30 Ekim 2008 Perşembe

valim bizi diskoya götür

adana valisi demiş ki, kötü çocuklar polise taş atarsa, ailenin yeşil kartı elinden alınıcakmış. zira devletin kömürünü alıp sonra devletin polisini taşlamak-- yok öyle yağma. koynumuzda yılan beslemiyoz. höyt.

çocukların suça karışması, "suçlu" görülüp işkencelerden geçirilmesi, işe gelince "el kadar cenin" işe gelince "teröristin başını ufakken ezicen", daha da işe gelirse "polisin sevdiği çocuk olup onun yanında arkadaşlarını taşlarsan sana kitap alırız, muz veririz" halleri filan -- sadece bir sürü ruh sağlığı bozuk çocuk yetiştiriyo. ama şimdi mesele o değil. zira devlet manisa gençlerini itinayla sevmişti hatırlarsınız. haliyle renkli renkli, adeta sirk havasında "çocuk polisi" yazısı sadece tüylerimi diken diken ediyo. çocuklar bi şekilde sokakta, evde, okulda, karakolda hep hep hep dehşet ve şiddet içinde. tarlada, oto yıkamada, sanayiide çalışan, "abla mendil? mendil al abla selpak?" çocuklar. tinerci, kapkaççı, tü kaka çocuklar olarak itilip kakılan. "tinerci vahşeti!!!!" ya işte. tenhada, 3 film birden sinema köşelerinde para karşılığı bedenini sunmayı öğrenen çocuklar; içlerinde çocukluk kalmamış... 18inden küçük diye törenin emrini yerine getiren ya da azılı hırsız yapılan çocuklar. erkenden zorla büyütülen ama hürriyet ana sayfada "bizim çocuklarımızz onlarrrr" şarkısı yapılan çocuklar. adeta kent şekerleri bayram reklamı gibi. parantez içimiz bitti. yani konu, çocuklar değil.

burda esas mesele, bu cümlenin abukluğu şundadır: devlet, "refah devleti" kavramının ne olduğunun kesinlikle bilincinde değil. hak değil "hediye", görev değil "yardım" görüyo. bunca yıldır bağıra çağıra söylenen şey, işte şimdi açığa çıktı. aş, iş, yakacak, barınak ve eğitim temel haktır. adana valisinin vatandaşlarına jesti değil, devletin görevidir. "uslu çocuklar olursanız bu kış ilikleriniz donmaz" tipi diktatörlük, evcil hayvan eğitiminde etkili olabilir. ama oy vereceği zaman yollarına gül döktüğün insanlara yapılmaz. haddini bilicen vali bey özetle. bu derece en temel yönetim ilkelerinden uzak birinin o şehre bakışı zaten bellidir: zenginler canlarım, orta halli ve elbet bir gün elime düşecek zararsızlarım, yoksullar kullarım. yardıma bağımlı hale getirmek, işsizlikle olan bir şeydir. çalışmayan, çalışsa da geçinemeyen milyonların varlığı sayesinde bi kilo bulgur bile "çok şükür aç kalmadık" halini alır, o çok yüce gönüllülerin eli öpülür. bunda takdir görenler elbet bir gün açlık görmeyi de öğrenir. ayni yardımlar, devletin balık tutmayı öğretmeyi geçtim, elindeki balık parçası için insanları birbiriyle kapıştırdığı bir hal almış durumda.

bir yönetici, vatandaşları arasında ayrım yapamaz. bu saçma ego kaynaklı iktidar hırsı yüzünden hezeyan ve duygusal çalkalanma içindeler. "SEEEN bu YOKSUL halinle BANAAA!!!". bu kurulan düzen, hangi sesten ve şiddetten olursa olsun ses çıkarmayı satın alınabilir bir şey olarak görür. sendikaların başına çökebilirsiniz o zaman, işçiden filikaya kum torbası da yaparsınız. hukuk dışı ya da değil, vatandaştan sorumludur bu devlet. devlet görevlerini tehdit aracı olacak bağımlılıklar haline getiremez.

oysa cezaevi denen yer bile mesela, suçlunun ıslahından SORUMLUdur. sorumlu yani. ordaki güvenliğinden, sağlığından, topluma kazandırılmasından. 12 yaşında çocuğun kolunun kırıldığı bir yer değildir yani, normalde. devlet adamı dediğin, üzgünüm ama, sürekli aba altından sopa göstermez. vali bey ve kolluk kuvvetleri halka haddini bildirirken nelere kalkıştıklarını bilmiyolar. hadlerini nasıl aştıklarını da. ve ne yazık ki hiçbir zaman bilemeyecekler.

valiler kendilerini osmanlı'nın uçbeyleri sandığı sürece ve yüce höküümetimiz saltanat kayığıyla göksu sefasından vazgeçmedikçe de böyle sürecek. birileri vatandaşlık hakkını gasp edecek milyonların, o milyonlar vatandaş olmanın anlamını bile öğrenemeden, elindeki bulgur, kömür ve sağlık karnesiyle şükran duyacak o birilerine. kulla vatandaş arasındaki o kalın çizgi, o "devlet benim için var, görevlerim buysa hakkım da budur" ilkesi, olamayacak bir türlü.

bu ülke cahil bırakılmışlıkla idare ediliyor. en etkili idare biçimimiz bu. cahil ama şükran dolu milyonlar yaratmak da yegane başarımız. biraz okuyana da cop ya da filistin askısı monşer.


çok yazık.

ama bütün bunların arasında valinin bi istatistiği var ki beni benden aldı: "yürüyüştekilerin %20si bayan. anadolu erkeği bunu yapmaz. bi derdi varsa kendi çıkar yürür, karısını çocuğunu sokağa salmaz".

vay başıma. valime bak ya. kadına bakınca mutfak robotu gören bir yetkili daha.

6 yorum:

Adsız dedi ki...

(yetkili, ama sorumsuz)

deryik, bi gastem olsun istiyorum, hemen bugün,
sırf, senin orda her gün yazmanı istediğim için.
ama param yok ya..üf.

inci

Anne Kaz dedi ki...

Vali yapılabilecek en doğru şeyi yaptı.uslubüne tavrını hatta yapılanı tasvip etmesemde acı ama doğru yapılandı.Orada işler ankara'nın sırça köşklerinde edebi cümlelerle dönmüyor.Terörist gruplardan emir almaya alışan bunu doğal sayan çocuklar yarın çayınızı yudumladığınız cafeye belinde sarılı 3.5 kilo c4 ile gelecektir..ortada çocuklar üzerinden oynanan büyük bir savaş var.Terörist gruplar biliyorlarki çocuklara dokunulmaz dokunulamaz tansiyon yükseltmede en iyi çocuklar kullanılır.9 yaşındaki çocuğa da ancak annesi sahip çıkar. Kendinizi bu tür olayların yaşandığı bir yere vali olarak atayın mesela çabucak çözüm bulmak gerek ki doğu ve g.d. anadoluda yeşil kart kullanımı çok yüksek.Yerel yönetimlerde bazen halkın dilinden konuşmak gerek.kurulan cümleler anlaşılmayınca etkisi olmuyor.. yaptırımla beraber çocuklara yapılacak pozitif yatırımlar elbette uzun vade de daha etkili olacaktır.. sevgiler..

hep dedi ki...

Geçenlerde de Rize Valisi sivil araçla denetime çıkıp, kız lisesi önünde kız arkadaşlarını bekleyen çocuklara "Babanızı çağırtırım,canınızı yakarım" şeklinde kafiyeli bir fırça atmış.Bizim zamanımızda öğretmenler bakardı bu türden namus bekçiliği işlerine.Ama devir değişmiş, görevler, yetkiler birbirine karışmış demek.Lise öğrencilerinin duygusal ilişkileri de artık mülki amirlerin kontrol alanına girmiş.
Güzel ve yerinde yazılarınız için kutluyorum.
Sevgiler

deryik dedi ki...

inci: ay yok gazetede gerilirim ben. görev görev. havaya girdim hemen görüyosun :)

anne kaz: ankaranın sırça köşklerinde olduğumu varsaymışsınız, bomba bilmediğimi. bilmeyen kalmıştır belki. ama o ben değilim.
devlet son 24 yıldır aynı politikayı izliyor ve giderek vahşileşiyor. bir değişiklik yapsa da şaşırsak istiyorum ben. zira o çocuklar c4leri yeşil kart kesildi diye de kuşanabilir. "halkın dili" dediğiniz şeyi maalesef bu devletin hiçbir yetkilisi bilmiyor. "onların anlayacağı dil" otoriter bi tepeden bakış bence, içerden, yanlarından değil. haliyle hayır, en iyi seçeneğin bu olduğuna inanmıyorum. aileler en az 5-6 kişilikken, içinde engelli ve yaşlılar varken, 9 yaşındaki çocuk için bu vatandaşlarının sağlık hizmetini de kesmek hukuk dışıdır; zira suç bireyseldir. kaldı ki gençler arasında işsizlik oranı %40larda. bunları da düşünmesi lazım valinin. hem yarın öbür gün hepimize bir "dil" uygun görebilir valiler. ona terörist, diğerine öğrenci, öbürüne protestocu diye. keyfilik politika olmasın, azıcık çabalasınlar isterim ben.

hep: teşekkürler:) o haberi kısmen gördüm ama anlamadım tam. ben "liselim" peşindeki yağız delikanlılar filan sanmıştım. komikmiş. vali icraat halinde, maksat alışverişte görelim.

Adsız dedi ki...

Valla iyi demişsin.

Adana'daya hiç gidemedim, ama ülkenin en ilginç insanlarının yaşadığı yer olarak çok merak ediyorum. Genelleştirmeyi severim, evet bayılırım. Laz deyince akla bişeyler geliyorsa, Adanalı deyince de gelmeli. Yattığı yerden karısını! bıçaklayan adamı sadece seyreden polisler, ölümlü yüzlerce adalet evi kavgaları, fatih terimi gibi olağanüstülüklerin çıktığı bi yerde Vali'nin açıklamalarıolağan bir beyan.

yok sen yine harika yazmışsın , katılıyorum, fakire çocuklarınıza iyi bakın yoksa ha sataram köyü haa demek kadar çağdışı bir kafa Vali olarak "görev" yapıyorsa bu yenilikçi vali görmek istemeyip kuzu kuzu atanmış, seçilmiş kim varsa alkışlamaktan, oturup dizi izlemekten gayrı iş yapmayıp düzeni bozucu her türlü harekete kötü gözle bakan bizlerin suçu. Bir itiraf, istiklalde yollara dizilmiş 20 kadar elinde sol dergisi olan gence gülümseyerek bakamadım.
bilinçaltına yerleşmiş bir komonist, işe yaramazlar damgası. E ben sözde şehirli böyleyken anadolu şehirlisi, kasabalısı ne yapsın da düzeni değiştirmeye destek olsun.

düzen bop bozuk. ama bi ara bu düzen değişmeli diyen , adil düzen vs. diyen birilerine de düzenci biriler geçit vermemişti.. aklıma grelmişken.. savunmak değil ama bişeyleri değiştireceğim demekle karşınızda biten zinde güçlerin asimetrikliğine dikkat çekerim.

E bir de şimdi bu valiler yılların kaymakamlarından oluyor.. yani nasıl bir çırpıda değişsinler? Yok beklemiyorum böyle bişey gerçekten..

Bence tüm devlet çalışanları mizah dergisi okumalı.. uykusuz, penguen özellikle..

biraz kafalar değişir belki

calhan atak

GULTEINEN ENKELINI dedi ki...

"Egitim ve ogretime" gerekli yatirim yapilmadigi muddetce ailenin rizasi ile cocuklar tecavuze ugramaya devam edecek; her kirmizi isikta camlarimiza cocuklarin yapismasi bitmeyecek; egitimsiz anne ve babalarin cocuklari "mevki" sahibi olup adam olamamayi surdurecek...

Umut en az 2-3 nesil sonraya:
eger bu gun "egitimle bu toplum kalkinacak" karari ve onlemleri alinmaya baslarsa.

Yoksa?
cok yazik...

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker