6 Ekim 2008 Pazartesi

A

bakınız şekil 1-A: doğanın sürprizleriyle baş başayız, bir A harfi. ben gördüm tepenin birinde, ben kaptım, tez zamanda kolye yapıcam kendisini.

itiraf ediyorum patronumu seviyorum. çok bi dikkatsiz ve hatta beceriksiz ve hatta "this aint rocket science" cümlesini duyacak kadar tangır tungur yaptığım işler sonrasında deriiiin bi nefes alıp "erase and rewiiinnndd" eşliğinde baştan başladık bugün. düşündüm de yolda, ben sinir olurdum kendime eğer patronum olsaydım. yani onun kişiliğinde olsaydım. yoksa sinir olacak bi durum yok, vakit bol düzeltiriz. ama neyse işte, olmadı. tatil öncesi ve sırasında benden iş istemek bir hata ve sebeplerim hiç profesyonel değildi: "uğraşamayacak kadar mutluyum". neyse, hırvatçam ilerliyo, bugün hava durumu terimleri öğrendim. yani belki bir gün beni balkanlardan gelen soğuk hava dalgasının kaynağında görebilirsiniz, evet neden olmasın. elektrikli semaver gördüm bi de bugün. kötüymüş.

tatil güzeldi blog. bacağımın arkası kırmızı kırmızı yandı, yüzdüm, yürüdüm vs. o derin vadide, deniz kıyısında veya kurumuş nehir yatağında yürürken, yarı baygın şelaleye yürürken filan.. çok mutluydum. mut böceği. şehir bile planladım yani. a bi de ters dönmüş bi çiçek vardı, pembe. böyle eğilmiş de saklamış kendisini. güzeldi. odada ispinoz vardı, kaçak. daha başka bir sürü şey vardı ama maddelemiycem şimdi. söylersem, duyulursa, erir gibi. sadece, tuvalet/duşun önünde duvar yoktu, doğaya karşı, çam ormanı seyrederek ne isterseniz yapıyodunuz. öyle yani. üstelik kimse sizi görmüyo. küçük mumlar filan. miço vardı miço, küçük siyah kıvırcık köpek. bohemcan ve bohemgüller vardı tabii, ama onları da seviyoruz kimi zaman blog. "o da can" gibi bi şi.
sonra istanbul. istanbula geliş her şekliyle, nerden olursa olsun çok güzel. gidişi de bi o kadar zor. aşti'deki taksi kuyruğu denetiminden sorumlu adamların hepsi birer bodyguard, hepsi birer strateji dahisi, kuyruğa kaynamaya çalışanların avcısı. ve taksiciler bi o kadar dalgın, bi o kadar canı burnunda, bi o kadar 7 dakikayla gece tarifesi açma cini.
istanbul modern'deki şu sergiye gidin, suyun bir arada tuttuğu. orda bi fotoğraf var, "virajlı patika". onu seyredin. zira bir haftadır hep aklıma giriyo, virajlı patikaları düşünüyorum; açanı, fotoğraflayanı, yürüyeni. öyle işte. bence o sergideki en iyi işlerden biriydi. ya da ben etkilenecek fotoğraf arıyorum. hah bi de fotoğrafçının adını söyleyin nolur, zira kesinlikle hatırlamıyorum. virajlı patika güzellemeleri var aklımda.
yorgunum, açım, köşeme çekiliyorum.
gezdim, geldim, mutluyum.
bu hafta eşek gibi çalışırken de mutlu olucam. niyeyse, şevkliyim.
light bir dönüş yazısı olsun bu. daha sonra başbakanımızın çar çur ettiği (ve diplomasında yazan) ekonomi ilmiyle ilgili beyanlarım olucak. "6 sıfır attık, enflasyon bitti" gibi. mesela. ve tabii diğerleri.
ama şu virajlı patika işini bi düşünün derim.
düz yolda bi patika niye/nasıl S çizer?
yaa yaa.

4 yorum:

szn dedi ki...

bir sürü bir sürü bıdık dert edinmiştim kendime. sanki hiç içimde bir şeyler ayaklanamayacak gibi bir bıkkınlık. okurken dağılıverdi. ne güzel fark ediyorsun sen hayatın küçük gizli ışıklarını. teşekkür ederim içimi ısıttığın için :)

ısırganotu dedi ki...

o fotoğrafı ben de sergiye gittiğimden beri düşünüyorum ve bence de çok güzel bir çalışmaydı.

Peanut Butter and Black Coffee dedi ki...

Azer'in A'si o di mi?
Oyle tabii.
Ben biliyorum.

deryik dedi ki...

szn: iç ısıtmışsam ne mutlu :)

ısırgan otu: kartpostalı filan olsa alırdım, bence çok iyiydi.

pbbc:ne sandın beybi ;)

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker