5 Şubat 2007 Pazartesi

2. tur ebesob

böyle bi saklanamamaç hissiyatıyla ikinci kez ebelenmekteyim. yoksa sobelenmekte miyim? öhöm emir bey bana hanım abla diyerek pas vermiş, hemen karşı ataktayım...

profilime bakıyoruz, ordan takıntılarıma geçiyoruz. oyun bu.

22, female, scorpio... kısaca bela gibi geliyo kulağa ama diil. nıhahaha.

meslek bizzati "mezun şakası". aynen. mezuniyeti inkar ettiğim aşağıda belli olucak zaten. inkar etmekteyim, sebep kampüs. o kampüsü çok özledim. yalnız değilim, pişman değilim, evet inkarlardayım.

location: "istanbul sonrası ankara üzerinden den haag". e ööle evet.

about me:
I)"her şeyi bilmek isteyen kadın"/ Aytaç, Ortaköy, gece 2.

II)"ya mesela gastelerde olur ya, böyle perihan mağden, ayça şen, ece temelkuran arası bişi, her gastede böyle bi yazar olur. sende blog camiasında onları temsilediyon bence"/ eshek, msn kritiği, bi cuma gecesi

efendim bu alıntılar benim egomun ara gazlarla gelebileceği son mertebe hakkında ipucu niteliğinde... uyarı da denebilir. üçleyelim beşleyelim felsefesindeyim. ayrıca çok konuştuğumu, manasız sorularla insan bunalttığımı da görüyoruz.

interests: evet, mezuniyeti inkar. demiştik. blogun bi yerlerinde alx bende erken baş gösteren orta yaş sendromu sezmişti, o da olabilir.

" -efkar dağıt...
- oooof of!" ah lise, hatta ortaokul.. bööle birisi "efkar daaat!!" der, biraz "haaazzzır ool!" vurgusuyla.. sonra bütün sınıf bi of çeker, karşıki dağlar yıkılır. oy oy çok eğlencelidir. alt metinde benim fırk fırk içlenen, mütemadiyen dertlenip sonra efkar dağıtan 22, female, scorpio olduğum okunabilir bittabiy.

tante rosa en bi okuduğum, ilk okuttuğum kitaptır.
pippi uzunçorap seveni ayrıca bi severim. takıntımdır kendisi. mesela bi blogda göreyim, ki indis'te görüldü kendisi en son, indis en güzel duyguların insanı olur, ki öyledir zaten; ama anladınız siz. pippi sevmek başkadır. pollyanna ve pippi, garfield ve kötü kedi şerafettin gibidir. anladınız sanki.

bunun dışında takıntı potansiyelimi sezen emir bey'i candan tebrik ediyorum. tam adamını buldunuz, listem uzun:

favori kelimelerim vardır. bu ara "zannımca"yı cümle içinde kullanmaktayım. mütemadiyen'in yeri ayrı ama... töhmet, tumturak gibi şeker kelimelerim de oldu zaman içinde biliyosunuz. ayrıca "palas pandıras" da bi güzeldir.

ingilizce konuşurken bolca "like" dediğimi fark ettim, hiç sevmem, bırakıyorum bu ara.

ocak ayı "gidelim burdan depresyonu" ayıdır. illa ki daralırım.

yükseklerden ve kapalı alanlardan hazzetmem. kapalı alanların devamı olan, iğne atsan yere düşmez sıkışıklıktaki kalabalıkları da sevmem. henüz fobik olamadım galiba; ama eşikteyim. mesela şehirlerarası otobüslerde muavin mi ikinci şoför mü kimse artık, birinin uyuduğu tabut bozması bi yer var arka kapının orda. ooy oy.

can sıkıntısını atilla atalay geçirir. bu bi takıntıdır. her kitabı vardır, ay yok son 2si hariç sanırım. okuduğum kitapları defalarca okurum sonradan. hatta "sonradan bi daa bi daa okunan kitaplar rafı".

bazı türkçe kelimelerin telaffuzuna karşı takıntım var. hatta insanları yanlış telaffuz ettikleri kelimelerle eşleştirebilirim, o kelimeyi hiç söylemesinler diye beklerim. bunun temelinde bana küçük deyra diyen insanlar yatıyo. misal: hörmet diye bi şi yoktur efendim, ona hürmet denir. vs vs... en kalıcısı vaaaaaroş diyen hocam oldu. ha derseniz, "konuş seni duyalım", vardır elbet kusurumuz, buyrun takılınız. bilgiçlik değil bu geldi içimden.

şimdi bu söyleyeceğim şey biraz karışık.... bazen harfler, kişiler ya da duygular renk sahibi oluyo. yani mesela benim için K harfi kesinlikle koyu lacivertimsi bi siyah, keskin hatlı bi şi, oysa B yavruağzı tombikliğinde... yine aynı şekilde, sezen aksu bordo-beyaz tonlarda ve arada siyah çizgili; ama "bıkkınlık" bok sarısı renktedir. bu niye böyle bilmiyorum; ama yalnız değilim, bikaç arkadaş daha bunu yapıyodu. hatta C harfi ne renk konulu bi tartışmamızı "e tabii ki petrol yeşili" falan diyerek ayrı boyutlara çekmiştik.

çok güzel kendi kendimi korkuturum. mesela bi anda kapıyı kitlerim falan. feci cinayet senaryolarım var, "şimdi hede olsa mesela... olur laan" gibi. ama çok eğlenirim. annesiyle beraber her eve girişinde "meleba bay hırsıız biz geldiik" oyunu oynayan mini bi psikopattım zira. gerçi hayatta bi kez olsun "izleniyosun len deryik" oyunum gerçek oldu, onda da idrak sıkıntısı yaşadım. komikti.

takı takmak. evet takıntılı insanlar takısı.

biriktirme takıntım var. kartlar, biletler, kağıtlar, jelatinler, falım falları, peçeteler, ıcık bıcık ne varsa... o an "bu şey ilerde bi anı olabilir" hissi veren her şey. sonra annem tarafından törenle ayıklanır bunlar. ben kıyamam. hepsini kucağıma döker yeniden bakarım. orta ikiden kalma minik bi kağıt parçasındaki "pis bok" lafına güler güler güler, algida kamyonu fotoğrafına güler güler güler.... eğlenirim işte.

solgun olduğuma dair ciddi bi takıntım var. beyaz tenli değil bariz solgun biriyim. ya da sarı-beyaz, bilmiyorum. makyajı da bundan severim, her sabah yüzümü çizerim yeniden. bazen gözden çok dudağım olur, bazen sırf göz olurum. eğlenirim. insanların "hayırdır ii misin, solgunsun" lafı çok dokunur, bilirim solgunumdur, bööle kendinden mum ışıklı fotoğrafları alır profilime koyarım, boynu bükük ölürüm.

profilden olmayan; ama düzgün olan bi fotoğraf istiyorum. yok. fotojenik değilim. illa ki yüzümde en az 30 derecelik bi açıyla sağa/ sola dönme var ki bi şiye benzesin. fotoğraflarda en manasız suratlı çıkan benimdir. toplu fotoğraflarda kendimi inceleme takıntım var.

fil hafızalı biriyim. unutmam, unutturmam. tiksinç bi hal alabilir. ama bazen de en temel şeyler uçar gider aklımdan. anlamam.

vagatonik bünyeli biriyim. bunu kısaca "hassas" da diyebiliriz, ama sesler dişlerinizin arasında tısliycak. özetle: üstüme gelmeyin tansiyonum düşer. zaten hep düşer kendisi. bunun getirdiği takıntılarım vardır, doktor tavsiyesiyle gelişen: aç karnına turunçgiller ( ya da suyu) tüketme, asitli, şekerin düşer. ayakta bekliyceksen olduğun yerde yürür gibi yap, kıpırda, kan dolaşımın hızlansın vs vs. sonra tabii etrafa da bulaştırdığım, "onu bundan sonra ye ki hebelö olsun" kuralları. şimdi hatırlamıyorum.

dans etmeyi severim; hele sarhoşlaşırken bi anda yalnızmışım gibi olmasını. o gece dans edilicekse oturanlara takarım, herkesi ayakta izlerim (arkadaşları tabii). yaşlanınca düğünlerde halaybaşı olucam. dans ederken yer işgal edenlere takarım. en mutlu takıntım da yavaş yavaş, kendini ispat derdi olmadan dans eden yaşlı çiftler, burda bissürü var. oturur izlerim. her gece bunlar olur. hep güzel dans eden bi çift, işgalci bi uyuz vardır.

garsonlar ve deryik konulu kitap yazabilirim. 9 kişilik masadan beni seçerler, ikimiz de iğrenç bi gece geçiririz.

ayrıca her mekanda kesişenleri, yan masa hakkında dedikodu yapanları, ortamın sinirlisini, menapozlu teyzesini, andropozlu amcasını falan saptarım. dinlerim. yanımdaki insan da benimle aynı kafadaysa susar, etrafı dinleriz. eğlenceli oluyo.

deja vu hissi takıntısı. bu en güzeli. "yaau bu olmuş muydu acaba" gibi, dejavu'ya dışardan bakış.

ben küçükken bi çizgi film vardı. HBB adlı nasıl okunması gerektiğini milletçe çözemediğimiz kanalda gösterilirdi. aynen şöyle: 4 arkadaş, tabii ki iki kız iki erkek, bi gün roller coaster'a binerler. o sırada açılan hebelöbö kapısından geçip boyut değiştirirler. oz kıvamı, hafif çölümsü, bela bi yere düşerler. geri dönüş kapısı tekrar açılacaktır, her bölüm onu ararlar, bi de ortamın psikopatı bi büyücüden mi ne kaçarlar neyse işte.. her bölümde de son anda bulurlar ve o kapı açılır, o roller coaster'ı görürler... tam boyut değiştirip kurtulacakken bi aksilik olur, "can mı canan mı" gibi ikilemler yüzünden geçemezler, ozumsu yerde kalırlar... arkası yarın. hah işte, "bu çizgifilmi bi ben izliyodum galiba" takıntım var. kimse bilmiyo. adını söylesin biri.

yazı masama hep bi şiler yapıştırırım. etiketler, kullanılmış selobantlar. sonra onlarla oynarım. elimin altında oyuncak olur, sıkılmam.

habire e-mail kontrol ediyorum galiba. evet yapıyorum bunu.

diş fırçası alırken hep seyahat için taşıma kabı olan modellerden seçerim.

solaklara özgü "en sola oturayım ya da yanımda solak olsun" takıntısı var bi de.

bardak- kase alışverişi beni mutlu ediyo. yeni fark ettim. kocaman çikolata rengi bi kupam var, çikolatalı süt içip sağlıklı kahvaltı etme umudu kendisi. bööle işte. takıntı değil gerçi.

kesin unuttuğum bissürü şey var.

ebeleyip sobeleyelim... hımmm.. kimler ebelenmiştir ki acep.. bunun da bu yanı var yahu...
neyse... bu sefer üçlümüz şööle olsun:

jelatin, ikinehir, fakeplasticgirl

buyrun efenim.

10 yorum:

Lavender dedi ki...

en en en en en okunası yazı ilan ediyorum bunu :))

FakePlasticGirl dedi ki...

nasil eglendim yahu, deryikcim ellerine, yuregine, bobregine, akcigerlerine saglik beybi.
yalniz benim yine dusunmem lazim bu sobeyi sobalamak icin.
ay aman.

TugCe dedi ki...

"o merhaba hirsiz kardes, biz geldik, buldun mu bari bisey" diye girerim ben eve tr de, sonra profildeki tek fark, 22 yerine bendekinin 20 olmasi..
neyse diyerlerini soylemeyeyim ben de ebelenmisim cunku, orada yazacak birsey kalsin;)

Alx dedi ki...

deryik, verdiğin emirbey linkine tıklayınca http://emirbey.blogpsot.com/
diye bir yere gidiyor. Holy bible felan diyor.
Hiç güleceğim yoktu. Fakat artık nasıl koptuysam o anda, sandalyeden düştüm...
...blogpsot...

Emir Bey dedi ki...

dehşet olmuş!
o kanalın adı heyçbiybiy diye okunurdu yani biz de az ninja kaplumbağalar izlemedik orda, sonra bir de yan masayı dinleme konusu evet bende de olur çok sonra gülerim masamdakiler üzerine alınır yok yok derim ki farkettim ki günseli hanım da inanılmaz yan masa dinleyebilir :)

Darth Buraky dedi ki...

çok kişisel ama çok akıcı.. Bsayar ekranından okumayı sevmeyen ben - özellikle siyah üzerine beyaz bu göz yamultucu yazıyı çok severek okudum yahu.. tebrikler.

deryik dedi ki...

lavender: yihuu, fiyuu fiuu :D

fakeplasticgirl: teşkür efenim ve lakin gecikmesin yazı, çok düşünmeden yazınız :P

tuğçe: beklemekteyim listeyi :)

alx: düzelttim buyur. ayrıca ne gülüyosun, belki vahiy indi. hayret valla.

emir bey: ama "haş be be" ya da "aş be be" okunuşu da vardı. yan masa dinlemek bi hobi aslında ama pek sağlıklı diil :P

darth buraky: teşkürler teşkürlerr :) yaa evet, okuması zor. belki değişir template; ama beyaz üstü siyah da zor yahu. mavi üstüne beyaz olur belki. koyu kalsın fon. hımm düşünmeli bunu..

jelatin dedi ki...

O kanalın adını "HAŞBEBE" olarak okuyanını gördüm.

Bu da şöyle bir radyo reklamı olsun mesela?

Haş Bebe! Haş Bebe! Çocuk mayoları ve bornozlarında bir numara! Haş Bebe!

Haş Bebe, Muhittin Bey Caddesi Numara 19'da, Tansel Ayakkabı'nın tam karşısında!

Haş Bebe!

jelatin dedi ki...

Ay sanki farklı bir şey söyledim, meğerse sen zaten yazmışsın koment olarak bunu. Bundan böyle koment yazacağım postun benden önceki komentlerini okumam lazım. Evet. İyi günleeer.

deryik dedi ki...

jelatin: ahahah yerel radyoda haş bebe... çok eğlendim ben efendim :)

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker