böyle bir evde büyümenin de faydası şu oldu bana: resmin kıymetini bilmek. evet, sanat eğitimi almadım. resim de yapamıyorum; ama resim denen sanatın, en amatöre bile neler yaşattığını gördüm ben. hem iyi hem kötü. hala evde babamın eski çizimlerini (14 yaşındayken yaptığı john lennon portresi, anneme hediye) filan bulduğumda o kağıtlar benim en gizli hazinem olur. bu hazineleri gösterdiğim bir tek kişi var sadece, o derece giz.
resmi merak edebilmeyi evde öğrendim ben. resmin öğrenilmesi gerektiğini, bi zahmet tarihinin okunmasının gerektiğini, ressamların bi derdi olduğunu, tablo alacakken tek kriterin mobilya ve badana renklerine uygunluk olmasının absürdlüğünü... falan filan. birçok şeyin yanında, aileme müteşekkir olduğum çok bazal iki şey var: resmi merak edebilmeyi ve kitapları evin doğal, olması gereken bir parçası olarak görmeyi öğrettiler bana. farkında olmadan. kafama kakmadan. sinema öyle değil mesela, filmci bir ev değildi bizimki; ama resim ve kitaplar, hep oldular. resim konusunda kitaplar ise bu karışıma yakışır şekilde bolca mevcuttur.
neyse işte, burdan bi kayınçoma selam göndermediğim kaldı, kesiyorum artık.
babam, ilkokul resim ödevlerimde orta yerimden çatladığımda (kaç hoca "buzpateni festivali" ister pardon?) hemen "sayfayı şık bi şekilde doldurucak kolay şeyler" gösterirdi. benim resimle ilgim, ya da en ufak bir çizebilme becerim maksimum 13 yaşıma kadar benimle kaldı. ergenlik dönemimde de resmen beni terk etti. neyse işte, yıllar içinde ben defter kenarlarına, elime, burcunun eline (evet, el) filan bi şiler karaladım. ama resim denmez asla; hakikaten karalama. ve yani: karalamadan dinleyememe gibi bir araz. hatta lisede "kağıdı karalama! gözümün içine bakarak dinle!" gibi saçma bi sebeple beni azarlayan bi hoca bile olmuştu. üniversitede benden ders notları isteyip defterde sadece abidik gubidik karalamalar görenler "iyi de bütün ders kalem oynattın, bu mudur yani"
neyse iki satır için hayat hikayesi anlattım; ama ben kendime resim defteri ve 12lik sulu boya aldım. bir de ispirtolu kalemler. oynuyorum yine. soldaki şey de bkz. "ilk yaratı". hahaha. ispirtolu kalem, sulu boya ve nefesle yapılmıştır. boya damlatıp sonra o damlayı üfleye üfleye kağıtta ilerletecek kadar sıkıldım evde. ayrıca evet, "düzgün bir insan figürü ya da yüzü çizemediği için soyut çalışan ressam"ım ben.
3 yorum:
ama bu şahane!
resim yapma becerisi sonradan kazanılabilecek bir şey değil bence,taaa ilkokul çocuğuyken yanımdaki sıra arkadaşım turgut özalı çizerdi.
mermaid: o kadar da diil yahu. oyuncak o :P
allımorlu: eh yetenek tabii, ona ne şüphe. turgut özalı çizen ilkokul çocuğu garipmiş ama. insan "örtmen" filan çizmesini bekliyo :)
Yorum Gönder