13 Temmuz 2010 Salı

ilimon

allahım ofisi hiç özlememişim. klima haftasonu açık kalmış,  buzhane gibiydi dün. hiç özlemedim ya. güneş olsaydı keşke şimdi. pişip denize girseydik. hatta ben güneşten mayışıp, güneş çarpması pahasına biraz daha yatsaydım filan. çok iş yok ama. bu vesileyle tatlı-tuzlu tadımı yapıyoruz. evet, ikram konusunda hassasız. komşu fırın sen çok yaşa, o katı limonata tadındaki limonlu- naneli minik mucizeye bayıldım. yine de ofisi çok özlememişim, naparsın. takvim çarpılamaca.

saçlarımın rengi acıcık açılmış blog. o kadar şapkaya bu bile şaşırtıcı. eskiden ohoo, bir aylığına platin olurdu. kaşım da olmazdı. çok eskiden ama, 20 yıldan fazladır olmuyo sanırım. ay sus, yaşım çıkıcak. zaten hangimiz bebekken sarışın değildik, sorarım. bu yaşta platin olsam yaşlı gösterir, almiym, kalsın. 50 faktörlendim, yine de azıcık yanık, çilimsiler filan. benler ve çiller bir arada biraz fazla olabilir; ama ofise fazla tabii, deniz kenarında olsa oh mis.

insan bolca yüzmeli. ofis masamın yan duvarlarında, (yani hazneciğimin duvarları oluyo, atgözlüğüm de denebilir), 3 şey yazıyo: "meyve ye. denize açıl. yüz." aynen böyle evet. parlak bir güneş çizimi var, gülümseyen, altında "feel better" yazıyo, onun üstünde de bunlar. tatil ofisi gibi bi şi burası yani. tüm yıl buna bakarak çalıştım ben. meyve yiyip yüzdüm nihayet, dönünce de aptal oldum tabii. karaya vurmuşum gibi.

dün Sâbuş'un doğumgünüydü. her doğumgününde olduğu gibi, dün de onsekiz küsur oldu kendisi. çünkü Sâbuş'un yaşı hep budur. kutlamaların temelinde de boncuklar, kolyeler, fularlar, parıltılar olur. birazcık da tatlı. dondurma olacaksa, tabii ki sakız, karadut ve çikolata. kahkahası kristal bir anneannemdir kendisi. kınalı yapıncaktır, arnavut çileğidir, üniversitede fiyat bahsinin 10 kitap oluşundan çok çekmiştir, buzdolabına "faydalı yiyecekler" haberleri kesip asar, beni özler, istanbulu özler, en çok da denizi özler. öyle bir güzelliktir kendisi. hep güler bi şekilde. gülünmedi mi içi sıkılır, gülmek lazımdır. "amaaan neyse ne canım"dır. gülmelidir, hava dağılmalıdır. kavga, tartışma, sıkıntı olmasındır. iki kişi biraz çatışacak olsa, "gelin çay için, aa bak kek yaptım, aaa  kuşlara bakın" filan der, dağıtmak için. dağılmazsa o iki kişinin ikisine de küsüverir. öyle bir Sâbuşluk durumudur ve hatta kurumudur bu kısacası. kutlaştık. "ay bu sene nasıl unutmuşuuuum!" diye kendine şaştı.

ben dün, görev büyük, karşılara gittim. ne ara 18 olduğuna hala şaştığım bir hanfendinin üniversite başvurusuna yardım ettim. mişim-miş. fulyacığımın alt kat komşusu, annemin en yakın arkadaşının kızı. moda tasarım bölümü için yetenek sınavına hazırlık koçluğu. gibi bi şi. çok anlarım ya, bakıcaz artık. en azından başvuru işlerinden anlıyorum gibi, içerik değişse de. el emeği konusunda da atmasyon tesislerimiz itinayla uçar. dikişi geçtim, düğme bile dikemeyen biri olduğumu da hatırlattım ama, kendi bilir. en azından fikir fikir, e kendisi de makinede tıkır tıkır, olabülü bi şiler. benim "çok laf, sıfır icraat" hallerim işe yaradı biraz. gece 1'e kadar. en son tül yerine tel, şifon yerine siyah filan diyodum. kısmet.

bi de insanın severek kullandığı tükenmez kaleme onlarca denemeden sonra kavuşması, o kalemle mutlu mutlu notlar tutması, sonra derken bir gün, bi anda o kalemin meçhule giden yolda kaybolması ne kadar hazin, hüzünlü bi hikaye, di mi? bence kalem önemli bi şi. benimki kayıp, ordan biliyorum.

2 yorum:

dedi ki...

bundan sonra "benim icin de yuz"ler basliyor o zaman deryik. :l ama olsun, ciller de tatili hep animsaticak!

deryik dedi ki...

pof evet. herkes herkes için yüzsün.

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker