31 Mart 2010 Çarşamba

amor fati

düşünme balonunun içinde yaşıyorum resmen, puf puf, güzel bi şi. boğucu da olabiliyo tabii ama bulut işte. ben taklalar düşünürken, gökten zembille mi olduğunu henüz bilemediğim şeyler iniyo. düşünüyorum. yok yok, bence zembillik değil, göremiyorum öyle bi yan; ama herkes öyle diyo. bi gidip bakıcam, neymiş. zembil deyince zeplin geliyo aklıma.

bahar geldi sanan kız: krem rengi çorap ve süet ayakkabı. kapıda bulutlar yığılmış vaziyette resmen. gafil avlanmiym nolur ya. hale bak gri gri yine.

birisi serdar turgut'a "özrü kabahatinden beter" ne demek, anlatsın. "keşke isim kullanmasaydım" demiş. tabii yani o zaman üstüne alınıp dava açacak kimse çıkmazdı. demeçler vermişmiş, açılımı destekliyomuş. cümlenin içinde kürt geçiyo ya, kesin konu açılımdır! başka hiçbir kimliği yok mesela rojinin, kadınlığı ikinci sırada, alınıyosa kürt olduğu içindir, eh ben de açıldığıma göre, arkadaş olalım mı? kendi başına özür dilemişmiş. yalnız kovboy. radikal'e de yuh, haber yapıyor, haberin özünü yazmayı "atlamış". "ne demişti?" aa hiçbi şi dememiş yahu. gerçi bu ilk değil, son değil.

abantta ikinci tur. sinir harbi. alay edile edile. hani biz o zavallı hali kar sularına vermiştik, ki çeşmelerin su altında kalması bi tuhaflık olduğunu gösteriyodu ama bu kadarına pes ya. karadeniz boyunca denize ulaşamayan sular trajedisi var, küçük ölçeklisi abant için tasarlanmış: göle gidemeyen sular. bent bent bent. bence lego veya hiç olmadı sims filan oynasınlar, abant kalsın.

ondan başka, iyilik sağlık. 23 nisan kutlu olsun diye çabalamak.

fifi lapin graffitisi gördüm beyoğlunda, kuytu köşelerde. bi de kıyıntı ne güzel kelime, di mi? açlık değil ama minik, sinir bir kıyıntı. daldandala, dandanakan.
bi sabah pencereden bakıp da bi ağaç dolusu cennet papağanı gördüğümde, 7-8 tane, bi işaret gibi güzel, ışıklı ve tuhaftı. işaretmiş o hakikaten, tam o nokta, "en" miş. doğru yere bakıyormuşum. böyle donakaldığımda, ah tam da filmlerdeki gibi, böyle bakakaldığım anda, aklımdan çıkmamasının bi anlamı varmış. tek sayı mı çift sayı mı diye saymaya çalışmıştım papağanları, şehrin ortasındaki sürpriz paketi. bikaç kez daha yazdım o anı sanırım, daha da yazarım. düşündükçe, aynı güneş yüzüme çarpıyo. bir diğeri için bakınız, gelincik tarlaları. böyle bir anda, kıpkırmızı, kocaman, gelincikler.

2 yorum:

a little penny dedi ki...

Ben gafil avlandım bile. Ah süet ah! Ah krem rengi ah..

irène dedi ki...

Kim olduğunu hatırlayamadım ama sözüne güvendiğim biri anlatmıştı:
Yıllar önce yurtdışından gelen kuşları petshoplara götüren bir kamyon (yanlış hatırlamıyorsam)Ortaköy Bebek civarında bir yokuşta devrilmiş. Haberlere falan çıkmış bu kaza. Anlatana göre kurtulan papağanlar da oradaki ağaçlıklara sığınmışlar ve iklime uyum sağlayıp orda bir koruda üreyip çoğalmışlar. Yıllardır orda yaşayan böyle bir grup papağan varmış yani. Şanslıysam yılda 1-2 kez görüyorum diyordu anlatan.
Her ne kadar anlatan kişiye güvensem de şimdi senden de bunu duyunca daha da inandırıcı geldi hikaye:). Artık oralardan geçerken kafamı daha sık yukarıya kaldırmalıyım. Belki ben de bir gün rastlarım.
Şimdiden teşekkürler :)

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker