11 Mayıs 2010 Salı

hüz

böyle bu ara, kampüse gittikçe ya da, bir hüzün çöküyor üstüme. "artık lisans öğrencileri gibi takılmayı bırakmalıyız" ve sahiden, galiba uyanmalıyım ben. mezun oldum ding dong. okul, kampüs ve öğrencilikle ilgili tüm güneşli, güzel şeyler, yuh ama 4 yıl önce hayatımdan çıktı. bi üniversite daha okunurdu yani. hollandaya gittim, ankaraya gittim, geri geldim. baya bi hareket oldu yani. ama bi idrak sorunu, her daim inkar.

öyle bi şi ki blog, yokuştan inerken önce erguvan, sonra leylak sonra çam kokuyor. ben napiym sahiden, buna elden ne gelir? her çiçeğin, ağacın, isim tabelası var. salkımları mavi çama sardıran bahçevanlar yaşıyor. sahiden yani, elden ne gelir? sera var, manzara var, çay 50 kuruş. her zaman dediğim gibi, kampüs benim sayfiye yerim. haftasonu şöyle bi içinden geçip gitme mutluluğu için neme mahkum bir evde yaşıyorum. hiç sorun değil. şuncacık iktisat bana anca pozitif dışsallık öğretti.

ama aslında tüm bu hüzün, bana şu an burda olmak, bu işi yapmak istemediğimden başka bir şey anlatmıyor. 2006 yılının deryik'i (ki ben blogu o zaman açmıştım) ve tüm o umutları, en olmaz denileni oldurabilmeye olan inancıyla, "peki ya olursa" ihtimaliyle içimde fısıldıyor. romantik hallerdeydi, biliyodum; ama bundan gocunmadım ki hiç. o hala inatla zıplıyor, kulağımda bağırıyor. "saçmalıyosun bella, kendine gel gülüm, ne diyodun naptın, ne diyodun naptın, günler geçiyo, yaş alıyosun, her şeyin bi zamanı var, ne diyodun ne oldu" kıvamı. tam benim gibi bikbikliyor. ben de böyle, sırf sussun diye, onu çimlere götürüyorum. nefes alsın diye. böyle içimdeki deryik, erguvanlar koklasın da ferahlasın, umut etsin diye. o da garibim, aa kediye bak, aa kuş, aa kestaneler çiçeklenmiş filan... hemen kanıyor.

insana kendi yardım eder ancak ve ben galiba kendime çok ayıp ediyorum. saplantılı bir şekilde o dönüş uçağındaki korkularım geliyor aklıma. bin kez yazdım sanırım, bi kez daha tekrar edeyim: hollandadan dönerken, o her şeyin mümkün olduğu hissinin kaybolmaması için, türkiyeye geldim diye bahanelerce "ama"yla dolmiym diye, belki de ilk kez dua ettim ben. kendime yalvarmış da olabilirim. uçaktaki sıkıntım oydu, unutmamak için söz verdim kendime.

insan kendi kendiyle konuşmaktan kaçınca kitap okur. bana olur yani. sonra bi bakarım, kendimi duymaktan kitabı duyamıyorum, aahh yine bağırıyor o kız, iki kelam not ederim kenara, sonra okunmak üzere. maksat kafamdan çıksın. dönüp okumam, dönüp okumam, korkarım kaçarım.

canım kampüs, yok ben senden uzaklaşamam. çimlere yatarım, ağaçlar arasından güneşe bakarım, güneşli günler dolar içime. güneşli günler hep umutlu günlerdir. rüzgar çıkar, kedi mırrlar, kargalar doluşur filan. aptal aptal sığırcıkları dinlerim. serçelere gülerim, pıt pıt seken, çöp bacaklı baloncuklar. aylaklık maaşı bağlanır kampüste, terfi bile ederim. tonton teyzeler gibi öğrencilere bakarım, ah ne de taze yürürler, hafiftirler. banklar çardaklar gizlidir etrafta, hala ve hala yeni çardaklar ve banklar bulabilir insan.

bi doz yeni mezun umudu alırım damardan, tüm hafta idare eder beni.

kendime yardım eli, o kadar zormuş ki. insan kendiyle tokalaşamıyor bile. kendime küsücem, korkuyorum. ben ve kendim, iyi geçinip gideriz genelde. yine her şeyi bırakıp işaret bekleme hallerine geçtim. dur ve dinle, belki bir dal hışırdar.

oturduğum yerden 3 tane iş teklifi bile aldım blog, napsın garibim tesadüfler artık? her şeyi denediler gibi geliyo. ama yok, cık, başka türlü bir şey benim istediğim. görüşmeye bile gittim blog. dünyanın sırrına vakıf, antipatik ve benparamabakarımcı adamın suratına üfleyip "şimdi ölüp yeniden doğsan yine senden bi cacık olmaz" demedim, ona bile tenezzül edemedim. hıı dedim haklısınız, böyleyken böyle. hı hı evet siz ve tespitleriniz için yaklaşık 2 saat harcadım, kafama gül takayım. sıkıcısın be adam, burada, bu 80x 150'lik meşe kaplama masada çürümüş için, kenarlarından akıyor küf kokusu.

halbuki iş sahibiyken iş görüşmesine gitmek zevkli bile denebilir. halbuki böyle adamlar "madem çok biliyosun ne istediğini, bi kıpraş" derler insana ve bazen, haklıdır. neyse, annem mi gelecek, ne olacaksa olsun. en gürültülü işaret fişekleri patlasın, yüzüme gözüme.

dövmeme o kadar karar verdim ki, nereye ve kim tarafından, bi tek o kaldı.

bu havalarda sonbahar hüznü, iklime ters. silkinmeliyim.
işaret bekliyorum hala kuş gibi, şaşkın bir kukumav gibi. oysa kampüs ispinoz dolu hep. ispinoz dediğin, renkli, pırpır bir sevinçtir el kadar. bahar bahar uçar ispinozlar.

5 yorum:

Serkan dedi ki...

şimdi sana kaybolan yıllarımı verseler ne de olsa kışın sonu bahardır olur her biri sendeki şu halle. hele ki böyle yokuş aşağı bi güneş gibi çınlarken aklın ellerinde. arkana yaslanıp tadını çıkar o yüzden hüz'ün.

Damlo dedi ki...

ahh o erguvanlar, 2.köprüden geçerken mutlu olma sebebim, kamyonlara tortorr gürültüye rağmen.

başka (böyle güzel) hisar yok ki.

mermaid dedi ki...

bu yazı ne aydınlık. içim açıldı.

deryik dedi ki...

serkan: tadı çıkıyor aslında. bi de belirsizlikler olmasa.. yok yok, onları da seviyorum.

damlo: di mi ya, en güzeli, en morlusu.

mermaid: aydınlık mı sahi? :)

Aysin dedi ki...

Mezun olalı 5 sene oldu, şimdi şimdi düşüyor içime kampüs aşkı. Ki kedi fobimden bi kere o çimenlerde gönül rahatlığıyla yayılamadan geçmişti öğrenciliğim. Bu yazını okuyunca fark ettim, kendime ayıp ediyorum duygusuyla kampüs özlemi aynı anda geliyor galiba.

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker