. yapmadığım tek zaman, yazdığım zamanlar. el ve dil farkı sağolsun, elim her şeyi yavaşlatıyor. klavyeyle aynı şey değil o yüzden el yazısı. neyse, bu aralar daha önce de birkaç kez yaşadığım bir kozacılık halindeyim. insanlar bunu genelde mutsuz zamanlar diye anlıyor; ama öyle değil. aksine, keyfim gayet yerinde. sadece her şeyler ve herkesler kalabalığının ortasında bir aynaya denk gelmişim, aynadaki aksime "aa senden naber sahi?" demişim gibi. tabii bir de az susup dinlemişim, "iyi gördüğüm iyi" dememişim gibi.

bu noktada tabii o klasik sahne gelebilir insanın aklına: kahramanımız arkadaşına "nasılsın" der, gülümseyen bir "iyiyim, her şey iyi" cevabı alır. gözlerini dikip bi daha sorar, yine gülümseme, belki hızlı bir çay yudumu. üçüncüde arkadaşı atomlarına ayrılarak ağlamaya başlar ve kapanış. hah işte, hiç böyle değil. atomlarıma ayrılmıyorum da "evet sahi ya, nasılım?" diyorum gibi. yaz yaz yaz. o tek başına olmuyor hiç, yanına bi de oku oku oku. yine dergiler yüklendim, bir de son 3-5 senedir hiç olmadığı kadar tempolu kitap öğütüyorum. lokmaları daha uzun çiğniyorum. bir şarkıyı sevince tüm albümü dinliyorum. daha erken kalkıyorum, daha çok dikkatimi vererek çalışıyorum. daha tempolu yüzüyorum. ertelediğim, geçiştirdiğim şeyleri yapıyorum. bir yandan da her şey daha az sanki. az ve öz. özü arıyorum. bir de, daha fazla gülümsüyorum gibi, ya da öyle olsun istiyorum. kelimeleri özlemişim. her ne kadar bir geveze için kulağa absürd bir oburluk gibi gelse de, aksine, gevezeliğin kelimelerle pek ilgisi yok bence. oburluğun lezzetten çok doymamakla ilgisi olması gibi, gevezelik konuşmakla ilgili, kelimeler düşünmekle.

"tamam da nerden çıktı bunlar?" derseniz (ki tabii ki bu çeneyle ben bunu kendime çoktan sordum, siz yorulmayın), bir sabah uyandım, idrak ettim. veya bünye niyetlendi. hayır, tam böyle de değil. bunlar gevezelik. nedenini niyesini bilmiyorum; ama her neyse, keyfim sahiden yerinde. belki yeni defterime yormalıyım, pek sevemediğim için beni uğraştıran defterime. sevmek vakit aldı ve o vakitlerde kendimi dinliyorum. bir yere, bir şeye varmak için de değil, bu öyle ruhsal yolculuk, iç dünya keşfi filan değil. her şeyde anlam arıyoruz, niye kendimize böyle yükler yaratıyorsak.

neyse, tüy gibi hafifim. keyifli bir haldeyim. huzurlarınızda, kendime teşekkür edeyim ben bizzat. bu aralar kendime iyi geliyorum. az. tüy. hafif. idrak. böyle keywordler düşünüyorum. "artık kısa cümleler kuruyorum" filan da demek isterdim; ama hayır, tabii ki daha az konuşmuyorum. yine de sanırım, susma süremde bi ilerleme var. 30 yaş mucizeleri.

üzerine titrediğim haller. tadını çıkarıyorum.

9 Şubat 2015 Pazartesi

nefret

bulent arinc, ki kendisine barinc demeyi hep daha samimi buluyorum, "%50 bizden nefret ediyor" dedi ve sunca yoklukta bu lafi "ay bizi ANLADI! ay sukur birine jeton DUSTU!" diye bir sevinc dalgasi yaratti. Oysa bu lafta bir sey eksik - hatta ozellikle yok: "biz, %50'yi kendimizden nefret ettirdik" demiyor bakiniz. Onlar, orada, bir sebeple, nefret ediyorlar. Tabii sahiden sebep varsa. Bunu da cozmeliyiz; cunku ulke yonetilmekten cikar. Yani yine, kendimiz icin.

Bulent Bey kisisel almasin, ben siyasetcileri pek sevmem. Zaten sevgi ve nefretin, siyasetle pek de ilgisi olmayan, olmamasi gereken duygular oldugunu dusunurum. Nasil diyeyim, konu bu degil. Yine de son 12 yildir her allahin gunu ulkenin yarisinin (ki sayilar hic onemli degil) damarina basip, acik yaralarini tuzlayip, azicik kabuk tutacak gibi oldugunda kanirta kanirta kanatan bir ekibin parcasi. O ekibin her parcasindan tum varligimla nefret ediyorum, hakli. elimde olmayan, bulantiyla karisik bir nefret bu. Fiziki tepki verdigim bir sey. Yuzum degisiyor, tansiyonum cikiyor. Bunlar dusunerek olmaz, bunlar o guzelim evrim surecinin bizi koruma cabasidir kotuden, zararlidan. Dolayisiyla, Barinc madem siyasete biraz duygu ve bolca hikaye katti, ben de flashback kismini ustleneyim. Acilisi kendisiyle yapiyorum, daha uzayacak tabii ki:

 Yirca hakkinda: "ulkede dag tas zeytin agaci oldu"
"Kadin herkes icinde kahkaha atmayacak"

simdi, cevreci bir kadin olarak bana bunlar yeterdi; ama hakli, nefrete yetmeyebilir. nefret icin daha ince calisti barinc'in arkadaslari:

"hayir diyen darbecidir" (2010 referandumu oncesi)

"Sulu kuru her türlü kötü alışkanlık gençliğimizde var"
"anani da al git" ("anamizi aglattiniz" diyen ciftciye. Ayni ciftciye oncesinde "lan" der, ciftci de "lan mi? canin sagolsun" der.)
"Askerlik yan gelip yatma yeri degil" ("sehit cenazesi istemiyoruz" diyene)
"bu isin fitratinda var" (ihmalden olen madenciler hakkinda)

"fakirin komurunu zengin mi cikarsin?"
"Çok okuyan arkadaşlar şimdi sefilleri oynuyor."
"Resim yaparak, tuvale yansıtarak, şiir yazarak, şiire yansıtıyor, günlük makale yazarak." (terore destek tanimi)
"biri olmus, cok da ustunde durmuyorum" (Metin Lokumcu hakkinda)
"icki icen herkes alkoliktir"
"afedersin çok daha çirkin şeylerle Ermeni diyenler oldu"
"biliyorsunuz Alevi"
"onemli olan boy degil soy"
"sarayda oturuyorsunuz gel dediğiniz yok." (Van depremi ertesi, prefabrik ev ziyareti)
"takla at da goreyim"
"kirletilen kadin" (tecavuze ugrayan kadinlar hakkinda)
"seni evlendirmek lazim" (sinavlari kazanip mulakatta elendigini soyleyen engelli vatandasa)
"gozlerin gormedigi halde sana is vermisiz"
"Al işte bu parayı. Başka ne yapacağım? Onları sen kendin al. Parayı al, cebinden düşürme" (Kanser hastasi vatandasa cevap, cebine para sikistirirken)
"Kiz midir kadin midir bilemem" (protesto sirasinda panzere cikti diye dayakla kalca kemigi kirilan gosterici hakkinda)
"İsveç ve Avrupa’da Seyfo-soykırım mastürbasyonu yapıp İsveç’in soykırımı tanımasına sebep oldunuzda ne oldu?" (Suryani diyasporasina karsi, Isvicre'de)
"esas kurtaj cinayettir, her kurtaj bir uluderedir" (roboski katliami ertesi)
"53 sunni vatandasimiz sehit edildi" (Reyhanli bombalamasi ertesi)
"elim bir olay yasandi, dugunumuzun tadini kacirdi" (Reyhanli ertesi)
"Bu işin doğalı, fıtratı normal doğumdur. Sonuçta manavdan muz almıyoruz" (sezaryen dogum hakkinda)

"camiye ayakkabilariyla girdiler, icki ictiler" (Gezi)
"Biber gazinin sagliga zarari yok"
"Şimdi soruyorlar 'Polise talimatı kim verdi?' diye. Polise talimatı ben verdim." (Gezi)


"Demir bilyeleri savuran o kişinin kaç yaşında olduğunu polis nereden ayıracak?" (Berkin Elvan icin, annesini yuhalatirken)
"masallah, ciftetelli oynuyolar" (Kobani hakkinda)
"escinseller yok demiyoruz, tedavi edilmeliler"
"biri çıkıp da "başkanlık sistemi diktatörlük getirir" dediğinde gırtlaklamak istiyorum"

*

daha gider tabii, hepimiz biliyoruz. kesin unuttugum top 10 incileri de vardir, bir kisinin hafizasi yetmiyor bu ekibe. listeyi meclisle sinirli tuttum; yoksa hepimiz biliyoruz, bir imelih nefret sacmakta on kaplan gucundedir, polis desen zaten baska hikaye. bir de tabii, anca hatirladiklarim bunlar. midem kasilinca aramayi biraktim.

Eger isin icine duygulari katip nefretten filan bahsedeceksek, diger duygulari da unutmayalim. Tum kabineye Yilanlarin Ocu'nu okumalarini oneririm. Cesit isterlerse, A Tale of Two Cities de olur bak, yakin zamanda yeniden okudugum icin soyluyorum. Madam Defarge'in orgulerinde tuttugu kayitlar gibi, ince ince, ilmek ilmek hatirladigimiz her sey.

evet, hala kitap filan onerecek kadar da saf bi yanim var. veya salak. neyse ki nefret hissine zerre golge dusurmeyen durumlar bunlar.

6 Şubat 2015 Cuma

how everything turns away quite leisurely from the disaster

pek sevdigim bir tablo var: Bruegel'in İkarus'un Düşüşü Sırasında Bir Manzara'si:


 Ilk bakista gorulmuyor bazen; Ikarus sag altta kaliyor. Suyun icinde, cirpinan bacaklar onun, bir adam da yardim etmeye calisiyor. Tablonun guzelligi, diger iki figurun isinde gucunde, hayatina devam etmesi, bir de uzaktan gunesin o hasmetli parlakligi. Koyunlar bile otlamaya devam ediyor, harika iste.

Neyse, bu tablonun baska hayranlari da var elbet, biri de Auden'mis ve serefine bir siir yazmis. Basliktaki cumle o siirden. O kadar guzel bir ozet ki iste o yuzden o sair, bana anca paragraflar.

2 Şubat 2015 Pazartesi

___

aslinda yaziyorum. yaziyor evet; ama yayimliyor diyemeyiz. konusuyorum da. evet cok konusuyor; anlatmiyor diyemeyiz. izliyor, gozluyorum; bir yere variyor diyemeyiz. boyle hep. sanki bir yerde kum taneleri birikiyor guzelce, bir sayfalar cevriliyor sagdan sola veya tomurcuklar baharlanacak. bir yerde, bir zamanlar ilerliyor. oysa ben fazlasiyla su andayim. bir tane, mutlak, sonsuz an. kocaman bir dalgada sorf yapmak gibi. dusmeden onceki saniyeler. ben hic sorf yapmadim da iste, oyle. dalga illa patlayacak. akan zaman o aslinda ve patlayacak. patlamaz diyemeyiz. ben dalgadayim da o koskoca denizin kocaman dalgalari, akintilari, kayiklari, baliklari zaman. etrafi seyrediyorum. seyrediyor evet; goruyor diyemeyiz. hadi gordu diyelim, umursuyor diyemeyiz. ama o oyle bu boyle deriz. "bile bile lades" deriz, "harc bitti, yapi paydos" deriz, "ne kadar ekmek o kadar kofte" deriz. bunlari deriz, bunlar kolay. bazi seyler zor. bazi seyler niye boyle, hic bilemeyiz. kirpip kirpip yildiz yapabiliriz, konfeti gibi havalara sacabiliriz. takvimleri isaretliyor, ama o gunleri gorecek diyemeyiz. uzuluyor; ama hakki var diyemeyiz. bak nasil guluyor; ama icten mi bilemeyiz.

egeriz, bukeriz, oluruna variriz; varmaz diyemeyiz.

27 Ocak 2015 Salı

suplis!

yuzyillar sonra header degisikligi! cunku o bir surpriz, o bir akide sekeri. hem de blog tam hiz 9. yasina dogru buyurken (yaslanirken?). oysa eskiden, twitterlar filan yoktu. buralar bizim kocaman dutlugumuzdu. indis hanim vardi, onun harika kelimeleri. bakiniz, hala sapkasindan akide sekerleri cikiveriyor iste. yine yeniden tesekkurlerimle.

24 Ocak 2015 Cumartesi

kısırkaya

beni boşverin, haberi okuyun diye özet geçiyorum:

İBB, 20 bin hayvan kapasiteli itlaf ve deney merkezi kurdu  Özeti: Avrupa Birliği ülkelerinde yasaklanan hayvan deneylerinin yapılması için İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Sarıyer'de hayvan yakma odalarının yer aldığı bir merkez yaptı.

 Bu da 31 Ocak'taki eylem çağrısı:

Kısırkaya toplama kampına karşı 31 Ocak'ta Kısırkaya'ya!

bu çok hastalıklı, çok vahşi, çok çarpık bir şey. onca iğrenç barınak, onca korkunç itlaf haberinden sonra, bu artık zirve. basacak düzgün kaldırımı olmayan bir şehrin belediyesinin işi bu, fonlar buna gidiyor. Adını bi de utanmadan Sahipsiz Hayvan Geçici Bakımevi ve Bahçeli Yaşam Alanı koymuşlar. Fotoğraflara bakıp kendiniz karar verin, bahçeli yaşam mı, işkencehane mi?

ülke nefes alan her canlıya karşı. fotosenteze de karşı. her şeyin canını acıtmaya yeminli.

19 Ocak 2015 Pazartesi

sekiz degil, yuz

bu seneki Hrant Dink anmasinin slogani bu: 8 degil, 100 yil. bu sene de orada degilim, bu sene de oradayim. Nasil bir insan oldugu sanirim en cok su 10 yil sakli kalmis roportajda, o hevesli ogrenciye verdigi cevapta.  Aliler toplari hala Agoplara atmiyor. "Benim gibi adamı Türkiye bulmuş, yapılan işe bak." demis. oysa daha neler yaptilar. onun o koca umudunu alip, neler yaptilar. o 2005'te  "tüm bu güzel şeyler olurken ben Türkiye’de olur muyum işte onu bilemiyorum" derken, iki yil sonra. sahiden kanim katran karasi kayniyor.

hrant dink, biyoloji felsefesiyle ilgilenseydi eger o genclik hevesindeki gibi, simdi hayattaydi. Evrensel guzelce derlemis, ozetlemis. biz bitmeden bitmeyecek bu dava ve hayir, bir zamanlar yapisik ikiz olup simdi dusman kardesleri oynayan taraflarin agiz dalasina meze de olmayacak. madem ki adim adim oldurduler, o her bir adimin hesabini isteyen binler var.

16 Ocak 2015 Cuma

872

sabah evden biraz erken cikip parktan yurudum otobus duragina. gunes dogmamis, ama kuslar uyanmis. tabii kosanlar, bisikletle ise gidenler filan da. onlar azimliler, benim gibi "aa kus!" filan demeyecek kadar alisiklar. oysa parkta muzik dinlemek, vapurda muzik dinlemek gibi. gozunu kapamak gibi. yani oradasin, sesler harika, duymuyorsun. neyse. ben duydum. agirmamis gunlerin kuslari. rutinleri bozma dernegi, yeni yil faaliyetleri.

guardian her cuma bi album oneriyor. tabii ingiltere'de yasayip da muzikle bi gidim ilgilenen herkes bunu biliyor sanirim ama iste ben sadece ilkiyim, ikincisi degil. denk gelirsem dinliyorum. neyse, club meds guzel albummus sahiden. siz de buyrun.



*
on milyon milyor haber icinde beni su ara en deliye ceviren sey Diyarbakir emniyet mudurlugunun suca karismis veya taciz / tecavuz magduru 872 cocugu fislemesi, milli egitim mudurlugunun de isim, adres, anne-baba adi, TC kimlik no bilgileriyle beraber tum listeyi websitelerinden yayimlamasi. Yani zaten geriye ne kaldi pardon, en sevdigi oyuncakla tuttugu takim mi? daha nesini bilecektiniz? cocuklara bunu yaptilar. efendim MEB bu cocuklarin egitim hayatinin devamliligini saglamak amaciyla emniyet bilgi ve takip ve falan filan - once takim elbiseli, kalin enseli yetiskin bir olup bunu yaptilar cocuklara. bilmemne muduru gorevden alinmis, bilmemkime sorusturma acilmis.

cocuklara bunu nasil yaptilar? simdi ailelerin bir kismi diyarbakir'dan tasiniyormus, "sokaga cikamaz hale geldik, cocugumuzun onurunu zedelediler" diyerek. 872 cocuk, uzerlerine devasa neon tabela asilmis, hayata zorlaniyor. bir tane bile akli basinda, isini bilen, akil vicdan sahibi yetiskin olsaydi, cikip "durun" deseydi, boyle zedelenmeyecek 872 hayat. cocuk subenin kapisina renkli harfler cakmakla olmuyor iste. bir cocugun kendini oldurme ihtimalini mi anlatacaksin, onlarin pesine dusmesi muhtemel manyaklari mi? niye anlatacaksin zaten, nasil olur da akil edemez bir insan?

*

sonra? sonra yasemin cayi, yanina da gofret.

pazartesi, hrant. 8 yil oldu sekiz. sekiz. sekiz sekiz sekiz. okuyunca bile yankilaniyor.

5 Ocak 2015 Pazartesi

hirosima

Berkin'in 16 olamadigi gun, bugun. bir davasi bile yok. oyle aniden degil, 269 gunde vefat etti Berkin. olemedi bile, oyle acili. davasi yok. bir yaz, hirosimayi soylemis Berkin. bak videoda hemen taniyor insan, ortada, uzunca. tanimasaydik da seker de yiyebilseydi. tanidik. her firsatta agzi kopurmus halde nefret kusan bir adamin, 15 dakikalik histerisine meze oldu, o ve ailesi. kitlelerini o dev hezeyaniyla kutsarken adini bile anmadan, nefretle yikadi el kadar cocugu. adini anmadigi, adini bilmedigimiz onca cocugun da mezarina tukurdu. hep boyle, tek tasla onlarca kus. icimdeki nefret oyle yogun ki agzimi acmiyorum. icimden cikacaklardan korkuyorum. gozlerim aciyor. uzulmek degil bu. cok ofkeliyim. sanki bir dugmeye basilmis, bir kutu acilmis, her sey saciliyor ustume.

bizim dislerimiz dokulecek erkenden. ufalanarak, zayiflayarak. dis etlerimiz kanayacak, cekilecek ve oyle iste. biz dislerimizi, cenemizi kenetledik. uykumuzda gicirdattik. cok yaptik bunu, bi sonucu olmali. ceylanlara, ugurlara, berkinlere dislerimizi kenetledik. bak daha yeni, silopi'de musa da gitti. balkonundaydi. polis kursunuyla gitti. 16 yasinda. Cizre'de mehmet gitmisti, 18 aylik. balkonda, anne kucaginda, gaz fisegiyle. biz hatirliyoruz, biz hatirladikca sinirden gozlerimiz nemleniyor, icimiz kasiliyor, dislerimizi kenetliyoruz. bizim dislerimiz dokulecek, tuzla buz olarak. ruyada dis dokulmesi bi yakinin vefatina isaretmis. o ne ki? bizim gercekte dokulecek. bu adi herifler, mezara 32 saglam disle gidecekler, gulumsemeyi asla ogrenmemis yuz kaslarinin nemrutluguyla. O zaman iste, sanki hayatta sirf o ani beklemisiz gibi, kosarak mezarlarina tukurecegiz. tukurecegiz; ama dislerimizi. biz tukenmis olacagiz, kenetlenmis cenelerimiz acilmayi unutmus olacak. anca dislerimizi tukurecegiz o mezarlara.

*

ocak nasil lanet bir ay. iki hafta kaldi bak hrant'a. ulkenin belasi, ocak ayi.

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker