17 Ocak 2007 Çarşamba

Kenya'ya gelmelisin!

Kenya'ya gitmeliyim. ordan uganda'ya geçip milli parklara uğrayabilirim. öyle dedi komşum. sonra dedi ki, "benim ülkemde domateslerin rengi, salatalığın rengi var ve hayır, AIDSli değilim, açlıktan kırılmıyorum. burdaki ortalama bi hollandalıdan- görece- zenginim. aa bi de simsiyahım tabii, onun için yoksul olmam şart". sonra en parlak güldü.

Sonra başka biri dedi ki: "Adis Ababa". Zimbabve'ye de gitmeme şart. Ve mozambik en latin afrika ülkesi. ve çünkü artık tescillenmiş, ben afrikalıların küçük kız kardeşiymişim.

devam etti diğerleri..


birlikte sohbetler sırasında devam etti uyarılar: bi yerlere gelmemi bekliyolar. Hırvatistan'a, sonra balkanlar boyunca. yunanistan'la ne kadar aynıyız'a gülmek gülmek gülmek... iç çekmek, "sağol iyi geldi seninle konuşmak" demek, sarılmak. bize de bekleriz.
ve peru'ya, Lima yetmez, dağlara... renklere.
endonezya'ya gimeliyim. ve o en melodik dili dinlemeliyim.
ve elbet bir gün Hindistan'a gidicem, bunu hepimiz biliyoruz. ve gittiğimde o kuzeydoğudaki izole köylere kadar gidicem, urdu dilindeki farsça kelimelerle iletişim kurucam.



bu davetleri duymak, ülkeleri dinlemek... saatlerce dinlemek, Amazon'u dinlemek mesela, öğrenmek... Ekvator'u duymak, yeni seçilen, aslen üniversite hocası olan 42 yaşındaki başbakana, 36 yaşında sivil bi kadın olan savunma bakanına heyecanlanmak... Bolivya'yı dinlemek, kolombiya'yı... öyle "bak benim ülkem mutteşem bi şi" değil, gerçekleri dinlemek hepsinde. turist turu değil sadece, mesela o şeytan icadı otobüslere binmek panama'da.



o otobüsler ki panama'nın vapurlarıdır. sonra ordusu olmayan ülkeler duymak, anlayamamak. sonra mesela gürcistan ormanlarına gitmek, gördüğü her ağacı -"bundan daha normal ne var ki"- tanıyan bi kızla. Mısır'a gitmek, gezmek. inadına "aa develer nerdee" demek, gülmek. mısırlı bi hristiyan kızın mezhebini öğrenmek ve müslüman kızın helal et arayışına yardım etmek.. ve sonra bi brezilyalıdan, her zamanki cümlelerini duymak: "Rio dünyanın en güzel şehridir". "...İstanbul'dan sonra" diye eklemek. inatlaşmak: "rio içinde kalır seninle gezer." "sen istanbulu gezemezsin, o senin damarlarında gezer, kalbinde atar." "sanırım biz komşuyuz." "ben de onu diyorum."


bazen insan "hayat çok kısa ve görücek çok şey var" diyo.
gezmek hayatının anlamı oluyo.
"ne yapsam da gezsem yahu" diye kara kara düşünüyo.
bahane bulmadığı zamanlarda. bu yazının esas konusu bu aslında.

avrupa da güzel tabii, mühim bi şi. Amerika da öyle... ama bi düşünün kaç türk genci amerika ya da AB dışında bi yerde master yapmak istiyo? kanada, avustralya falan, onları da geçelim. niye afrika'ya gitmiyoruz ya da mesela kosta rika'nın nesini beğenemedik? "para etmez ki" mi diyosunuz? bazen tam tersi, bi tek bu para ediyor. "ne öğrenicem ki" demiyosunuzdur diye umuyorum, diyen varsa okumasın beni. rica edicem.

kabul edin, avrupalılardan beter derecede avrupa merkezli bi görüşümüz var.

ben de dahilim. yemedi işte açılmak. bilmiyoruz ki neye açılacağımızı. anlatmadılar ki. bizim için bi hintli et yemez, uzun boyludur ve gerektiğinde durup dururken dans eder. afrikalılar hasta, aç, açıkta, ah en bi zavallıdır ve latin amerika iki günde bi devrim yapıp kıç sallar. aynı türklerin fes takıp deveye binmesi gibi. anlatabildim mi?



kaçımız gezi dergisi/ kitabı okuyoruz? gezmiyoruz da. pahalı değil, olsa dahi, çalışın kazanın efenim. otelde kalmayıp bankta uyuyun. bu yaz olimposa gitmeyin artık. sebep çok: afrika kıtasını bilmeyen, koca bi kıtaya tek bi ülke gibi davranıp "afrika" diyip geçen; ama yıllarca kolonileşme üzerine ahkam kesen sosyal bilimler öğrencileri. "ama o doğu afrikalı, ben Nijeryalıyım" soğuk duşunu yaşamamış olmak. "mahatma gandi" değil "mahat magandi" yazan bankacılar. bi vietnamlı, çinli, tayvanlı ve koreli arasında fark görememek; ama ah çin mutfağına bayılmak, ballı tavuk favorim.
ve bütün bundan rahatsız olmamak. merak etmemek.
ay tabii bi de bütün dünyanın türkiyeyi bilmesini beklemek.


gitmek lazım. hani böyle manyak öyküler vardır ya "....ve hayatını orangutanlara adadı" falan, hiç manyak değiller kuzum. gitmek lazım. böyle gençlik hayali değil, bunu amaçlamak lazım. belgeselleri izlememek, o televizyonu kapamak lazım.

bilenler bilir, ben hep böyle "bi gün 'hayatın anlamını mercan kayalıklarındaki hedelöbö balığında buldum' diye kart atıcam" kıvamı şakalar yaparım... özgecim de "deryayı bi gün bi belgeselde afrikalı bi çocukla görücez" der.


cidden yahu, olsa ya. yapsam ya. gitsem ya. yese ya gitmek.
hatta kavalım olsa, sizi de katsam ya peşime.




not: döndüm. tam gidemeden malum, gördünüz.
ama tadilat bu sefer tamam, kral ustalar buldum:

bu kız çocuğu ders çalışıcak.
okiycak uzun uzun, öğrenecek.
tez yazıcak.
odası bal dök yala olucak (öhöm, yeni dekorasyonu bile yapıldı).
kendine mahçup olmiycak artık.
ve kimbilir, belki bi gün uzun uzun gidicek, gezicek.

AYHAN SİCİMOĞLU'NU DİNLEMEYEN KALDI MI?
KOLEKSİYONLUK ALBÜM YAPTI ADAM.

15 yorum:

mz dedi ki...

http://www.pigmelerledans.blogspot.com/
http://bakingfairy.blogspot.com/index.html

Ikisini de takdirle karisik bir kiskanclikla izliyorum. Biz de (yani esim ve ben) ayni duygular icerisindeyiz. Geri donebilecegimiz bir ev icin yeterli maddiyati bir koseye koydugumuz an ulkeler atlasindan secip secip gidecegiz (umarim!).

jelatin dedi ki...

Beni uzun zamandır hiçbir yazı, hiçbir kitap, hiçbir makale heyecanlandırmadı; bunun kadar.

Aman Tanrım, ne kadar güzel. Ne kadar güzel... Altına imza atabileceğim, yalın, muhteşem bir yazı olmuş. Ama nasıl da kıskandım ben hiç böyle bir yazı yazamadım diye.

deryik dedi ki...

mz: ilk blogu takip ediyorum, ikinciye de bakiym bi, teşekkürler :) geri dönebileceğiniz bi ev elbet olur. yerleşik hayat çok kolay, göçebelik zor artık. hem bakarsınız, o ülkelerden birine yerleşmek istersiniz, kimbilir?
yola çıkarken hep tedbir tedarik, ben de öyleyim... ama o yüzden çıkamıyoruz belki de. ama eminim, siz çok güzel gezeceksiniz bunun bi de blogu olucak :)

jelatin: ay poh poh perisi bi durum olmuş, koltuklarım kabardı, şımardım, kedi oldum mırladım. teşkür:)

sen neler yazdın haberin yok. valla billa yok. çünkü ben bunları biçok yazın için dedim, bak bundan da haberin yok :)
mucuko.

mz dedi ki...

Tedbir tedarigin yanisira bir de aile kaprisi denilen unsur var. Bulundugumuz yerden tatile cikmaya kalkinca gitmemiz beklenen tek yer Istanbul. Onumuzdeki sene bari bir haftayi baska bir yere, yeni bir yere ayiralim dedik, bakalim aile esrafinin surat ifadesi ne olacak bu durum karsisinda, ne gibi duygu somurulerine gogus germemiz gerekecek. Popomuzun dibindeyken Meksika'yi bir hafta sonunda halletsek bari (koskoca memleket, bir hafta sonu!).

Hepimize nice gezgin hayatlari...

enne dedi ki...

http://ozlem-pansiyon.blogspot.com/

burayı da okumanı isterim. Gerçi Özlem turunu tamamladı ama niye gitti, neler yaşadı ve neler hissetti gayet güzel anlatıyor.

Sen de gitmelisin bence. Peşinden bizi de -sanal da olsa - sürükleyerek.

enne dedi ki...

http://arzuortac.blogspot.com/

Arzu henüz Güney Amerika'da. Onunlada gezebilirsin şimdilik:)

deryik dedi ki...

mz: hımm aile başka tabi.. "ama özlüyoruz evladım, napalım" faktörü... halledersiniz umarım :)

enne: harika, teşekkürler :) ah ah bana gereken işte bu deneyimleri okumak.. teşkür teşkür :)

Adsız dedi ki...

acip acip bu yaziya bakiyorum deryik. beni can evimden vurdun deyimine cok yakin bir yerlerdeyim. oyle bir is bulursan bana da haber ver. simdilik akademik dunya toplantilar baglaminda geziye uygun gorunuyor; ama bizim alandaki uluslararasi toplantilar genelde boyle ilginc yerlerde olmuyor. belki sosyal bilimler icin farklidir durum..ama aslinda oralara gittin mi birkac ay kalmak gerek; yasamak icin. gerci bu pazardan kendi aklini almak misali kendi ulkeni daha bi cok sevmeyle kendi ulkene donmekle sonuclanacak buyuk olasilikla ama/ve insanin gozleri acik olmali- yasamak baksa nasil ola ki. hayatim simdi bunlari dusunemeyecegim kadar karisik - ama ne zaman karisik olmayacak (hicbir zaman?) bilmiyorum. yine de iste bir umit var icimde. hem "genc"ken gidemesem de onemli degil; benim "evim" belli; donecegim yeri aramiyorum.
cok mu kendimi anlattim ne - ama umuyorum icinden tanidik kelimeler de secersin.

deryik dedi ki...

tavşan: yok çok iyi anlıyorum seni. yani tatil değil de iş olarak düşününce iyice zor.

Evet aslında, sosyal bilimler biraz daha esneklik sağlıyor belki; ama sonuçta mesela "köye su götürücem" diyen bi BM projesi mühendissiz olmaz. anlatabildim mi? artık birçok akademisyen bu "bilimler"arası ayrımı kaldırmaktan yana. manasız bi ayrım aslında ve sorun yaratıyo. yine aynı örnekten gidersek, mesela mühendisler eve su tesisatı döşüyo ama kadınlar şebekeyi kırıp yine eski kuyu başına gidiyolar. neden? çünkü orda sosyalleşiyolar. evde musluk isteyen yok, sadece su istiyo onlar köyde. bu batılı çözüm onlara ters geliyor. falan filan... bu yaşanmış bi örnek bu arada.

yani tam branşını bilmiyorum tabii, ama dediğim gibi, artık "her iki dili de konuşabilen" insanlar revaçta. ben "sosyal yapı" dediğimde "hayır su borusu" derse mühendis, bi iş çıkaramayız mesela. bu yüzden çevre iktisadı okuyanlar biyoloji dersi alıyo mesela, ya da tersi. vs vs...

neticede, "aramaya inanmak" burda devreye giriyo biraz :) bilen kişiye iş bulunur, aramak lazım.

Lollius dedi ki...

cennete düşmüş gibi oldum bu yazıyı görünce! ben de uganda'ya gitmek istiyorum...

pigmelerle.dans.eden dedi ki...

Ben bu yaziyi nasil atlamisim?????
Herhalde `Kenya mi? Ben orayi cok iyi bilirim.` deyip hooppp atladim bi ustteki yaziya...
Nasil atlamisim????

Lollius,
beklerim :)

koutali dedi ki...

çok çok güzel bir yazı olmuş. bir nevi "seyahat manifestosu" da denebilir. :)

başka birinin seyahatle ilgili benzer bir düşüncesini hatırladım yazını okuyunca. http://www.gulinakoz.com/gocebe/manifesto.php linkinde, belki ilgini çeker.

Halil Ibrahim dedi ki...

Merhaba Deryik...
Su an Cin'deyim ve nasip olursa, Subattan sonra Afrika'nin ucra bir kosesine uzun bir hayat yasamaya gidecegim.Gidecegim yeri kimse bilmiyor, aileme bile "ya Afrika'da bir yer iste" dedim. Hani bazen " hayatta cok sey gordum,cok sey yasadim ben!!!" havasinda, dolu dolu bakan gozler ararsinda, garipsersin belki bos gorursun diger insanlari.. Farkinda olmadigin bir kibir olur ustunde... Iste belki, tam ben o hissiyattayken, senin yazini okumak nasip oldu... Simdi dusunuyorumda, yaptigim cokta ustalik degil...olmasi gereken bu deyip dalgaya vurmak gerekmis bazen..Gormek, yasamak, tatmak, hissetmek, hazmetmek ve icine zerre kibir katmadan bunlari paylasabilmek...
Yazdiklarimdan ne anladin bilemem ama cok tesekkur ederim..
Hoscakal.

Seyyar Dünyam dedi ki...

22 ayını Kenya'da geçirmiş biri olarak selam eder, eğer ilgini çekerse seyyardunyam.blogspoT.com'da benim blogum. Yazmaya Afrika'dan başladım.
Selamlar

ayşin dedi ki...

Neler oldu, gittin mi acaba afrikaya? Arkası yarın gibi okumak süper eğlenceli.

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker