17 Mayıs 2009 Pazar

kaf-tasonu

cumartesi günü bu yılki "sandaletin ilk günü"ydü. her sene sandaletimin ilk gününde lüzumsuz derecede çok yürürüm ve kendisi muhteşem ortopedik tabanı sebebiyle ayağımı şişirir, ayak parmaklarımın altında misket misket bi his olur, sonraki günlerde alışırım. her sene. aldığım ilk günden beri bu böyle.

bu seneki sandaletin ilk günü güzergahım şöyleydi: hisarüstü-eminönü üstünden mahmutpaşa, ve hatta mercan hanın ilerisindeki tığcılar- hisarüstü- boyacıköy-hisarüstü. bi de akabinde sandaletsiz bi taksim. ne zorum vardı bilmiyorum. gün çok uzun ve güzeldi gerçi. gecesi de mis gibi geçti. eminönüne gitmeyi seviyorum ve bi önceki postta ciddiydim. böyle konularda ciddiysem güzergah mahmutpaşa'dır ve son ana kadar her şey belirsizdir, sadece bi inat uğruna taban teperim.

beşiktaş belediyesi sayesinde kilit olmuş trafiği aşıp eminönüne gitmem 1 saat sürdü. esnafa yol sormalarım genelde 1 kelime 1 işlem/ sessiz sinema/ tabu kıvamıydı. bir şeyler aradım, tuhaf bi şekilde anladılar ve anlattılar. kaf dağını buldum ben ararken yemin ederim. şu dağın ardı mercan. yok yok öbür dağın ardı tığcılar. biraz daha ardı kapalıçarşı filandı zaten, durdum. bu saçma sapan ürünü aradığım (ürün ne mi? bu gizemi sona saklıyorum ki okuyun hahaha) dükkanlar her şeyin en az yüzlük veya binlik paketlerde satıldığı toptancılardı. kurdela: ama en az 23 metre. perakende arayışlar. sıcaktan mayışıp okey oynamayı bile kesmiş esnaf kendini "saftirik şeerli kızın mahmutpaşa maceraları ve ona sihirli haritayı veren kurtarıcı esnaf" masalına kaptırmış vaziyette bana koordinatlarlarlarca yol tarif etti. sanki ferhat beni bekliyo, ben modern şirin olarak kaf dağında el sanatları yapıcam, maksat başlığa kelime oyunu olsun. aman neyse. birçoğu beni tuhaf bir tekstil fakültesinde manyak bi hocanın öğrencisi sandı, "senin gibi 2-3 tane daha geldi, ödev mi ne yapıcağmışsınız" dedi. hı dedim. işim yok, evet.

mahmutpaşa zaten bi tuhaf. düğün mevsimi açılmış. onlarca damat adayı ve onların kaynana adayı ve tabii ki gelin, "kına sepeti", "küstüm yastığı" gibi ürün avındaydı. sünnet düğünü de aynen. bir sürü olaydan habersiz genç dimağ, annelerinin eline sıkıştırılan "her şey dahil sünnetçi" kartvizitine manasızca bakıyodu. yemin ederim cadde şöyle: kına eşyaları satan dükkan- yanında sünnet kıyafetleri satan dükkan- yanında hızar, deri keskisi ve bıçak satan dükkan- yanında komando postalı, asker içliği ve ruhsatlı silah vs satan dükkan- yanında hacı ürünleri dükkanı- yanında tığcı- yanında lokumcu. resmen bir ömürlük bütün ihtiyaçlar kompakt vaziyette orda dizili. her şeyin ama her şeyin fotoğrafını çeken ve bu esnada yüzlerinde "ay ne kadar doğulu! ne kadar naif ve kirlenmemiş bir esnaf! ne kadar da egzotik bi ticaret! ah burnu sümüklü çocuk, ne kadar da doğalsın!" ifadesiyle mağrur; ama şefkatli bi şekilde gülümseyen turistleri saymıyorum. onlar mı tepeden bakıyo ben mi baştan gıcığım bilmiyorum.

bu karmaşanın içinde dünyanın en fantastik şeyini gördüm: sünnet olmuş pamuk prenses.
kalabalıkta fotoğrafını çekemedim ama, tekli viagra satan amcayla yaprak sarma aleti satan amcanın önündeki simitçiden simit aldı. başıma güneş geçmedi, hayır. pamuk prenses kıyafetiyle sünnet ürünleri mağazası reklamı yapsın diye tutulan hanım kızımız, başına sünnet tacı takmış, maaşallahı boynuna geçirmiş, eline de sünnet değneği mi ne denirse artık, ondan almış, ortalarda salınıyo ve kartvizit dağıtıyo. yaklaşık 5-6 kez karşılaştık, biri uyarmış heralde, en son gördüğümde o kadar süslü diildi.

neyse, pes edip aradığım ürünün sanayi tipi, dökme çelik versiyonunu almam için yapılan telkinlere yenilmek üzereyken "hobi amacıyla" olan versiyonunu buldum bi dükkanda. dükkan ışıdı yemin ederim. aletin nasıl çalıştığını benimle dalga geçer havada göstermeye çalışan beyfendi anca 3. alette becerebildi çalıştırmayı, diğerleri arızalıydı. neyse, çok kızamadım, en azından işimi hallettiler. toptancıydı tabii bana perakende jest yaptılar; çünkü çok acıdılar hep. ayaküstü taze portakal suyu içerken greyfurtun portakaldan daha hızlı soğuduğuna dair bi iddia duydum, bilemiyorum. sonra niyeyse bi ara yastık baktım, üstünde minicik pullardan 1 metrelik fil işlemesi olan kumaş bi pano gördüm ve kadına "dümdüz, küçük ve kahverengi yastık var mı" demeye utanıp çıktım.

sonra bu arayış ve alışveriş sonrasında raylı sistemi kullanmaya yeminli şekilde daireler çizerek eve gittim, evim serin, odam serin, o yol boyu sıcağı unuttum. otobüsler bu arada, buz gibi. neyse, sonra misafir ol gel bana, boyacıköy tarafı, deniz kenarı, biri bira biri çay. püfür, mis. sonra yemek, sonra koşa koşa garajistanbul, idans. fizik bilgileri tazelendi, zaman kim, mekan kim, uzay kim, fosforlu buz küpleri nasıl erir üzerine bi beslenme çantası. algılar, yanlış kurulan algılar, "bana zamanı yanlış anlattılar" uyanışı ve bira. asmalımescite kat çıkılıcak yakında. bira bira. yani: eurovision coşkusu sırasında biralanıyodum.

iki yorgun, bi metro, en güzel uyku. sonra sabah, mayış mayış, pazar sıcağı. burcukla teğetleşememeler, kendisi ağva yolları taştan. sonra sıcaklardan kaçış: moda. vapurlar artık hangar gibi olmuş, seç beğen kurul. moda hep püfür, hep serin. yelkenliler seçmece, yelkenlerce. bahariye ve kadıköy sözü, planlar hep: adalar modalar üstüne. ben ne zaman üstünde UND yazan şilep görsem çocukluk anılarım hatrına bir dakikalık saygı duruşuna geçerim. martılarla beraber konteynerlere bakarız. sonra: yemek-sızış-ev: gün bitti işte blog.


çarşaf sericem demiştim, pike serdim. olsun. aradığım da kırmızı olan aletti, adı yok. ta taa: atölye. velakin eksik parçalar yüzünden işlemiyo henüz. ankaradan gelemeyen kutuları bekliyorum. benden oyuncaklı yaratıcılıklar beklemeyin, ben tembellerin daha yaratıcı olduğuna veya yaratıcılığın tembellikle ilgili olduğuna inanan tayfadanım. eksik parçaları ankaradan getirtmeye üşenirsem belki bi şiler çıkar.
amma konuştum yahu. beynimde sürekli foux du fafa çalıyo; flight of the conchords. fransızca 101 alanlar marşı. burcu ve azer için çalsın o yüzden....baguette!

8 yorum:

gln dedi ki...

kastım ve de okudum ve sen mi tembelsin demek istiyorum okurken yoruldum insaf!!! :D

Adsız dedi ki...

şe, o kırmızı şey ne işe yarıyo?
pnr.

mermaid dedi ki...

dükkan ışıtan şey hangisi? bi de bahsi geçen turist tipe ben de hakkaten gıcığım.

Betty Boop dedi ki...

deryikciğim,

Resmi büyütünce zımbavari mavi bir şey gördüm. Rahmetli halam terziydi. Vefatından sonra evinden tuhaf bir şey çıktı. Bu senin zımbaya benziyor ama cok eski bir model. Kaç kişiye gösterdim de ne oldugunu anlamadılar. Acaba senin işine yarar bir şey olabilir mi? Gönderim mi?

eğreltiotu dedi ki...

hehe sandalet günü olmuş meğersem hafta sonu.
ne güzel gözlem yapmışsın anlattığın yerleri bilmeyen biri gitmiş kadar olmuş vallahi.

neyse sonuçları 4 gözle bekliorum.

Bespelled dedi ki...

benim ilk sandalet günü geçen pazartesiydi. sabırsızım çok bu konuda. :-)

yalnız senin ilk sandalet günlerin gerçekten çok güzeldi. bize de yaşattın--şahsen okuyunca ben de eğlendim. çoktan anlattığın kadar dolu dolu günler yaşamadım. öyle günleri ve yorgunluklarını özlediğimi farkettim yazını okurken.

Bu arada, nasıl bir atölyedir kurduğun? Neler yapacaksın? (yazıdan tam olarak çıkartamadım)

deryik dedi ki...

gln: çoğu zaman öyle ama :)

pnr: "hobi amaçlı metal zımbası". tam adı bu. umarım istediğim işe yarar, o ayrı.

mermaid: kırmızı şey işte, hobi amaçlı metal zımbası.

bettyboop: günün blog okuyucusu seçtim seni :)

eğreltiotu: sonuçlar biraz zaman alabilir ama bakalım. maksat niyet.

bespelled: atölye çok iddialı oldu tabii. incik boncuk işlerinde bi üst seviyeye çıkma çabası diyelim.

Bespelled dedi ki...

aa, çok ilginç. ben de tam bu aralar boncuklara eski ilgimi sepetten çıkarttım--geçen hafta malzeme aldım kendime.

(atölye derken, doğru anlamıştım seni--sadece nasıl bir tabir kullanayım bilemedim, kullandığın kelimeyi seçtim :-) )

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker