18 Haziran 2009 Perşembe

günün zeytinyağlısı: çalı fasulye

ben şimdi ah demin az önce bi şiler yazıcaktım. şunun üzerineydi. okumak iyidir ve ben bu ara bu konuda her türlü araştırma, karıştırma, sovuşturma, eveleme geveleme deve kuşu kovalamaları okudum. yoruldum. yazmadım, linkledim.

kahveyi ve vapuru köpüklü sevenlerdenim. az önce az buçuk şekerli türk kahvesi içtim. içen 4 kişiden 3ü fal kapattı; ama bakacak kimse yok. çok kahve içmediğim için şeker ve kahve enerji bombası yaptı beni.

az önce yine, binbir rica ve aciliyetine vurgu murgu ile ilettiğim "150 kişinin aranması gerek" işi şöyle sonuçlandı: 2,5 saatte sadece 15 telefon görüşmesi (her biri maksimum 3 dakika süren) yaparak gözümün içine baka baka benle alay eden kişinin arkasından dil çıkarttım. içimden. olsun. dışımdan olsa küfür çıkıcaktı.


----- şimdi ofis söylenmesi, isteyen geçsin----------
kim yazdı geçenlerde hatırlamıyorum ama okuyosa kaleye mum diksin, ben de o boş taksi faturalarına "arayı kapamak için istediği miktarı yazan apla"lardan olamıyorum. ben keyfine baştan yarım saat sondan yarım saat iş saatimden kırpamıyorum. 15 dakika gecikince vicdanım tırmalanıyo. ne işkoliğim ne de profesyonel, sadece rahat edemiyorum. işi geçtim, kendime saygım var. böyle olması gerekiyosa bu kadarını yaparım. atla deve değil. yapmamak da bi beceri değil. kimse de arkamdan "şuna bak, ne biçim kaytarıyo" diyemez hem. örümcek adamla büyümüş her çocuk büyük güçlerin büyük sorumluluk demek olduğunu bilir. eh, küçüklere de uygulanmalı bu. ben birinin gözünün içine bakıla bakıla kerizlenmesine karşıysam, kerizlemem de. nokta. fındık kabuğunu doldurmayan iş deneyimlerimin sonucu budur: kimse salak değil, kimse kör değil. ve birisi "bunları yap!" demek yerine "yapar mısın lütfen" diyorsa, en son kerizlenecek odur; yumuşak atın çiftesi pek olur. içimde vapur köpükleri kabarıyo sinirden.

bu azıcık zamanda ben çok sakin, çok kibar patronlarla, kimi zaman sinirden kudursam da ve kudurtsam da, adabıyla iş yapmayı öğrenmişim. bunu fark ediyorum. üslubuyla, yerinde zamanında, olması gerektiği gibi. ben çirkefliği görmedim ofislerde, bilmiyorum. car car bağırmalar, free-riderlar, tehditler kazıklar filan, görmedim. free-ride'lık bi yer yok zaten 2 kişiyken. plazalarda değil kuytularda çıraklık yaptım; ama çıraklık yaparken ustalarım iyiydi en azından. tonla bilgi yanında, bana edebi adabı öğrettiler, bu da yanıma kârdır. bağırmayan patrondan en ufak bi hayal kırıklığı cümlesi duymak en büyük çığlıktan çok can yakıyo, bunu biliyorum ben. telafi etmek için yırtınıyosunuz.

hele geçen 1 yıl boyunca tonton bir hobbit olan patronumu düşündükçe, bu kaytarma krallarının kendilerini en bi sivri zeka sanmaları beni delirtiyo, dayanamıyorum. harcamadığı emeği başkalarının alın terinin, vaktinin üstünde görmek çok büyük bir terbiyesizlik. tamam günün sözü olmayabilir; ama ben cidden dayanamıyorum. hele bu insanlar benden büyükse ve yapacakları şey alt tarafı bi telefon görüşmesiyse, gerektiğinde ben işim olmadığı halde yardım ediyosam ve ben zaten işi olan bi şeyi sanki bi jestmiş gibi fazlaca kibarca rica ettiysem. nokta. bu benim salaklığım değil, ilk tercihimdi. bundan sonra ikinci tercihe geçiyoruz madem.
--ofis söylenmesi bitti, devam--------

günün fıkrası: " Cinayet çözümlenmemiş değil. Cinayeti çözdük. Zanlı belli. Sadece yakalanmadı. Mutlaka yakalanacaktır. Onun için hiç bir eziklik taşımıyorum. Benim polisim delillerini ortaya çıkarmıştır. Harhangi bir eziklik yok" celaleddin cerrah- münevver karabulut cinayeti üzerine

ay neyse.

kardeşim yarın daha onyedi onyedi onyediiydiii olucak. ben de yılın ablası ödülüne adaylığımı koydum, kendisini istanbula davet ettim, cümleten festivalleniciiz haftasonunda. sonra daimi kavalyemin ablası da geliyomuş, böyle bi "ablalar ve kardeşleri kombosu bombası", güzel işte. kardeşim 3 top, astrojax, poi vb takım taklavatını da getirirse hakikaten bir şenlik havası olabilir.


onyedi demişken:


bazı haberler, bir dosyaya konup saklanmalı. dosyanın ne kadar çabuk dolduğuna bakıp bakıp içmeli. yıllar geçtikçe, dosyayı açıp ağlamalı, ağlamalı, ağlamalı.
sayılara, tesadüflere, bildiklere selam ola.

2 yorum:

Eğreltiotu dedi ki...

cerrah beyefendi hala susmuor, adamı sürdüler hala konuşuor, gerçi istanbulda çözülmemiş cinayet kalmadı diyen bu adam bunu terfi olarak algılar ama neyse. bi gün belki o da küfreder sayın cerraha.

ayrıca gastelerin münevver hakkında yok cemin evinde kalmış yok birlikte yattıkları bi yatakları varmış falan filan die yazılar yazmasına ateş püskürüorum. kızın bütün msn geçmişleri çarşaf çarşaf serildi gastelerde. yok cem 'bebeyim yatağımızda uyuyorum, sana sarılmayı düşlüorum' gibi cümleleri tahmin edersiniz ki manşet oldu.
gördün mü deryik kız zaten çocukla sarılıp yatmış, cerrah haklı çıkarken, babasıgil 'kızım hiç onlara gitmedi' derken yalancı çıktı. ne gerenk var artık çözülmesine. kız haketmiş baba sahip çıkamamış işte(!)

deryik dedi ki...

of of o yazıları görmemiştim ama tahmin edebiliyorum. "bir cinayetin arka yüzü" adı altında kurbanı suçlu duruma getirmeler. "hırsızın hiç mi suçu yok" diye bağırası geliyo insanın.

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker