16 Şubat 2008 Cumartesi

antin kuntin

ankara sağolsun günler evde geçiyo. kendimden iyice sıkıldım. yapmam gereken işler olduğundan boş durmuyorum; ama ev giderek süpermarket/metro durağı havasına bürünüp zamansızlaşıyo. ürkütücü. bi de dışarı bakıyorum, kar. hep böyle bi karlı küre içinde yaşıyomuş gibi; ama evde. allah mahallemizin ev kızlarına sabır versin. evde ikinci ayımı doldurmak üzereyim ve çoktaaan bastılar, soldan sağdan geliyolar. son çarem biçki dikiş kursu ve şaka yapmıyorum. düğme dikme ve haraşonun ötesine geçmek de bi şi.

eğlencelik aktivite: BBC'nin antika programları. flog it! var mesela. böyle bir büyük britanya dolusu insan "annem vermişti, ninemden miras" diye diye gidiyolar müzayede salonlarına, ellerindekilere fiyat biçtiriyolar. aklınız almaz. sigara paketleri için tasarlanan çizimlerden, balıkçı oltasına kadar, her şeyin bir fiyatı, alıcısı ve pazarı var. hatta daha tuhafı, kolleksiyoneri var. saat 11 civarı bu program. ben ne bileyim, yıllardır o oyuncak ayılara zaafı olan adamın "hmm katherine ve patrick, elinizdekinin öyküsünü anlatın bize" demesini, dinlemeyi severim. elimde çay. manasız detaylar öğrenir insan. mesela marangoz bi amca vardı, adam viktorya dönemi seramiklerinden bikaç parça getirdi. garaj satışından almış. 3 pound ödemiş. değer biçecek uzmanın gözleri yerinden fırladı, minik ilaç kutusuna bakıp "bu bin pound eder, nerden buldun, nası bi beceridir bu" diye. sonra gittik sandalye uzmanı teyzeyi dinledik. hatta cardiff civarındaki bi seramik atölyesinin ürünlerini izledim, sarı sarı. van gogh'un sarı dönemini aldığı ilaçların etrafı sarı göstermesine borçlu olduğumuzu öğrendim. hayır beynim çöplük değil.

neyse, "benim hoşuma giden ne bunda" diye de düşündüm tabii, vakit bol. o aletlerden yaşam tarzlarını, günlük hayatı okumalarını seviyorum. modern arkeoloji gibi. bi de sanırım biriktirme kültürü. çöp ev olmadan, hobi olarak. japonlarda da var diye duyarım. bi konu seçen, hakkında okuyup, biriktirecek kadar dahil olan bir özen. özenli merak. illa da çok zenginleri yapmıyo bunu. pul kolleksiyonu yapan türk genci bir gün olsun "filatelist" kelimesini duymadan yapıyosa bunu ya da filateli üzerine iki satır okumuyosa bu tam bi hobi olmuyo bence. yığma oluyo, biriktirme değil. ipek ongun tadındayım yine. mesela bi adam, 10 yaşında başlamış biriktirmeye. sanırım kibrit kutusu biriktiriyodu; ama karton değil, gümüş falan. 10 yaşında bi çocuk buna nasıl sarar ki?
e tabii bi de bizim gözü açık, kazıkçı, bi halt bilmeden dükkan açan antikacılarından değil götürdükleri. adamlar uzman. sandalye, saat, masa, cam vs diye uzmanlaşmışlar. koyuyosun vazoyu, "1750 civarında john&hödö atölyesinde yapıldığını tahmin ediyorum..." diyo. biliyo işini. bazen değerini tutturamıyo, olsun. "ulaaan şuna bak, bire alır yüze satarım" hırsı yok. yani ben öyle ağır, gülle gibi koltuklar, avizeler, çin porseleni vazolar sevmem... kasvetli hatta biraz da yapmacık gelir niyeyse... ama ne bileyim, küçük kutu zaafım vardır. bu flog it!'de her şey var ve ben öylece dinliyorum.
hoş, ingilizlerin antika merakı da az millette var heralde.

ev monoton ben monoton. ekran, makale ve yazı derken gözlüğün burnumda izi çıkıyo.

evet benim gözlüğüm var.

2 yorum:

sütlaç hanım dedi ki...

uğra.

Gonca dedi ki...

merhaba deryik ilk yorumu yazmak bugüne kısmet oldu:) ahh evet geçenlerde bende ağzım açık izledim o programı.kadının dedesinden kalan kasvetli bir tablo meğer çok önemli ve değerliymiş.zavallı kadının tek derdi ise bu tablo benim içimi sıkıyor bir an önce gitsindi.ama epey para kazandı.yüzündeki şaşkın ifadeyi unutamam..

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker