13 Ekim 2007 Cumartesi

sunumu soracak olan varsa özetleyeyim... "bundan çok daha iyisini ve fazlasını yapabileceğini biliyoruz da niye yapmadığını anlayamıyoruz" gibi "çok yüklendik olmadı, bari biraz da ara gaz vermeyi deneyelim"ci, tabii ki yutmadığım bi yorum aldım. en şahanesi "ne çileler çekti de yazdı kısmına maalesef not vermiyoruz, bu kötü haber. ama iyi haber şu: kapasitenin altında iş yapınca da not kırmıyoruz" kısmıydı sanırım. eh, önümde bir ay ve toparlanması gereken bir tek şey var. sunumum yazılı halinden daha iyiymiş, avunuyoruz. 2,5 günde bu kadar oluyo, bi de 1 ayda napıcam onu göreyim bakayım.
beklediğim yorumları aldım, yani şok etkisi yaratmadı. bile bile lades. o kısım acıtıyo işte. "sen buraya ilk geldiğinde polanyi derdin, konuştuğunda derin laf ederdin, hani nerde onlar" dedi hocam. o koydu bak. bi tek o koydu sanırım. evet o koydu.

perşembe saat 3 itibariyle şalteri bi süreliğine indirdim ben, evet.
uykusuzluk sürmekte. olsun varsın. bugün uyurum artık.
amsterdam gezmesi yapıldı ufaktan. bi daha van gogh müzesine gidersem rehberlik yapabilirim sanırım. ve lakin gidicem; çünkü 1 adet barcelona sergisi var. şehrin 1880-1909 arası dönüşümünü anlatan... üstelik müze kartı olanlara bedava. öğrencilik yaşasın yaşasın.

gazeteleri iki gün (ya da hafta, neyse işte) boş bırakınca hulusi tarafından aydınlatılmam icap etti. böyle kısa bi update yaşadıktan sonra aynı boşluğa devam halime döndüm, evet. gazeteleri okumak zor geliyo bu ara. ABD ile ilişkiler kısmı bi yana mesela din dersi tartışmaları falan sürmekte... gazeteler ve türkiye gündemiyle ilişkim inişli-çıkışlı.

nereye varacağını artık kestirebildiğimiz ya da kestirmeye bile üşendirecek kadar monotonlaşmış konuları (bkz. ermenistan, bkz. ABD'nin PKK konusundaki desteği) bi de benden duymak isteyen olduğunu pek sanmıyorum. hem yazmak düşünmeyi gerektiriyor doğası gereği, bu konuları düşünmeyi de istemiyorum. gizliden düşündürüyo onlar gerektiğinde; ama gazetelere mola. galeyan beyanları okumak, birbirinin yankısı yorumlar görmek, en klişe şeyleri "amerikanın yeniden keşfi" misali bir heyecanla sunanlardan bunalmamak, karşı argümanlarını bilmeden konuşanların sıradanlaşmış yazılarını ayıklayıp beyni yormamaya çalışmak falan... enerji gerektiriyo. ayrıca her an kaldığı yerden yakalabilir diziler gibi hallerimiz. umursamamak değil bu, aksine...
can acıtıyo tekrarlara bulanmışlığımız.

efendim bayram sebebiyle endonezya sefaretindeydim, minik bir davet idi. kendi sefaretime niye gitmedim? zira kayıtlı değilim. endonezyalılar şeker insanlar. mutfaklarına da saygımız sonsuz; bi de şu burnumdan fışkıran acı baharat kısmını ayarlarsam daha iyi olucak... pilav konusundaki uzlaşmazlığımızı tavuk kısmı hallediyo. denge kujum, her işin başı. Bhinneka Tunggal Ika (Çeşitlilik içinde Birlik) diye bi sloganı var ülkenin. 17.508 tane de adası.

uyku ve temizlik günleri başlasın.

hiç kimse yazmak istemiyo sanki bu ara.

3 yorum:

turuncu dedi ki...

geçmiş olsun :)

TugCe dedi ki...

Bu aralar insan ne okumak ne yazmak istiyor sanki Deryik. Bir bakıyoruz, biz yine aynı şeyleri söylüyoruz, ama üzülmeyen yine üzülmüyor. Hık mık şey kalıyoruz öyle..
En iyisi uyumak... Hem dinleniyor gibi oluyor uyuyunca vücut..Bir nevi yanii... Beyin sakin ya, ondan.

Goddess Artemis dedi ki...

Mimlendiniz! :o)

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker