28 Ekim 2007 Pazar

terör, şiddet ve tepki

işler ne kadar da kolayca sınırlarını aşıp çığrından çıkıyor di mi? herkes elele terörü lanetliyordu da bir anda işyerlerinin yağmalanması aşamasına nasıl geldik? adı/yüzü veya sıfatı yüzünden dayak yiyen, bıçaklanan, tehdit edilen veya zarara uğrayan insanlar varken, teröre hakikaten şiddetli bi hayır diyoruz.

terörle şiddet arasındaki temel fark, zannımca, şiddetin çok daha genel bi kavram oluşu. yani terör bir şiddet çeşidi. zaman zaman eşanlamlı kullanılsa da, yine zannımca, terör kavramının hukuki bir farkı vardır, haliyle bu yüzden PKK'yı terör listesine sokmak mühimdir; zira kimse şiddet yok demiyo ama adını da koymuyo. terör kısmını bi kenara koyarsak, bunun dışındaki şiddet çeşitleri de bir topluma eşit derecede, üstelik çaktırmadan, zarar verebilir.

şiddet biriken bir şey bence. hararetli ömürler tükettikçe patlayacak yer aramaların, gaza gelişlerin, gaza getirmelerin sonucu şiddet. sinir çıkarma aracı. bir tecavüzcünün bütün bir şehir tarafından linç edilmesini izlerken mesela, sizi bilmem ama ben histerik bir toplu şiddet görüyorum: tecavüzcü suçsuz olduğu için değil; masasında gazete okuyup çay içerken bi anda adamı öldürmek istediğine karar veren ve bunu da bi şekilde meşru gösteren ("şehrimizin adını kötüledi") bir güruh. ve sorumluluğun dağılması, darma duman, havada asılı, kimseye ait olmayan bir şey haline gelmesi. sorumluluktan uzaklaşmış ve her an her şeyi yapabilme hakkını kendinde gören bir güruh. en korkunç şey. hak, hukuk, adalet ve ceza mahkemesiymiş takmadan, dümdüz, kendi aklına, fikrine ve tahminen hayat boyu biriktirdiği bütün hınçların o yükselen, adrenalin yüklü patlamasıyla yaratılan bir şiddet: ve bu şiddet de yavru köpeğe sahip çıkan mahalle halkı kadar insani bi şey. galeyana gelme ihtimalimiz hep var. bununla barışmak ve bi şiler yapmak lazım. pire için yorgan yakma ara gazı.

ne acıdır ki, misal gazetelere baktıkça, benim aklıma 6-7 Eylül olayları geliyor. "Atatürk'ün evi bombalandı" haberiyle ve bi anda ortaya çıkıveren provakatörleriyle dükkan yağmalayan, insan kovalayan, ev basan, bunu da "vatan millet sakarya" için, kıbrıs için yapan yığınlar. İçinde bulundukları ruh halini anlamak zor değil; bu ülkede Atatürk dediğinizde, hele bi de "evini yunan bombalamış" dediğinizde, akan su durmaz, tersine akar. ama 2 gün süreyle şiddete teslim sokaklardan sonra... yıllar sonra... dönemin hükümetinin bu bombalama işinin arkasında olduğu, bu yaratılan ruh halinin kıbrıs politikalarında kullanıldığı, tek bir adamın 4-5 ayrı topluluğu organize edip insanlara bayrak ve resim dağıttığı ortaya çıktı. Bir hakimin günlüğünden. belgelerle. dönem hükümetinin yıllar sonra "evet yani biraz dahildik öhöm" laflarıyla... ve halen bu acının sergisi yapıldığında elinde yumurta ve domatesle baskına gelenler oluyor, evet. ama büyük bir çoğunluk da bu güruhu "gerçeklerle yüzleşmeye" çağırıyor- umarım.

işte şiddetin yaratılması böyle kolay bir şey. bir hedef koyarsın.belirsiz, bulanık ve çok genel. dişe diş, kana kan hedefler. öc almak için konmuş hedefler. sonra insanların vatansever duygularının sömürüsü ince ince işlenir. ben sanmıyorum ki bu saldırılara karışanların hepsi psikopat katiller olsun- "akan suların durduğu" anlardan birinde olduğunu sanan, iyi bi şi yaptığını sanan insanlar da vardı: zira başarı bu insanları şiddetin iyi olduğuna ikna edebilmiş olmak, sorgulamalarına izin vermeden hedefe doğru gütmekte. ha, bu da bizim koyun kafalı bir millet olmamızdan kaynaklanmıyor, hayır; bu bizim değerlerimizin bizim için aşırı hassas, aşırı kıymetli olmasından kaynaklanıyor. Bu değerlerle olan bağ analitik değil duygusal; bunda kötü bir şey yok ama analitik düşünmeye sekte vuracak aşamaya geldiğinde bir duygular havuzu dolusu şiddet oluyor işte elde. günlük falında "duygularınızla karar vermeyin, mantığınızı koruyun" tavsiyelerini okuyan binlerce insan, hayır bunu sadece sevgilisiyle ayrılma kararına uyguluyor.

savaş konusunda duygusal davranmak çok tehlikeli. savaş fazlasıyla analitik bir şey. bu sadece savaş teknikleriyle değil, toplumsal hafıza, sivil savaş vs vs kısmıyla da analitik bir şey. bu mesela, "türk milleti aslanlar gibi kükrüyor, tepkisini gösteriyorrrr" nidalarında gizli bir şey. türk milleti bi durup düşünmüyor: yahu illa bu askerler mi ölmeliydi tepki için? önceki tepkilerimi niye kimse ciddiye almadı? terörist askeri öldürdü diye ben niye kahvehane taşlıyorum? bu ikiliklerde kaybolup gitmiş yıllarım varken, yine niye oluyor bu? bu tabii ki duygusuzca strateji analizi yapalım demek değil; ama o duyguların sebebini sonucu da kaale almak.

daha da enteresanı, bence düşünme gerektiren kısmı, bu tepkilerin hiçbirinin devlete yönelmeyişi, devletin aksine bunları çok güzel bi şekilde "birlik beraberlik" aracı olarak kullanması. hedef terör tamam, ama devletin temel görevi beni korumak değil mi? herkes ağlıyor, anlıyorum; ama dediğim gibi, ben savaşın analitik kısmının ortadan yok edilmesini çok tehlikeli görüyorum. "Ey devlet, hesap ver!" diye de yürür mü yüzbinler? "bunca yıldır yeter bu acı!" diyebilir mi? misal, paşambüyükanıt'a, "sen sus artık halk konuşuyor!" denebilir mi? denemez. paşambüyükanıt mağrur bi şekilde teşekkür eder. "bize bu acıları yaşatanlara hayal edemeyecekleri acılar yaşatıcaz" der mesela. "he ya yaşatıcazzz" der güruhlar. belki kıyıda köşede, "ben vatan sağolsun demiycem" diyen o şehit annesini hatırlayan olur. niye öyle dediğini bi düşünürüz.

neyse, bu "tsk/devlet hiçbi şi yapmadı" yazısı değil, tabii ki... ama sokak ortasında evi- işyeri taşlanan sıradan insanların korunmasında devlet bu sefer biraz daha ortaya çıksa mesela... yine güruhlar halinde hareket etmesek... ben mesela, "bayraklı 1 milyon facebook profili" gibi bi şi gördüm. ah çetin altan, türkün türke propagandası. ne olacak allah aşkına? "teröre tepki gösteriyoruz"sa eğer- göstermeyen mi var, varsa sizin arkadaş listenizde işi ne? vs vs... çocuk oyunu sanki. pal sokağı. halbuki bayrak kutsaldı hani? o bayrağın altında namusuyla şerefiyle iş gören insanları sokak ortasında bıçaklayanların eline yakışmayacak kadar kutsaldı sanki? her durumda ya bismillah elde bayrak bi de atatürk fotoğrafı görünce, sanki insanlar bunları hep sokak kapılarının kenarında tutuyor da ilk vukuatta kapıp sokağa fırlıyor gibi hissediyorum.

dedim ya, şiddet bir sürü şekilde ortaya çıkıyor. kilometrelerce uzaktan gazeteleri takip eden bu kız da bu aralar hep 6-7 eylül olaylarını hatırlıyor. "aynı şey değil" diyeceksiniz, biliyorum. ama hiç mi benzerlik yok? domino etkisiyle, TKP'den tutun Afrika kökenli Türklerin derneğine, saçı uzun olanlara falan- herkes sıra dayağından geçiyor. en başta bahsettiğim, biriken ve büyük bir toplu adrenalin fışkırmasıyla ve tabii ki sorumluluğu üstünde kesinlikle hissetmeyen ("vur dediler vurdum") bir topluluğun hışmı bu şiddet. soğuk savaş zamanında taksimdeki rus lokantası "kömünist" damgası yememek için nasıl rus salatasını "amerikan salatası" diye satmışsa (ve halen bugün onun adını amerikan salatası sanan binlerce türk varsa...) yağmadan sonra "hepimiz türküz" afişi koyan adamın çaresizliği de aynı: vurmayın bana!

bu yazı şunun için yazıldı: samimiyetle acıları paylaşanlar, samimiyetle gözleri dolanlar, artık bi son olsun isteyenler tabii ki var. yok demek hıyarlık olur (ha bu "dursun" diyenlerin kimi bi savaşı gerekli görüyor, kimi görmüyor, o ayrı). sokaktaki her insan da elinde balta bi diğerine saldırmıyor; biliyorum. işte bu insanların varlığı zaten mühim olan: "ben de tepkiliyim ama kardeş adam gibi tepki ver" diyebilmeleri mühim. "ben o dükkan yağmalayıp adam dövenden farklıyım" deme ihtiyacı duymak, onları da terör kadar lanetlemek. gerektiğinde o adamı köşeye çekip "yangına körükle gitme hemşerim zaten bağrımız yanıyo, ne yapıyosun sen, adam mardinli diye dükkan yağmalanır mı" diyebilmek, bütün bu güruhları sakinleştirmek...

zira duygular denizi illa hışımla dışarı vurulacak bir şey değil. biraz akıl mantık, biraz ne demek istediğini ve ne demek istemediğini bilmek gerek. nasıl anlaşılacağı konusunda endişelenmek ve sorumluluğun buharlaşıp havada kaybolmasına izin vermemek. yoksa "ben sadece atatürkün evinin bombalanmasını protesto etmiştim" diyene nasıl "peki diğerlerini durdurmak için ne yaptın" diye soruyorsak, şimdi de aynısı mümkün...

ve bu son kısımla ilişkili olarak, anaakım türk basının insan duygularını sömürüp plazasından "ay protesto ediyorum ama ben şimdiiii" çektiği şu günlerde işte, birilerine sorumluluklarını hatırlatmak gerekiyor. bunu da bence bugün arıza kadın perihan çok güzel yaptı.



neyse, bu kadar işte.

7 yorum:

Adsız dedi ki...

perihan mağden'den hemen önce,nur çintay'ı da okumayı tavsiye ederim..

e bi de tabi,teşekkür (çok)az kaldığı için;

iyi ki varmışsınız,
ben de iyi ki rastlamışım diycem..

yani şimdi artık,sizi de mi okumalı "diğerleri"yle beraber:)

Emir Bey dedi ki...

bazı konularda deryik, ben susayım da sen konuşuver diyecek kadar, düzgün muntazam konuşuyorsun. hayır zaten her durumda derim ama benim fikirlerimi benden daha iyi anlatabildiğin durumlar oluyor ya onları kast ediyorum. okudukça içten içe hı hı, evet, vallahi yahu, (hay ağzını öpeyim eheheh) gibi nidalarım oldu. elimde yazılı olarak olsaydı bu metin bir kaç yerin de altını çizerdim hatta, ellerine sağlık. görüşüne kuvvet =) eheheheh :D

profil fotoğrafında da bant takmışsın, "arkadaş bant takın canımı yiyin" zihniyetindeydim bu aralar, pek iyi oldu =)

saygılar.

TugCe dedi ki...

Keşke sadece bayraklı 1 milyon profil ile kalsaydı be Deryik...
Okudun mu kürt havayollarının sitesinin hacklenişini?
Bu kadar kolay kan dökmek..Bir yudumda içivereceğiz, az kaldı.
Müslüm Gürses hayranlarına laf etmemek lazımmış valla..

silenzio dedi ki...

aynı konuyu yazmışız..

hıncal uluç söylemiş amaçları 6-7 eylül'ü yeniden yaşatmak olabilir diye. öyle hatırlıyorum en azından. herhalde ilk defa mantıklı birşey söylemiş kendisi.

jelatin dedi ki...

Bugün Çankaya Belediyesi'nin düzenlediği Teröre Hayır mitingine katıldım. Katıldım ama ayaklarım geri geri gitti hep miting alanına ilerlerken. İstemeden katılmadığım sloganlara dahil olacağımdan korktum, ne yalan söyleyeyim. Uzun zamandır gördüğüm en asil kalabalıktı. En aklı başında. Gazetede okuduğumuz korku filmi senaryolarına inat, umut verici bir kalabalık. Irkçılıktan, kutuplaştırmadan, genellemelerden uzak; sadece "terör"ü dışlayan, terörü "ötekisi" olarak gören bir topluluk. Gerçekten umutla doldu içim. O insanlar çoluk çocuk yürürken; 3-5 kişilik kendini bilmezin faşist sloganlarını duymazdan gelip, sadece ama sadece teröre odaklanmışken. Gerçekten umutlandım.

Tek dileğim unutmasın Türkiye bunu. Unutmasın. Unutmasın.

deryik dedi ki...

isimsiz: ben tesekkur :)

tugce: kurt havayollari sitesi hack? google'a sormam lazim sanirim.

silenzio: hincal uluc? hmmm.. tarihi bi an bu an :)

jelatin: cok sevindim guzel gecmis olmasina, daha da muhimi umut verebilmis olmasina...

TugCe dedi ki...

kurd-airlines.com yanlış hatırlamıyorsam. Ama çok feci yani...

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker