7 Ekim 2007 Pazar

sanrı

sevgili günlük,

büyüyünce günlüğünü boşlayan kadınların "ah demek ki canım artık eskisi kadar acımıyo, yazma ihtiyacı duymuyorum bak" halüsinasyonu şerefine içelim. Ya da benim halüsinasyonumun, bütün kadınların ne günahı var? kendi yazılarını okuyup kenarına not düşen biriyim ben.

tansu çiller bi kere halüsinasyon diyememişti. perihan mağden de çok güzel dalga geçmişti durumla. kendisi zaten güzel dalga geçer. Neyse, tansu hanım "hasülünü...halüsünü... ee hasülünnn???" diye grup toplantısında kıvranırken efendim, kameraların yakınındaki milletvekillerimiz suflörlük denemesi yapmıştı "başkanım başkanım halüsinasyon!!" diye... tansu hanım da zaten hışımla bakıyodu yarım için, 70 milyona çaktırmadan... aslında en komik yanı o çabaydıç neyse, tansu hanım duyamamıştı ve başladığı cümle öyle yarıda bırakılmayacak kadar afilliydi. "halünüsün... öööeeeehh... halüsineyşın!" demişti. perihancım (kendisiyle sevgi-nefret ilişkisi yaşamayıp bu duygulardan birinde karar kılabilmişler parmak kaldırsın) da "kelimenin öztürkçesini beklemiyoduk zaten; ama söylemesi daha kolay aslında" demişti. tansu hanımsa "bilmediğimden değil, bi an dilim sürçtü" demişti. konuyla ilgili şık bi cemal süreya şiiri var, perihancım da öyle bi şiler demişti zaten. şair farkı bunu 4 satırda diyebilmek. nerden nereye çağrıştım gece vakti...

ben 2 bin kelime yazdım bugün. daha doğrusu günün ve üretkenliğimin hakkını yemeyelim, 2 saatte... kendime 12 bin umut hedefi koydum, gerçeğe döndüğümde 10 bin yazarsam şükürler ediyo olucam. pazartesiye kadar bitmeli. beklenti 15 bin. 15 saat yetmez hayır basit matematik hesaplarıyla moral vermek isteyen okuyucu... azalan fayda grafiği. olmuyo. olur olur. çare yok. daha da yazardım bugün aslında ama işte insanın bazen dil sürçüyo, bilmediğimden değil.

sonra işte başka.... 1 euroluk bilet bulup vergisiyle 19 euro'ya roma'ya gitti bi arkadaş. yağmurluymuş, merak etmeyin. başka biri de "yetti buralar bana" deyip gitti. nereye, bilmiyoruz. ama geri gelecekmiş.

7 ay sonra ilk kez odamdaki bütün ampüller yanıyo. süper bi his. bi de bugün çamaşır suyu katkılı, limon kokulu cif aldım. gelecek temiz günler için. Güler yüzlü, temiz oda. Ayrıca millet burda kırk yıllık cifi sif diye okuyo, bi de üstüne bana gülüyolar, kınıyorum.

şimdi benden duymak tuhaf gelicek biliyorum ama Celtics-AC Milan maçının son dakikadaki o adaletin yerini bulduğu Celtic golünden sonra (netekim boktan bi penaltıyla gelen beraberlik insanda gaz yapıyo) sahaya bi Celtic taraftarı fırladı ve Milan kalecisinin omzuna pat pat vurdu. hani "şiştin miiiiğğ" der gibi.... kaleci bi hışım arkasından koştu sonra "napıyorum lan ben, düşsem ya" dedi resmen kendi kendine ve pat diye gözünü tutarak yere düştü. tıbbi yardım geldiğinde ise çenesini tutuyodu. sedyeyle giderkense buzu yanağına koydular... ve ertesi gün gazeteler taraftara verilen cezadan bahsediyodu. "hadi hakemler görmedi... gazeteciler de mi kör???" diyerek ilk ve son futbol kritiğime son veriyorum. genel olarak oskarlık bi maçtı. evet, ben irish pub'ına sadakatini UEFA ve Rugby Dünya Kupası sırasında da gösteren bi kızım.


bolca çizgi film ve nutella. bi de her zamanki "stresle mücadele yöntemi olarak nezle kaçışı" başlar gibi oldu, duruma el koydum. icabında saatlerce çişini tutabilen bi türün evlatlarıyız, nezleyi mi atlatamiycaz? hiç işte.

bu perşembe sunumdan sonra amsterdam ve sergiler. daralarak kaçan deryik. ortaokulda en çok "azalarak artan" ve "artarak azalan" laflarını severdim. insan ilişkilerini falan nasıl açıklıyo aslında. bi de artarak artan var. üstüne üstüne geliyo insanın.

hadi uyu günlük. olmayan şarkılarımızdan 19th nervous breakdown senin için gelsin. evet bu bi mesaj kaygısıdır. bissürü şarkım oldu sevinçten şımarıyorum.

yurdun çevresinde gezdirilen beyaz köpek yavrusu... sahibin hollandalı olmasa, tepkisini tahmin edebiliyo olsam şimdiye aşkla oynuyo idik. kısmet.

2 yorum:

TugCe dedi ki...

Bak biz kelime uydurmuştuk 2 sene önce. Okazyon :) Bu akşam bir okazyon var mı bile diyorduk...Öyle...Aklıma geldi birden.
Öperim, kolaylarlar gelsin :P

stickman dedi ki...

kaleci Dida'nında kişiliğini çözmüş olduk böylece, gerçi bu brezilyalılar yapıyo böyle şeyler, alıştık. 2002 dünya kupasında Brezilya ile oynadığımız ilk maçta, net olarak hatırlamıyorum ama sanırım Rivaldoydu, bacağına sert gelen topla, kafasını tutup yere düşmüştü. Ada futbolu hastası ve Fifa menejerlik oyununda sürekli teknik direktörlüğünü yaptığım bir Celtic sempatizanı olarak, Didayı kınıyorum.

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker