6 Eylül 2009 Pazar

bağ bozumundan bağ bozamadan

aynen.

bozcaada'ya kadar git, farkında olmadan bağ bozumu festivali zamanını tutturmuş ol, 3 gün antibiyotik al, şaraplar bağlar uzaktan geçsin gitsin.

yaklaşık 10 gündür yok dişim yok ateşim, o kadar çok ilaç aldım ki toksik atık gibiyim. bi yerimden kuyruk çıkıcak yemin ederim. cuma gecesi içtiğim yarım kadeh beyaz şarapla midem dans etti, başım döndü, bir sonraki seneye erteledik bağları. üzüm yedim ama. yer gök üzümdü zaten. yaşasın üzüm. orda kediler bile üzüm yiyo.

denize girdim. 2 gün üstelik. yüzdüm. hızlı hızlı tabii, pek dal-çık olmadı. kilyos harici bi tuzlu suda yüzdüm ama. saçlarım hala tuzlu. bolca güneş, bolca kitap ve dergilenmeler. son gece, rakı- balık. o güzeldi bak.

bozcaada için binyıllardır herkes bir şeyler demiş ya, en doğrusunu heredot demiş. yemin ederim insanlar orda upuzun yaşasın diye yaratılmış bir yer. üzüm, zeytin, şarap, peynir. en güzellerinden. ver şunları bana, aylarca dokunma, tamam. pansiyonlar dolduğu için pansiyoncu teyzenin bi tanıdığının evini kiraladık. ev biraz kitsch müzesiydi. hafif saykedelik şeyler vardı duvarda. sıralarım bi ara. ama en güzeli, buzdolabının üstündeki imsakiyeyi tutan "life is too short to drink bad wine" magnetleriydi... ve en normali.

sonra müze. müzedeki büyük buluşma. buluşmalar gözünü yaşartıyo insanın bazen. tanımadığınız, resim altı yazıyı okurken heyecanla yunanistanı arayan o adam yüzünden, bi anda, nefesinizi tutmuş, bilmediğiniz bi dilde iyi haber bekliyosunuz. nolurmuş, bu tesadüf gerçek olsunmuş. oldu yemin ederim. adalı dimitri amca, 50 yıl önce birlikte süngercilik yaptığı, dalgıç kıyafetini giydirdiği adamın yakınlarını buldu. müzeyi kuran beyfendi, az ingilizce, az rumca, bolca vücut dili ve saf bi heyecanla herkesi bi araya topladı. ağlayan teyze, 3 damladan sonra sildi gözünü, gülümseyerek sarıldı dimitri amcaya. dimitri amcanın arkadaşının kızının kocasının bi şileri. çok da mühim değil zaten. arkadaşı kavalada ölmüş. olsun. birileri o fotoğraf karesini bi şekilde birleştirdi. bikaç insan müzenin orda olmasına, o binaya bi şiler borçlu işte.

sonra alt kata inip, köyün doktorunu varlık vergisi yüzünden taş kırmaya mahkum edenleri okudum. sürgüne gönderilirken bile gemiden geri atlayıp hasta bakan doktoru. taş kırmaya, 50sinden sonra. ayıplar tesbihi.

neyse daha sonra foto albüm belki. sabah 7den beri yoldayım, feribotmuş otobüsmüş. geride rüzgarlanmış bir bozcaada ve tatili benden daha uzun olan ama maalesef benden mikrobu kapmış sevgilimi bıraktım, geldim. antibiyotikle 2 güne geçiyo gerçi.

dinlendim ama pazartesiye hazır filan değilim. 2 hafta sıkıcam dişimi.

5 yorum:

mermaid dedi ki...

hoşgeldin:)

si-men! dedi ki...

hoşgeldin, bu yaz ben de gidiverdim günübirlik bozcaadaya, şanslı bir dönemde şanssız gitmişsin diyorum senin için. o şarapları içmeliydin yerindeyken, ama hediyelik almışsındır illa ki :) kendimi uzun ömürlü hissettiğim bir yerdi, zira yaş ortalaması da öyle gösteriyor. her şeyiyle pek keyifliydi, gittiğine sevindim.

Elsa dedi ki...

bozcaadaya hiç gitmedim ama bu yazını okuyunca çok gitmek istedim. bi sonbahar tatili yapmak istiyorum orada yada başka bir adada.

Adsız dedi ki...

saykedelik ne demek? :)

deryik dedi ki...

mermaid: hoşbulduuuk.

si-men: hediye olanını dün içtim efendim, gayet güzeldi. her yolun denize çıkması güzel şey.

elsa: bayram tatilini düşün diycem ama yağmurlarla da çok zevkli olur mu bilmem.

adsız: ingilizce kelimeyi türkçe yazdım demek: psychedelic. bahsettiğim görüntüler için google search'le çıkan sonuçlar fikir verebilir :)

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker