2 Eylül 2011 Cuma

oğlum memiş

ben afrikayı bilmem. doğu afrikayı, yani nil nehri afrikasını bilirim. arkadaşlarım da, çalıştığım yegane proje de bu bölgedendi. okuduğum vaka incelemeleri de keza, yine doğu afrikadandı. onlarca çalıştım, yüzlerce okudum ama bilmem. dip notumu baştan koyuyorum.

bilmesem de bu temasın tek bir harika sonucu oldu: viktorya gölünün önemini anlamak. nil nehri tamam da, viktorya gölü başka. büyüklüğü, güzelliği filan değil, mesele anlamı. insanların konuşurkenki tavrı bile bi başka. bizde buna denk gelen nedir, bilmiyorum. bence yok. belki himalayalar filan, buna yakın bir şey hissettiriyordur bölgesinde.

viktorya gölü'yle ilgili bir belgesel var ki henüz izlememiş olmaktan utansam da, bir yandan da izlemiş gibiyim. "darvin'in kabusu"dur heralde türkçe adı. neyse, bence bu belgesel, özellikle doğu afrika ülkelerinin başına geleni, olanı biteni en iyi anlatan belgesellerden. tanzanya zaten, bir enteresan memleket. bu konuyu benzer bir şekilde national geographic de ele aldı. o fotoğraflar yeter aslında, ya da tek bir kare, yeter. sonra bir daha unutmazsınız. balık kılçığı için birbirini ezen aileler, biten, tükenen bir viktorya gölü ve silah taşıyan uçaklar.

şimdi herkes somali profesörü oldu ya, ondan yazdım bunu. bazı şeyler, dış politikasında yeni bi hamleyle neo-liberalleşme denemeleri yapmaya heveslenen, taytay taytay küreselleşen türkiyenin merakını celbetmeden önce vardı. sırf biz merak ediyoruz diye sorunlar basitleşmiyor. çinden görüp kendimize dikmeye çalıştığımız bir elbise nihayetinde. ne bileyim, bono'ya da kalmadı afrikayı kurtarmak, çok rica ederim tayyip'e de kalmaz. çünkü neyi kurtarmaya kalktıklarını bile bilmiyorlar. "5 saniyede bir çocuk ölüyor" diye 5 saniyede bir parmak şıklatma şovlarını filan unutmadık, gidip iki çocuk sevmekle olmuyor. azıcık elinizdekinden vazgeçmeyi bileceksiniz. aynaya bakınca, kendi yüzünüze tüküreceksiniz önce, sonra belki inanır birileri size. ama ben eminim, bu maymun iştahlı hevesli haller 3 vakte biter. libyaya filan dalarız. belki bir gün bolivyaya uğrarız. unuturuz. e tabii süpermen olmak lazım bazen, yetiştiğimiz kadar. olabildiğimiz kadar. niyeyse, şart.

hem ayrıca, biraz samimiyet yahu. mesela 12 yıllık zorunlu eğitimde defalarca "bor mineralleri-linyit-mermer" ezberletene kadar, 5 yıllık türk hükümdarlarını bile el kadar çocuğun rüyasına sokana kadar, mesela dünya tarihi ve dünya coğrafyası dersi koyarsın. hani öyle ucuna türkiye kaçmış avrupa haritasını çizdirmekten bahsetmiyorum: dünya atlası. afrika kim, somali ne, biraz bilgisi olur insanının.

yoksa  işte böyle, her fırsatta"ayy amerikalılar çok cahil, düşün yani türkiyenin nerde olduğunu bilmiyooo"layan gencoların, aynı kara cahillikle afrikanın kurtarıcısı sanar kendini. iki sms atınca vicdanzade oluverirler de ne somalisi kalır işin, ne kıtlığı. atar atar tutamazlar. ana haber bültenleri niyeyse kendini adar gagidi çıkmış çocuk çekmeye. çünkü bilmezler sefalet haberinin etiğini. sefalet de, açlık da, o garip çocuk da pornografik bir hal alır televizyonda. sonra reklam malzemesi oluverir. bi bakmışsın, vatandaşına 5 TL karşılığında vicdan satıyosun, o da bu satışa bakıp başarılı dış politika hamlesi görüyor. buna bakınca vatikanın orta çağda cennet tapusu satışına benzer bi hal görür birileri, anlamazsın.

ayhh neyse, sinirleniyorum. samimiyet, arada bir atlası açıp bakmaktır. çokça böyledir. türkiye atlası da olur mesela hakkarinin, şırnakın tatvanın, bitlisin yerini öğrenmek için. dünya atlası da olur, somaliyi, tanzanyayı, kenyayı bulmak için. ama atlası açıp bakmak işte, çok temel bir samimiyet emaresidir: merak göstergesidir. merak etmeyen bir samimiyet olamaz.

bence acil bir yardım için SMS atmakta hiçbir sorun yok, yanlış anlaşılmasın. ben de attım, kendimce yardım ettim. benim takıldığım, neye niye ne yaptığını bilmeden galeyana gelen ve tabii ki atvkanaldstarshow ana haberle bir anda aydınlanarak somaliyi de çözmüş olan yığınlar. bu yığınların devletim milletim eliyle yaratılışı. zaten kendine hayran bir milete "oralara da yettin yiğidim" galeyanının sunulması. "somali de bitti necati, sıradaki!" rol kesmeleri. somali de bitti ama 30 yıldır kendinle bile barışamıyosun çiçeğim. 30 yıldır aynı cengaverlikle barış isteyemiyosun işte. ayranın yok içmeye, tahterevanla gidersin ekmek almaya. anladın sen. afran tafran ayranın kadar nihayetinde.

sinire kesiyorum resmen.

*
ben bunları yazarken televizyonda bilmem nerenin girişinde bakan bile ayakkabılarını çıkarırken, valinin ayağına nasıl olur da bir görevli galoş takar, bu tartışılıyordu. valinin fıtığı varmış, doktoru açıklama yapıp kitleleri sakinleştirdi. böyle mühim.

*
her daim sisli bir halde bazen bu ülke. o zaman bulutların üstüne çıkıp gösterilenden daha ötelere, daha derin ufuklara bakmak lazım. göstermiyolar diye sise gömülü yaşanmaz. sonra böyle galoş somalisi, somali galoşu filan, fena çorba olur. işte çorba olmamak için, otobüsü kaçırmamak için, biraz merak lazım. ne denmesi lazımsa bedri rahmi demiş zaten, oğlum memiş, şairini dinleyeceksin. hadi merak et azıcık. devamı elbet gelir.

1 yorum:

yeşocan* dedi ki...

sözlerinin her bir satırına ayrı ayrı "evet işte tam da bu!" onayıyla baş sallıyorum sevgili deryik. hay ağzına sağlık!
yalnız hala "meraklı olma" kavramını terse çevirip ket vuran cümlelerle savaştığımız bir toplumda işimiz zor, ne kadar aslında zor olmasa da..
temiz, ferah yarınlara hep beraber diye de içten dileğimizi koyalım yorumun altına..

kucak dolusu sevgiyle!

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker