24 Mart 2010 Çarşamba

nasihat.

"istanbulda yaşıyorsan, istanbulda yaşadığını anlayabileceğin eşik parayı kazanmak"tan bahsetmişti annem. anne nasihatı, sonrasında of ne biçim atışmıştık tarihlerden bir gün. ama öyleymiş coni. yanki go hom, anneler haklıdır. hani ankarada kalamıyosan, sebebi istanbulsa, aşerdiysen, istanbulda yaşadığını fark etmeden yaşamamalısın. di mi yani? eh bu da eşik bir parayı gerektirebiliyor, çoğu zaman. böyleyken böyle. sen de ankaradan kaçarcasına istanbula gidiyosan, fırsat maliyetleri, trade-off ve daha bir sürü antin kuntin terimler dolusu şeyin hesabını yaptın aslında. yapmışsındır. hadi ordan.

servetten bahsetmediğimi bilen biliyor, ay sonu biriktirebileceğim üç kuruşu artıramadığımı da. havalara saçılacak bir para da kazanmıyorum. ama işte hakikaten, şehrin tadını çıkarmak, bir iki etkinlik, lazım.  nefes almak. hala öğrenci kimliğim duruyor, son kullanma tarihi 2006; ama kimse bakmıyor zaten. tipten yırtıyorum, bence 30uma kadar idare eder, gözaltlarımdaki torbalardan uyanacaklar. güzide şehrim aslında çok pahalı bir yer de değil ama festivaller yuvarlanıyor, akıyor her yanından. işte tüm bunlardan bi gıdım faydalanmak, teğet geçmek, atın arpadan ölmesi, yaş 25imden buçukken, güzel şeyler arada. idealistliğimi ekmek arası yapmak mıdır bilmiyorum. ah, bunu benden hiç beklemezdiniz. belki bir süre için; ama tamamen değil, onu da ben biliyorum. velakin, 1 yıl geçti işte. empire strikes back sevdiğim bir film adı olduğu gibi, beni benden bana benle. lazım. olacak. benden de bi strike. hatta: counter-strike. koza. yok yok, kuluçka. ne dedim? hiç. her zamankinden: eveleme, geveleme, devekuşu kovalama. 2 harika konser yolu gözlüyorum, ayrıca kendimi de gözlüyorum ama benden pek bi şi çıkmıyo.

vavien'in ödüllerini ne sevdim, pek sevindim. canım vavien.

şöyle bi şi istiyorum. ısıra ısıra dondurma yiyip dişim üşüyünce söylenmek istiyorum. dünkü güneşi geri istiyorum. sevimsiz çirkin hava. yaz meyveleri gelsin evet. yeşiller kırmızılar, sırayla.

blogdan sıkıldım yine. yedekledim bi kenara. hani bi gün eserse, kendime rağmen önlem almış olayım dedim. blogdan sıkıldığımda aslında kendimden sıkıldığımı bilmek daha da canımı sıkıyo. sana söylüyorum her günü aynı yapan atalet efendisi; ama yani kıç devirip yatıyosun tabii. peh.

iş çıkışı eve gelip üstüne 3 çeşit yemeği şarkı söyleyerek yapan, enerjisiyle şakıyan herkes: hepiniz uzaylısınız.
gerçekten. men in black'te gördüm. mesela, kansızlık ve demir eksikliği sorununa rağmen (yani benimkinin dörtte biri demir seviyesi) bunu yapabilen sevgili ev arkadaşım, üstüne bi de ofis çıkışında dans kursuna veya spora gitmiş oluyo ve yetmiyo, yemekten sonra sabahın ikisine kadar elin "liseden çıktım, üniversitedeki özgürlüğü arsızlık sanıyorum, asistan buldum üstünde egomu test edicem" kafalı ex-ergenlerine ders notu, sunum vs hazırlıyo. yoo yoo dostum burda bitmiyo, doktora tezi yazıyo, yeterlilik sınavı yaklaşmakta, master tezi alamanyalarda kitap olacak, onu baskıya hazırlıyo ve basımı yakın 2 makale daha yazıyo. ve tüm bunlar olurken saçı fönlü efendim, işte gözleri pırıl pırıl, evi havalandırmayı unutmaz, şu bu: fişek gibi bir kişi kendisi. kesin uzaylı yani. ama çok seviyorum. o da benim sınırlı dünyalı kapasiteme acıma dozu yüksek bi şefkatle yaklaşıyo işte. iyi bi ekibiz. sıradan bi dünyalıyla eve çıksam yapamazdım biliyorum, enerjisi ikimize de yetiyor, tavsiye ederim.

azıcık dinlensem, sonra gezsem tozsam. oh mis bi gün olarak kenara not etsem bugünü.

3 yorum:

Adsız dedi ki...

bende tembelligime bahane olarak, akdenizanemisi tasiyiciligimi, arti demir eksikligimi kullandim bugune kadar. pehhh. insanin icinde olacak. annemin enerjisinin %1i bende olsa su an uzayliydim bende. bi de bahar geldi, eklenti bahane: bahar yorgunlugu!
deryik yarama parmak bastin :D he ama yarayi kapamak icin bisi yapio musun dersen cevabim yok :P
gulin

a little penny dedi ki...

Harika tespit, evet ben de uzaylıydım. Düzeldim. :) Sana atıf yaptım sevgili deryik. http://a-little-penny.blogspot.com/2010/03/cizgiyi-kesfetmek.html

palinkk dedi ki...

yaa gerçekten de bööle enercik, dolu dolu, bööle ne biliim işte tarif ederken bile yorgun düştüğüm insanlar var..hem de bi sürü.. ee o zaman acaba onlar normal insan da biz tembel birer uzaylı mıyız..ben artık suçu kendinde arama safhasına geçtim sanırım..ayrıca ev arkadaşım benden bin kat daha bezgin...tüberkülozdan ölmek üzereyiz :SS

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker