12 Nisan 2010 Pazartesi

under construction

saçımı kestirdim, iyi geldi. tansu çiller eşiğinden döndüm hem, tehlike geçti.
gerçi ofise şöyle gidiyodum, havam oluyodu ama olsun. bu daha hafif.
listeler yapıyorum.
old habits die hard - arada bir buraya uğruyorum. kapamayı düşünüyorum, yok, kıyamıyorum. bak yine yazıyorum. belki de iyi geliyodur. aslında geveliyorum, esas her şeyi defterime yazıyorum. yaa yaa. şimdi ofisteyim, ondan böyle. yoksa yani, hiç.
rüyamda dövmem vardı. tam da istediğim gibiydi. ilk kez görüyorum böyle bir rüya.
eski listelerimi buluyorum, anlaşılan hiç değişmiyorum. belki de iyi bir şeydir. hey yıllar.

çantamda bi kitap, bi de kocaman bi defter taşıyorum. okursam ne ala. okuyamazsam, demek ki kafam dolu, hop ne varsa yazıyorum, bende kalmasın diye. kafam dolu demişken, beynim kulağımdan akıyo gibi bu ara. fıskiye gibiyim hatta: kulağımdan beyin, gözümden günler akıyor.

canım çok acıyor. daimi çarpıntım var, geri geldi. hoşgeldin çarpıntı, naber nassısın? iyisin iyi. turp gibisin lanet olsun, tam performans. neyse, açık havaya atıyorum kendimi o yüzden, anca rüzgar eserse nefes alabiliyomuşum gibi. sürekli cam açık, içime doluyor kömür ve is. o da güzel. "darlanan teyze" oldum. yabancısı değilim, çaresini biliyorum, defter kitap işte. canım o kadar çok acıyor ki blog, sanki ömürlük. merdaneden geçiyormuşum gibi. posa posa posa. belki geriye bi şi kalır.

haftaiçi iyice can sıkıcı olmaya başladı, düşündükçe içim şişiyor. üslupsuzluk çok sinir bir şey. artık ne gele, gele. hoş, haftasonu daha da fena. defter kitap haller. bir şeyler yapmalıyım ama takatim yok. zaten tembeldim, bahane etmiym. durulmak istedikçe bir şey oluyor, orada biri zorla kabuğumu kaşıyıp kanatıyor. birey birey gelin.

kendime çok şaşıyorum. aslında çok da değil, ben yine beni anlıyorum; ama anlamak daha da fena. ne yapmam gerektiğini biliyorum ama yapmıyorum. belki de yapamıyorumdur; ama bunu size veya kendime itiraf edecek değilim. hem, kendime acımaya başlarsam diye korkuyorum. aslında güzel şeyler oluyor, güzel haberler, oh mis mis gelişmeler duyuyorum. mutumut çiçekleri, erguvanlarla. ama ben kendime sarılıp, kendi kucağımda uyumayı her şeyden çok istiyorum bu ara.

üst katımdaki gerzeğin gece 11de başlayan müzik seçkisinden nefret ediyorum. evin önünde havlayan köpek vardı ya hani, hala havlıyor. sabaha karşı saatlerde. hep aynı saat. ben hep kulağıma tıkaç takıyorum uykumun arasında. yazık köpeğe, bence çok yalnız, aç olmadığını biliyorum. ufka bakıp havlıyo resmen. sabah da ilk gördüğünü insana kuyruk sallıyo. tıfıl, kılkuyruk bi şi. havlamazsa da "niye havlamıyo" diye uyanıyorum.

geçen yaz, annemin arkadaşının beyninden tümör alındı. başarılı ameliyat sonrası, beyni hala bilmediğimizi gösterir bir komplikasyon ve - artık tepki vermiyor. bir yıl oldu, düşün. misal ben sık sık düşünüyorum. yani duyuyor, görüyor; ama tek bir duygu veya mimik yok. annemin kocaman gülüşlü arkadaşı şimdi kortizonlu bir duvar gibi. orda; ama değil. yakın geçmiş, kısa dönem hafıza hak getire. eskilerde yaşıyor. on yıl önceki anları yeniden yaşıyor. orda bir yerde; ama kimse ona ulaşamıyor. sanki kendi içine açılan bir girdapta saplanıp kaldı. gülümsemek istiyor sanki bazen, ama tepki yok, sanki acı çekiyor. hiçbir duygu hissetmiyor mu, yoksa hissettiğini mi belli edemiyor bilmiyorum. ne kadar kırılganız di mi? böyle incecik, pamukçuklarla bağlıyız da kendimizden haberimiz yok. beyninizde toplu iğne başından bile minik bir düğmeniz var, pıt, kapanıveriyor. ordasınız ama değilsiniz, geçmiştesiniz. istemdışı zaman makinesi gibi. inşallah beyin hep güzel zamanlara götürüyodur insanı. bu ara en çok bunu düşünüyorum.

bugün ve bu anlar var ya, ileride bir hastalık sonrası veya en iyi ihtimalle yaşlılıkta, hatırlayabileceğimiz yegane zamanlar olacak. insan beyni ilk 20-25 yılı çok iyi kaydedermiş, "ilk"leri yaşadığı dönem olduğu için. ilk arkadaş, ilk sevgili, ilk ölüm, ilk doğum, ilk mezuniyet, ilk ayrılık, ilk iş filan. ondan sonrası kayıt üstü kayıt olurmuş, çok bi etkisi olmazmış yani. yaşlanınca da o ilkleri döne döne yeniden yaşarmış insan. ilkler mühim şeyler o yüzden. sizin hiç farkında bile olmadığınız; ama ileride döne döne yaşayacağınız bir sürü ilkiniz olmuş olabilir. o yüzden işte, iyi şeyler olduğundan emin olun. sonra bir anda pıt diye düğmeniz kapandığında mesela, yanınızdakiler "iyi günleri mi anıyor acep, yoksa düşündükçe acı mı çekiyor?" diye endişelenmez.

çok canım acıyor. nefes aldıkça. sonra annemin arkadaşını düşünüyorum, utanıyorum.
daha da fena oluyorum. belki kabuk değiştiriyorumdur? o da kesin acıyodur, çekirgeden iyi mi bilicem. daha sert, daha boyuma göre, daha sağlam bir kabuğa geçiyorumdur. hissiyatımın karadelikleri.
sonra işte kitap defter.yeşil çay uykusu.

bak yine yazdım. yazmiycaktım güya. bunu bile beceremiyorum; ama üstüme gelmeyin.
hadi eve gideyim artık.

11 yorum:

Damlo dedi ki...

sonunda daha sağlam bi kabuk olacaksa katlanılabilir sanki?

ve beceremediğin her şey böyle olsun.

hep dedi ki...

haftasonu Olimposta bi kare de senin için çektim; yanılmıyorsam mineleri seviyodun sen de? ama yollamaya mail adresi göremiyorum (yaşlılıktandır belki de ama göremiyorum:) minelerin emanette, bi ara iletmek isterim sana.
yaz sen. bırakma...
sevgiler

ikinehir dedi ki...

dünyanın en yüzeysel insanı olarak soruyorum, çünkü başka şeyler söyleyemiyorum, sen biliyosundur buraya ciddi-duygusal-destek babında yazsam neler yazabileceğimi-, ama işte küçük şeyler çıkıyor ağzımdan böyle anlarda.

o saçı nasıl yapıyorsun deryik? baktım baktım çözemedim. ben de bi deneseydim diye niyetlendim ama çıkamadım içinden yahu? yukardaki örük biraz anlaşılır da aşağısı nasıl oluyo öyle?

a little penny dedi ki...

Ensenin ortasında, toplu iğne başından bile küçük, hayat noktası vardır. Oraya darbe, sizi nefessiz bırakır. En hayati şeyler, hep en küçük noktalarda.

O yüzden her acı çeken gibi, kendinden utanır insan, yuh bana, amma dağıldım gibi.

Bu süreç bitecek. Varsın Halle Berry saçıyla gez. Yeter ki gözlerin parlasın deryik.

Adsız dedi ki...

http://tdkterim.gov.tr/seslisozluk/?kategori=yazim_listeli&kelime=hafta&ayn=bas

gln dedi ki...

"o yüzden işte, iyi şeyler olduğundan emin olun."

cok zor ama bu dediin :|

mermaid dedi ki...

dilbilgisi dersi için teşekkürler, sayenizde bir "level" atladık adsız.
level dedim ama sorun olur mu?

deryik dedi ki...

hayatta en sevdiğim şeylerden biri tdk ukalalılığı yaparken korkudan tek kelime, hatta isim bile yazamayanlar; hani ellerinde patlarsa diye. iyi ki link diye bir şey var da tükürür gibi gönderebiliyorsunuz, o çok özendiğiniz Türkçe ile bir tek cümle dahi kurmanız gerekmiyor. bunun adı tdk'da ne oluyor acaba, "haddini bildirdim bilmişin" mi?

aferin, boyunuz fezaya erdi. ben de defterimde 100 kez hafta içi ve hafta sonu yazarak cezaya kaldım. nasıl iyi geldi anlatamam. okuyup da anlayamadığınız her satır sayenizde iyileşti. teşekkür ederim. bence geçmişte yazdığım 1200 küsur postu da tarayın, içinizin yağları eriyecektir, garanti ederim.

a little penny dedi ki...

Blog yorumlarını kendi içindeki bitmez tükenmez ben daha süperim fikrini cilalamak, blog okumayı da hata arayıp yüze çarpmak ve mest olup kapatıp gitmek için kullanan Adsız kisveli adsızlar var.

Sallayın gitsin. Verdiği fikir, duygu önemli bir yazının, ister blog ister roman ister resim. O zaman Orhan Kemal de yanlış yazıyordu, adamın tüm çifte betimlemeleri "yanlış, yanlış" o zaman.

hep dedi ki...

:) öyle mükemmel yazıyorsun ki, kusur bulmak, kulp takmak ihtiyacı doğuyor birilerinde.
komik duruma düştüğklerini de mi görmez bunlar yahu!

Adsız dedi ki...

ben bu yaziyi cok sevdim.
sanki biri beni okumus, butun kendimle konusmalarimi dinlemis ve benim anlatabilecegimden cok daha guzel bir sekilde, cok guzel kelimelerle beni anlatmis gibi.

insana en cok, bu en deriin kayboluslarinin sadece ona oldugu, etraftaki herkesin harika bir hayati-yada gorece daha kolay, daha verimli, daha guleryuzlu, daha akiskan daha daha daha...-bir hayati oldugunu dusunmek koyuyor.

bencilce belki ama, belki de benim indigim derinlige birilerinin de gercekten indigini anlattigini okumak bana iyi geldi.

derinlik dediysem de ukalalik olarak algilanmasin. ama benim icimdeki benler ve kendimler oyle cok, oyle baskin ve oyle kavgaci ki; bazen kendi icinde bu kadar cok sesi duyan, onlarin kavgalarindan bunalan, onlari analiz edecegim diye ruhunun en dibini goren bir ben var saniyorum, baskalarinin da bu kadar diplerde ve bu kadar karanlikta bir aydinlanma cabasi suruyor olmasini inanilir bulmuyorum.

ama ilk defa inandim deryik. bencilce dedim ya, ama iyi geldi bana.
belki sen de kendini benim yerime koyarsan sana da iyi gelir.

ozetle, yalniz degilsin. adini kabuk degistirmek koymussun ama bana butun kabuklardan seviye seviye siyrilmak gibi geliyor bu surec-en ciplak oze inene kadar. iste adi her neyse oralarda bir yerde de benzer seyleri yasayan en az 1 kisi var :)


berna-PBABC(peanut...)'in bir arkadasi :)

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker