13 Mart 2008 Perşembe

ankara bugün 13 dereceydi.

perşembe olur, biz perşembe pazarına gideriz. her perşembe gitmeyiz ama, yoksa sıkıcı olur. perşembeleri pazar olduğunu unutana kadar gitmeyiz. mevsim yazsa tepesindeki saç kızışır, ooo aptalca sıcak olur. mevsim kışsa bi şi olmaz, içi hep insan sıcaklığındadır. perşembe pazarına gideriz, don sutyen satan amcaları ve seçen teyzeleri izleriz, pembesini sorar bi kız, larcını sorar bi teyze, hepsi vardır, bulur amca. iş ticaret olunca ayıp yok amca. biliriz ki mesela o teyzeyle kızı o amcayla akşam vakti aynı otobüse düşseler, "bak pazardan aldım 5 tanesi 3 miyondu" diye açıp paketi gösteremezler, ayıp olur. kimse yol ortasında bi diğerine don sutyen gösteremez. ama o saçın altıdayken yol ortasında don sutyen takar satar oynar eller filan insanlar.o normal olur. adeta mesaili tiyatro. saatleri 5i vurunca, sutyenci amca halk adamı oluyo, roller bitiyo.


bi de penyeciler var hep isilik yapan kumaşlar satarlar, penye denemez. şanslıysan %100 pamuklu bi şi vardır bazen, ifil ifildir, oh ne güzeldir, hatta çok şanslıysan düz beyazdır. onlara ihraç fazlası denir. ihraç fazlası demek, bi pazarın en kaliteli malı demektir, etiketi kesilmiş ihraç fazlasının içini dışını kurcalarsak öğreniriz markasını. genelde H&M'dir. bu firmalar ihraç fazlası olup pazarda satılan maldan bile kar ederler. bu ne kadar, 15, 15 çokmuş, o ihraç fazlası. 15 el yapışır o penyeye. kepaze olur penye.

özbek işi azeri işi bi şiler satan teyze vardır, dösim'in seramik vazolarından satar, kimse bilmez kimse görmez. biz annemle her şeyi ellerken görürüz yanlışlıkla. kafasıkuşlukız olmayı ben hep sevdim zaten, kuşlar alırım kafama. toka olur iğne olur ohoo kolye olur bi şi bi şi. hepimiz derya baykal olabiliriz gerekirse. ama olmuyosak bi sebebi var.

sonra çantacılar vardır çantacılar içinde hiyerarşi vardır. hepsi kapalıçarşıdaki o adamdan mal aldıklarını iddia eder. kapalı çarşıdaki o adam bi markadır. zira marka olan çantaların hammaddesini, ara parçasını, detaylarını falan feşmekan italyadan getirtir, ayna gibi işçilikle yapar, 10 bin dolarlık çantayı üçyüsmiyon'a satar. kapalı çarşıdaki o adam'dan mal getirmek sizi hemen marlon brando yapar pazarda. halbuki ondan mal getiren bi tek adam vardır, saklanır. diğerleri sezon rengi yumurta sarısı, bol cepli kocaman çantalar yaparlar. saçını aynı renge boyamış kızlar aynı renkte çanta takmayı severler, hepsi bi sarıyı tutar, derken en süslü olan "ı-ıh" der, "ben bu sarıyı istemiyorum, daha güneş rengi olsun", aa hemen tü kaka olur sarı çantalar "ay evet daha güneş olsun bu daha bi-- ııı yumurta, ay hatta civciv" der diğerleri, hıh derler giderler.

bi de pusetteki çocuklar vardır, onlar çok korkarlar. herkes eller onları, onlar herkesi eller. yanlışlıkla olur bunlar. sıkıntıdan en yakındaki kolyeye yapışırlar, kolyeci teyze bağırır boncuklarım boncuklarım, çocuğun annesini bakarız, çok kritiktir o an. "ay pardon teyzesi renkli renkli gördü ya oynuyo" da diyebilir "ee ne bağrıyon be çocuk iki oynadı yemedi ya" da diyebilir. ikinciyi seçeni sevmeyiz, zaten gerginiz kavgaya bahane olur. politikacıların var ya hani toplumsal uzlaşı lafı, hah işte o perşembe pazarından araktır. o kadın ilk seçeneği seçer ve sakinleşiriz. kolyeci teyze de bazen "ay yok yani zararına satıyoruz zaten ehi eki" der, utanır. mis.

derken fiyat soran teyzeler vardır. size sorarlar. siz böyle bi şi ellersiniz mesela, tam o an "ne kadarmış" der teyze. "10" derseniz iyi kız olursunuz, "ben ne biliym" derseniz kötü kız. "hepsi değişiyo ama 10-15 galiba" derseniz gelinlik kız. ben hep gelinlik başlar kötü kapatırım. olsun. satıcı erkekse hemen atlar "10 abla" diye, kadınsa yorgundur, iti ite kırdırır, araya girmez. erkek satıcılar bağırır çağırır, tepeden kız keser, çok sıkılırsa yan tezgaha sataşır, sinir olduğu müşteriyi cümle aleme ilan eder hemen "aa yenge yaşlandım bak mal eridi elinde hadi bi yenge" der, "bi lira için polemiğe değmez abla" der filan. bağırır ama. hem ifşa eder hem uyarır. racon bu. zor. kimi daha kuul adamlardır, onlar "atlas pasajı malı bunlar abla" derler. gençlerin sevgilisidir onlar.

araya giren teyzeler vardır, kocaman çantalı çok poşetli. hep yorgundurlar, sırtınıza çıkmak isterler, çıkarmazsanız kızarlar. bi tezgahın başında eşelenenler arasında en genç olmak berbattır, sizin tuttuğunuz kesin en moda şeydir ve o teyzeler kızlarına da ondan almak ister. bunun hileleri vardır, dikkat dağıtmak için sezon rengi sarı bi ürün alınıp incelenir, sonra "tüh bedeni yokmuş" ya da "sarı beni soldurmasa..." denir. sesli ama. teyzeler duyar, içleri giderek o sarıyı izlerler, bazıları sabırsızdır "versene kızım bi onu" der. adil bi genç havaya atar. hop onlar sarı likralara koşarken gelinlik kötü kızlar beyaz pamuklu rüyası görür.

perşembe pazarına gitmenin en güzel yanı pazardan çıkmaktır. oh dünya mis, oksijen mis. kritik köşelerde şaşalcı vardır, daralanlar için su satar. hep bi niye geldik daraldık çıktık filan söylenir insan. her çıkan söylenir, adettendir. sonra dolmuşa binip eve dönerken ben eski liseme bakarım. annemin de eski lisesi. içinde artık belediyenin göbekli amcaları var. biz oraya bi 10 bin kişi sığardık ama belediyemiz sığamıyo. lisemi bari yurt yapsalar diye içlenirim, hiçbi şi yapmazlar. hüdaverdinin lokumlu bohça gibi şeylerini hatırlarım, bi daha kızılaya inince lokumlu bohçamsı şeyden alıcam derim, ama hüdaverdi hala açık mı ki. açıktır onu herkes sever. lokumlu bohşaösı şey yapan bi yer kapanamaz zaten.

sonra bazen sulu hana gideriz sulu hana giderken adı komik bi hamam vardır orda, minik kubbeleri çok güzeldir, bissürü ufak kubbe. bi de eski, taş bi çeşme vardır. hamamla çeşme bina ve tabelalardan utanıp pısarlar bi köşede. sıkma portakal suyu satan bi adam vardır, annem hiç içmez ordan, bi de üstelik, bana da içirmez. manyak manyak anti-hijyen paranoyaları vardır. ben gülerim. "mısırcılar o suda çorap yıkıyo di mi anne" derim, annem de güler. bu anneannemin paranoyasıdır. sonra sulu hana gideriz. üst katı incik boncuk, alt katı suni çiçekli sineklik satan bi handır. alt kattaki bu gayet özelleşmiş kitsch ürün satışını çok severim. tahta boncuklu taksici koltuğu süsü ve çin işi hasır sepet de satarlar. üst kattaki boncukçular delidir. herkes boncuk dizer. marangoz gibi bi adam vardır, zeki müren türkçesi konuşur. arada bi durup çiçek teli der, kapama halkası der filan, büyüler kadınları. o, bu mekanların james dean'idir. işten anlar. işten anlamayanlar siz mesela yün bakarken taklit inci gösterenlerdir. onlar işini sevmez, hop hemen anlarız, biz de onları sevmeyiz. sulu han hap nemlidir. içi serin ve nemli, dışı soğuk ve kurak.
ankara 13 derece olunca sulu han insanın ciğerine işler, insan çıkrıkçılar yokuşundan çıkmaya üşenir. fenadır. ankarada bahar kısa sürdüğü için, bir ihtimal ki bir sonraki sulu han zamanı da 33 derece olacaktır, çıkrıkçılar çıkrık çıkrık uzakta kalır hep. böyle uzun uzun yazıcak bi şi yok halbuki, her perşembe oluyo bunlar.
yek dü se car penc şeş. cardan çarşamba, pencten perşembe. haftanın ilk günü pazar aslında.

6 yorum:

Adsız dedi ki...

bi kosu pazara gidesim geldi ama pazara gitmek icin once turkiye'ye gitmem lazim.gerci burda da pazar var guyya ama ya herkes dokuntusunu satiyor(vintage demeye bin sahit ister)ya da el yapimi diye magazalardan daha pahali her sey.

Adsız dedi ki...

bide başı çok kalabalık amcalar vardır. kalabalık, teyzelerden oluşuyosa amca çok ucuza satmaktadır. genç kızlarımzıdan oluşuyosa, h&m leri bulacağımız yer orasıdır. bu h&mci amcalar zaman zaman pull&bear falan da getirir, ama az olur onlar, bir kez de siz altını üstüne getirirsiniz adamın tezgagındaki her şeyin. en az defoluyu bulan kendini çok karlı hisseder. defo başlı başına bir uzmanlık alanıdır zaten. defonun yeri mi büyüklüğü mü daha önemlidir sorusu bir münazaranın konusu olabilir mesela. zira pazarı çok gezen daha iyi bilmektedir bunları. pazarın sıkış sıkışlığının, bulunduğunuz tezgahın kalabalıklığıyla çarpımıyla doğru orantılı şekilde artan teriniz, istediğiniz şeyi bulma azminizin ivmesinin de gittikçe artarak düşmesine neden olmaktadır. işte tam bu noktada tüm gençlerin benzer zevklere sahip olacağına inancı tam teyzeler sizden medet umar bazen, "kızıma alıyorum da sence bu nasıl?". "ayyy nerden biliyim" diyemezsiniz orda. kendi durumunuz da biraz acınası olduğundan belki, içiniz elvermez. gelinlik kız olursunuz yine. zordur pazar yerleri, en güzel yanı pazardan çıkmaktır gerçekten de:)

Adsız dedi ki...

Hüdavedi halen duruyor ve ayıptır söylemesi francophone arkadaşın da sık sık o bohçamsıdan yiyor ve sana şöyle bir teklifi var:
Sen onu sulu hana götür, daha fazla üzme artık onu; o da seni bohçalasın? Gerçi götürmesen de ilk fırsatta bohçalar o seni; ama maksat heyecan ;D

deryik dedi ki...

isimsiz: yarışmaya nerden katılıyodunuz efendim?

leylaaaa: ay evet defo işi zor. annem lazım o işlere :)

bur-cu: al beni, her an seninim şeker. lokumlu bohçamsı şey ama bi de :D

Adsız dedi ki...

isimsiz olarak amerika'nin sakin bir sehrinden katiliyorum :)

Peanut Butter and Black Coffee dedi ki...

siz beni satıp hüdüye gidiosunuz dimek. bana da minik pizzalardan alıverin bari. yannız o açma gibi olanlardan istemiyorum, içinde bol malzeme olan dört köşelerden istiyorum.
lise sonun bitiminde 10 kilo alan bendim, eet.

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker