26 Mayıs 2010 Çarşamba

terzi

ben şimdi hep bıdır, hep şikayet, hep çene, hep bir dırdır haldeyim ya... ofiste öyle değilim. çok güzel söylenir ve şikayet ederim ama efendiliğime verin, işverenime, patronuma değil. hürmetkuşu deryik. o yüzden ki durup durup patlayacağıma dair, pimimin çoktaaan çekildiğine dair güçlü bir inancım var. ha diyiceksiniz, "blog cengaveri misin sen, bize mi ötüyo borun", olabülü. bilemen. burası benim.

bi sebebim de şu: ben sinirlenince gözlerim dolar. ah, ağlıyo minik duygusal taze sanırlar. yok yok ondan değil, kafamda o kadar yüksek sesle "SALAK MIYIM LAN BEN"  diye bi ses yankılanıyo ki göz pınarlarım zorlanıyo. anlatamazsınız ki. üslupsuz köftehorlar. aklıma da hep kaptan hadok geliyo ya sinirlenince, nasıl bir şartlanma bilmiyorum.

fazla efendiyim. "benim alexandram yok efendim"i, ah canım aziz nesinden okuduğumda, "içip içip ağlayamam efendim" diyerek ağlamayı, ne kadar da iyi anlamıştım.  çok bariz olan şeyler için, kapıya tık tık vurup, içeri girip dert anlatmayı, resmen kendimi ve karşımdakini salak yerine koymak olarak algılıyorum. ben orda bana verilecek dingilce cevaplara, normalde yapacağım gibi, bi forehand bi backhand karşılık verip, maç puanı sonrası tura çıkmayı, ayıp sayıyorum.

dilimi ısırıp susuyorum. çünkü bana annem dedi ki: insan olana bi kere söylersin, yeter. 3 yaşından büyükler mızlanmamalıdır ve 3 yaşında bile sevimsiz bir şeydir bu. sevmiyo olabilirsin ama saygı duyman gerekir. hele ki memetalibeycilikle kendini acındırmak filan, o konuya girmiyorum bile, sözlüğümde yok. "maksat nemalanmak" diyemiyorum. yok yani asilzade kudretimden değil, denesem de beceremem, yöntem bilmiyorum. böyle buz gibi put gibi, durupduru kalıveriyorum. günlük hayatımdan farklı olarak, adeta bir clark kentim ofiste.

misal, bu kesin bi hatadır. İKcılar olsa hiç sevmezler sanki, "tuttuğunu koparma" becerimden puan keserler. ağlamayana meme yok filan. yahu bi çocuk açsa, açtır. ağlamadı diye açlıktan ölmemelidir. "terbiyeden gitti" mi diyceksiniz? ayh neyse yani, tuhaf benzetmeler. ondan sonra yok efendim liderlik vasfınız yok. yok evet, sizin gibi lider olacağıma efendi efendi emir kulu olurum. peh.

yok hayır, hani hep böyle değilim, terbiye timsali değilim. ama karşımdaki insan annemden büyük. maaş korkusu da değil, valla yaşından başından ben utanıyorum, o utanmıyo. kafamda sürekli salak olmadığım yankılanıyo. yani ben salak değilim, o salak değil, o zaman niye salak gibi, bariz olan şeyleri dillendirelim? tembeliğime de verebilirsiniz: resmen aptalca tartışmalara takatim yok.

ofis arkadaşlarım, cancağızlarım halden anlayan insanlar olmasa onlarla da konuşmazdım heralde. birlikte söylenmece. sinir bir huy: ama böyleyim. içime atar saç beyazlatırım. yani her seferinde, sinir harbiyle karşı binadaki pencereleri sayıyor olmam, ufka dalıp kalmam, isyan edeceğim/ hakkımı savunacağım anlamına gelmiyor. iş görüşmesine gelen kızın söylediği gibi: çoook sabırlıyımdır. ben ofiste, kapalı kutuyumdır. kendi hakkını koruyamayan bir deryikosun kendine nefret günlüğü. ne de yakıştı üstüme bu gömlek.

rüyalarımda ofis server'ını hackliyor olmam veya gösterişli bir istifa sonrası bilgisayarımdaki derya dosyasını silerek yarattığım kaosu pencereden izlediğimi kurmam filan, sağlıklı olmayabilir.  napalım, mizaç meselesi. taş çatlatan bi şekilde saatlerce bön bön insanın suratına bakarak, "hı hı" diyebilirim. bön balık. ama hı hı değildir işte. olmaması gerekiyosa olmamalıdır. bunu iki taraf da biliyo zaten. BEN SALAK DEĞİLİM.

pasif agresiflik mi bilemiyorum. belki de gerçekten, şu gözlerim dolmasa daha kolay olurdu; ama yok. durum bu. belki de patlamalarımın şiddetini bildiğim için, susuyorumdur. burda öyle olamaz ya, o zaman hiç olmasın. yoksa "ne diyeceğimi bilemedim" biri değilim. aklıma onlarca cevap geliyor da susuyorum. böyle kombinasyonlar halinde kapak yapıcam ama "sevmiyosan da saygı duyacaksın" işte.



işte bu yüzdendir ki az önce, tek bir tane, itirazımsı, baş kaldıraçlı, "öeeeeah! yetrbeh!" manalı cümleyi en bi sakin halimle kurunca, odadaki şaşkınlık boş duvarlarda yankılandı. "şey tabii de.. ee öyle ama... çok iyi anlıyorum ben ama...".yaa, dilin tutuldu di mi? benden beklemezdin. şaşkın ördek seni. daha dur sen. insanı zorla yoldan çıkartıyosunuz. dönüşüm değil ama gidişim muhteşem olacak. huşu içinde kelimelerle adam dövme sanatı genetik olarak aktarılabilen bir şey ise, müthiş bir senseim var. yetti gari.


*foto için üstüne pıt.

5 yorum:

mermaid dedi ki...

gülmekten öksürük krizine girdim.

deryik dedi ki...

sinirliyim.

ne yazdı ne yazamadı dedi ki...

biliyorum sinirli insana çok tatlı sinirleniyorsun deyince siniri onla yüzle katlanır ama kaptan hadok diyorsun deryikcik ya...:)))
sen yine de atma içine kuzum, supaptan havayı ufak ufak boşalt. basmamayı öğrensinler ayaklarına. sevgiler...

Belit dedi ki...

çok net anlıyorum!

narsis dedi ki...

Ben içime atınca birden kalkıp ofisi filan yakabilirdim. O yüzden çoktan konuşmuştum, çenemi tutamamıştım. Ayıpsa ayıp, arabalarını çizmekten daha iyi herhalde.
Gerçi senin durumunda o konuşmadan sonra vandallaşmak da olabilir. Belki de o yüzden erteliyorsundur konuşmayı. Bilemedim.
Yine de o göz dolma hissini çok iyi anlıyorum. Kesinlikle

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker