23 Ekim 2007 Salı

mekan

bi kutu vişne suyusu. polonya işi. hollandalılar üretse alıcam ama yok napiym. polonya.


an itibariyle tezimin teslimine 3 hafta var. geçen günlerde yenen azarlar, uyarılar, hırslanmalar vb her türlü inişli-çıkışlı-harlı ruh hali kendini güneşsiz sabahlarda uzun uykulara bıraktı. hava ayaz mı ayaz ellerim ceplerimde günleri başladı burda. hani anneanneniz göğe bakıp "kar topluyo" falan der böyle ulu bir kızılderili reisi havasında, havayı koklar falan... hah işte o soğuklar hakim burda. oysa ben anneannemin "pastırma sıcakları" ve "cemre düştü" mimiklerine hasretim.


eczacım çok komik. "prospektüs hollandaca mı?" diyosunuz, evet diyo ve sessizlik- derken ta ta taam! iki dakika sonra prospektüsün tam 11 sayfalık ingilizce çevirisiyle karşımda durmakta beyfendi. çıktısını almış zımbalamış falan. ben nemli gözlerle "aa aa benim için mi? çok incesin sevgilim" bakışıyla (evet baş 45 derece yana eğik) teşekkür ederken kendisinde tepki yok. ekrana bakmakta fiyatı söylemekte. ama amca teşekkür ettim ben. mağrur bi "ne demek, görevimiz" falan çak bari. hiç işte. tamam neşeli günler modunda değilsin, bari görevimiz tehlike, zorro falan ol.


burda bi teşhisin zamanıdır: soru-cevap sırasında gereksiz etkileşime girmiyolar sizinle. misal "pardon bunun 38 numarası var mı acebağ?". "yok". net. ne o öyle "maalesef stoklarda kalmamış hanfendi" falan.. uzun. gereksiz. hatice değil netice ve neticede yok. nokta.


ama işte bunların ortasında bir iki mekan sizi mutlu eder. ve gitmenize 2 ay kala, gerçekten de den haag'dan ayrılırken yanınızda taşınmaz mal götüremeyecek olmaya içlenirsiniz.


biricik irish pub o'casey's mesela, inci minci kim birinci parlamakta. içeri girersiniz, gülümserler. hadi beni zaten bayaa bi tanıyolar, ama herkese gülümserler. "bira alabilir miyim" dersiniz "bira verebilirim" derler falan, gilad modundaysa bira bardaklarıyla ritm çalışması yapıp kendi kendine şarkı söyler, laura köşesinde ne olduğunu hiçbi zaman çözemediğim karışımını yudumlayıp bar müdavimleriyle muhabbet eder, kyle etrafına bakıp, 27 yaşında olduğunu unutup, olgun-ve-anlayışlı-barmen edasıyla "hepsi bi çatlak ama senden naber" bakışı çakar. falan filan. eğlencelidir benim barım. yeni gelen barmen varsa sizin eski olduğunuzu hemen kavrayıp bi merhaba der. tanışırsınız resmen. 3-4 maç aynı anda dev ekranlarda gösterilirken, 5 kişi aynı anda çalışırken dahi, sizi görünce içten gülümseyen, "nerelerdeydin" diyen arkadaşlarınız olur işte. o arkadaşlarınız size gizlice ev yapımı meyve suyu şişesini koklatıp "mis gibi di mi" der. böyle minik şeyler olur, iyi hissettirir. tarifi zor. "iki ay sonra gidicem" dediğinizde "e ama çok erken" diyen bu insanların niye bi irish pubda olduğunu sorgulamayı bırakırsınız.


sonra bi de küçük minik eat-up var. nokta kadar bi ayaküstü büfecik. hollanda standartlarında ucuz-ortalama fiyatlarıyla hollanda standartlarının çok üstünde sandeviç ve kek sunan minik yer. taze sıkılmış meyve suyu var hep. ama esas güzellik sandeviçleri... bi de sahibesi. bu küçük noktacık, kendine has son hız ritmi ve herkese gülümseyen o işbitirici sahibesiyle her genç kızın gönlünde yatan "bi gün kendi cafemi açıcam ben" hayalinin vücuda gelmiş hali. kararsız kaldığınızda "bence ben sana ikisinin karışımı yeni bi şi hazırliym" diyen bi hanfendi. bunun bu topraklarda nası bi nimet olduğunu anlatmak zor. ev yapımı keklerine artık ne koyuyo bilemiyorum ama bir dilimi bir ömre bedel. yoğun ve gerçekten ev yapımı yahu. dükkanın iki küçük duvarında sokak köpekleriyle ilgili afişler olur. yerden kazanmak için masalar dışarı atılır, içerde minicik bi barımsı köşe vardır. siz oraya tünediğinizde çayınızı getiren garson mesela, gülümser. acemidir, günde 3 bardak kırar; ama öğrenir zamanla. tahminen 6 m2'lik o mekanda herkes hep gülümser, yaptığı işi sever ve ne bileyim işte, o kek ve sandeviçler kadar mutlu görünürler. menünün 4 tatlısı vardır, adlarını prenses maxima ve kızlarından alan. maxima sufledir.2 kızı da tart. yeni doğan minik prenses ise çikolatalı kurabiyedir. daha ne diyeyim ben?


neyse işte... bu ara böyle bi arkamda bırakacağım mekanlara şimdiden hasret durumu var. özellikle şu şehirden ayrılırken en çok özleyeceğim şeyin bir irlanda barı olması tuhaf biliyorum; ama "veda partin burda olucak!!!" diyen bi bardan bahsediyoruz. bu ara istanbul hasretim yine tavan yapmış durumda, dillendirmiyorum. ama giderken de özleyeceğim şeylerin farkındayım.

ben mozaik yaptım. okulum seramikle mozaik arasındaki farkı bilmiyomuş anlaşılan. sevinçle sekerek koşarak gittiğimde karşımdaki sarışın hanfendiye "e ama bu mozaiiiiikk!!!" diye haykırmamalıydım; ama yaptım. neyse, mozaik de zevkliymiş efendim. masa yaptık iki saatte. omuz-boyun-sırt ağrısı konusuna girmiyorum; ve lakin fayans kırmak korkutucu bi zevk veriyo insana. allahtan kimsenin parmağını kırdığımı falan hayal etmiyodum. yok o aşamaya gelebilecek kadar fayans kırdım, yine de olmadı. resimde gördüğünüz gri bluzlu kol benim sol kolum. ha bi de, mozaik kırma işleminde sağlakmışım ben. komik di mi? bunca yıllık solağım, bunu bilmiyodum. hoca solaktı, o sol eliyle kırdı ama ben yapamadım. sonra fark ettim, takı yaparken de sağ elimi kullanıyorum. tespit işte. neyse, biz böyle debelenirken yan masada çikolata yapanlar vardı, bizi beslediler.

gazeteler, internet, her yer bayrak dolu. her yer bissürü bayrak. 29 ekim için değil, hayır. bi kısmı "savaş istiyoruz" bayrakları... "ölü istemiyoruz" bayrakları hem de. tuhaf. "ölü istemiyoruz o yüzden savaş istiyoruz" bayrakları. teröre hayır ama savaşa evet diyen bayraklar. neyse. ben bayrakları kabotaj bayramında seven biriyim. vapurlarda. ve evet, bu ara da sıcak gündem takibi yapmıyorum, haliyle medyacım nasıl bi ruh hali yaratmış ayırdında değilim. sadece tuhaf gelen, sanki ilk kez yaşanıyomuş gibi verilen tepkiler. sanki ilk kez Irak'a giricez, sanki ilk kez PKK, sanki ilk kez şehitler ve sanki ilk kez ABD... biz savaş barışındayız. savaşarak barışanlar... cama vuran sinekler gibi, çözümü hep aynı yöntemde görüp, deneyip, sonra nedense her beş yılda bi tekrar etmesine şaşanlar. medya eliyle hafıza kaybı- bir hezeyan yaratma aracı olarak yazılı ve görsel basın.
neyse, şimdi bunu okuyup "şehitlerin kanı" konulu bi yorum bırakan olur diye bininci kez hatırlatmak da yarar var: ben kanlar arası ayrım yapmıyorum diye kayba üzülmüyorum anlamına gelmez. nasıl üzüldüğüm de kimseyi ilgilendirmez. tüme varırken, aman diyim dikkat. kanlar arası da ayrım yapmiycam, üzgünüm. biz ekrandaki cenazeye ağlarken büyük adamların kapalı kapılar ardında ne konuştuğunu bilmek çok daha yardımcı olur bence. benim derdim yaratılan görüntüler ve duygularla. insanların birden bire türk bayraklı profil resimlerine düşkünleşmesiyle. yeni bir şey yok, yeni hiçbir şey yok. istatistiklerle savaş borazancılığı yapıp sonra kişisel öykülere ağlayan bir medyanın benim için kıymeti yok. yok yok yok.

neyse, gündeme teğet yazı kısmına nokta.

the kingdom adam gibi finaliyle hollywood filmleri içinde birazcık da olsa yüzeye çıkanlar arasında. tamam hala fazla bireyci, hala kahramancı, hala hollywood; ama yaratılmış kısır döngülere ithaf olsun. live! güzeldi bi de.

bi de, altunbaş kararı çıkmış sonunda. Yargıtay'dan. ha nedir, 1 yıl 7 ay hapis, bu kadar. ceza alan işkence mahkumları arasında eskilerden bi milletvekili adayı da var. o zamanlar başkomiser imiş.
ben böyle yazıp yazıp yazdıklarımı sevmeme hallerindeyim bu ara.

11 yorum:

Emir Bey dedi ki...

bana special super black ve mentol dışında varsa djarum çeşidi getirmelisiniz gelirken ki ben de size istediğiniz bir mekanda kahve ısmarlayayım değil mi :P

Adsız dedi ki...

"güendeme teğet" mi?bence tam ortasından geçtiniz.

özettir yani.

teşekkürler..

TugCe dedi ki...

Deryikçim, kan ve savaş olayındaki düşüncen için teşekkürler. Sonunda birkaç kişi görebiliyorum kan sevdasında olmayan..

Burcuk dedi ki...

cama vuran sinekler gibi

super benzetme olmus Deryik, kesinlikle katiliyorum!

umarim her sey yolundadir, operm cok

jelatin dedi ki...

Ah, en sevdiğim objelerden biridir mozaik sehpalar. Paşabahçe'de filan satılıyor burada; içim gidiyor. Kendi evim olunca balkonuma bir adet o sehpalardan yerleştirmek ve üzerine Türk kahvesi fincanlarımızı koymak. Doyasıya kız dedikodusu.

Bir de, gerçekten ben bile inanamıyorum 2 ay sonra biteceğine Derya. Nasıl biter? Lütfen bir dönem daha uzasın. (Çok ciddiyim) Yani kötü bir sebeple uzamasın tabii. İyi bir şey olsun. Güzel bir teklif yapsın sana okul, sen de kalmaya karar ver. Çok uzattım. Okumam gereken sayfalarca ŞEY var.

ne yazdı ne yazamadı dedi ki...

deryiiiik deryiiik canım deryiik, ben çok sevdim yazdıklarını, ozellikle de kan ayrımı yapmıyor olmanı. sevgiler çok çok.

Adsız dedi ki...

Deryik Merhabalar,
Kan ayrımı yapmıyor olmanız guzel, ozellikle kan ayrımının en cok yapıldıgı ve bazı insanların "hayalperest" dusuncelerle askerlerimizi şehit ettikleri bu gunlerde. O askerler ki sırf sizler bizler rahat uyuyalım diye -klişeden uzak, gerçek anlamı ile- şehit oluyorlar. Evet çok haklısınız medya sahte, yapmacık ve insanın midesini bulandırıyor ama bu bazı konularda gerçekleri değiştirmiyor. O askerler öldü, yıllardır insanlar ölüyorlar. Bugunlerde bu konunun bu kadar çok konuşuluyor, tartışılıyor oluşu konunun sizin tabirinizle "cama vuran sinekler gibi" yine çözümsüz kalacağı anlamına gelmez. Kapalı kapılar ardında hangi pazarlıkların yapıldığını kimse bilemez sadece artık bir seyler belki değişir diye umarak beklemek ya da sürekli eleştirmek bir çözüm değildir bence. Haklısınız insanlar ölmesin ve de çok haklısınız barış için savaşmayalım ama hatırlatmadan edemedim " her zaman hep azınlıklar sırf da azınlık oldukları için haklı olmazlar ve her zaman çoğunluklar haksız olmaz". Muhalif ve insancıl tutumunuz güzel fakat konunun insani boyutunu çift taraflı görmek lazım. Herkes şeyleri istediği gibi görebilir haklısınız.

www.edasuner.com dedi ki...

Tam benlik bayıldım resmen renklerde cıvıl cıvıl olmuş

syrus dedi ki...

..

aman da aman..resimler mi yazının şıklığımı..hadi dedim ..ikisi birden..

keyifle ..

Sim dedi ki...

resmen yapılan yorumlardan rahatsızlık duyuluyor, yanlış anlaşılmaktan. keşke herkes doğru yeriyle okuyabilse ve doğru yeriyle düşünebilse. di mi?

deryik dedi ki...

emir bey: visneli gordum bi yerlerde; ama bi daha bi bakiym. ne demek efendim :)

isimsiz: yani cok siki takip etmeden yapilmis bi yorum, ondan oyle dedim. tesekkurler.

tugce:"yine yeni yeni yine yeniden" gibi bi haller..

burcuk: yuvarlanip gidiyoruz yahu. iyi diyelim iyi olsun :)

jelatin: valla dualarini bekliyorum, su belcikada staj isim icin. bayaa bi yogunlasip dua etmek lazim yalniz :)anca oyle kalirim buralarda... kalirsam o masayi yapar kahveyi iceriz. soz :)

ne yazdi ne yazamadi: :D

isimsiz: tabii yine sonucsuz kalmayabilir; ama ben sadece sonucsuz kalmamasi icin bi sebep goremedim. yani bi onceki turlardan, olaylardan farkli bi durum ya da yaklasim yok. her seferinde "bu sefer olucak ha gayret" demek de bence yeni acilar yaratiyo. askerler ve uniformasizlar dahil. olmek gibi bi fedakarligi kucuk goremem tabii ki; o yuzdendir ki "olmek gerek" denen anlari sorguluyorum. medyanin gucu de burda- sorgulamadan "olmek gerek" diyen bir medya o sehitlerin katlinde pay sahibi degil midir?

ben kimseye de azinlik olduklarindan dolayi haklilar demedim. hakli-haksiz lafi da etmedim. yalniz su da var ki, ulke hakkinda karar asamasinda olanlar da bir tur azinlik. "elit" de, "komutan" da azinlik. cogunluk genelde demografik bi sayidan ibaret. cogunlugun hisleri siyasete yeterince yansisaydi zaten, herkesin baris istedigini varsayiyorum tabii, dunyada savas aclik olmazdi vs vs. guc sahibi olanlar daima azinliktir; bu etnik degil sinifsal bi azinlik. ve bazen bu etnik kimliginizin de onune gecebilir.

ha bana sorsaniz, "e nedir deryik ne yapalim su an" diye... gercekten bi cevabim yok. "su su olmali" diyemiyorum. ben demiym zaten isin ehli desin; ama evet, su asamada elestirmekten oteye gecemiyorum. haklisiniz. ya da cozum onerilerim uzun vadeli veya fazla akademik belki de. tam da su an ne yapilmasi lazim, gercekten bilmiyorum.

eda: gun sonunda tirnak falan kalmadi yalniz. bayaa bi sabir isiymis.

syrus: :D tesekkurler..

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker