8 Nisan 2009 Çarşamba

1001

1001. postum. vuhuhuhuhuuu çekiyorum kendime bunun şerefine. şehrazat olsa bundan sonra susardı ama ben susmiycam.

her genç ikea'yı tadacaktır. benim sıram da nihayet geldi ama ne zaman, nasıl, o bir muamma. meali: ankaradan cam şişe gelsin, evde bir bayram havası. numaralı sokaklara alışma vakti.

işe arabayla gittiğimiz o iki günde bazen radyoda çalan bi şarkı çok feylesofça geliyo bana. uyanamadığım için olabilir. ah diyorum, inince bulucam bu şarkıyı. tüm sorunlar gidicek. iniyorum ve giden ilk şey şarkı oluyo. evet not defterim var, yazmak da geliyo aklıma ama ı-ıh. hatırlayamadığıma göre bu o şarkı diil. the şarkı diil. geçebiliriz.

hani kapu tapastro lanetim vardı ya.. bitmiş. raporu çıkmış. biten projelerin raporunu görmek güzel. daha yolda olan, aylar aylar sonra "bak bunun da raporu hazır" denecek projeler de var. geçmişe yolculuk gibi, yaptığım, yazdığım şeyleri, çektiğim acıları görmek. tezimle bile böyle kaynaşmamıştım ben; o benim beynimin aktığı, başta sevip sonra küstüğüm daraltıcı bir kağıt öbeğiydi. severek doğurduğum; ama bakımsızlıktan elimden alınan çocuk gibi filan. görmek istemedim daha sonra. benzetmelere gel.

festival biletlerimiz var. nihayet. üstatlar kahvesi izlendi bile. güzeldi ama (kısmi spoiler- dikkat!) bence fazla stüdyo içindeydi. sokaklar, o bahsi geçen cafeler filan olsun isterdim daha çok. neyse, adamlar ölmeden belgelenmişler, iyi de olmuş. hepinize benden virgina luque süsleri.

işte çabuk panikleyen biriymişim. sakin olmayabilirim, evet. adrenalinle iş görüyorum ve genimde pimpirik var. organizasyon işlerini sevmiyosam mesela, kendimi bildiğimden, onlar yine dönüp dolaşıp beni buluyosa bahtsızlığımdan. aslında cidden paniklemek değil o; şikayet-çeneme vurması- işin bitmeyeceğini bilmek üçlüsü. bitmiyo da zaten. öngörüden gevezeleşmek. neyse yani, beni bana bırakın. bu potansiyelimi ikea'da delirmeye harciycam. hem hakikaten ona değer.

güzel şeyler de oluyo. mesela saat 11.11 şu an. akşam konser var. kolum hızla iyileşiyo.

güneşten burnum yanmış,geçer. her sene aynı şey. koruyucu krem alıcam alt tarafı. ne kadar zor olabilir? krem almaya gittiğimde, sırf elinde 50+ güneş koruma faktörlü ürün olmadığı için "doktorlar artık 50 faktörün üstünü önermiyo, kemikler güneşsiz kalıyomuş, size ancak 30 verebilirim, yo yo sakın bunu istemeyin benden, yo hayır yapamam" bilmişliğini yapan ve kendince beni benden koruyan kozmetik ürünü fıçısına sinirlenmeseydim uygun bi şi alıcaktım. ama o an aklımdan geçen tek şey doktorumun diplomasını, 10 yıllık eğitimi boyunca kullandığı kitapları ve yazdığı reçeteleri kızcağıza yedirmekti. bi suçu da yok aslında kendi alemi içinde; ama bana bulaşmasın. sohbet aslında iyice boğucu. çok da basit başlamıştı her şey:

- pardon, bu kremin güneşten koruma faktörü kaç?
-hmm demek leke sorununuz var...
-leke sorunum yok, onlar ben.
-evet yani güneşte benleriniz çıkıyo... (önce teşhis, sonra tedavi tabii)
-hayır benlerim zaten mevcut, kanser olmamaya çalışıyorum. bu ürünün SPF'sini soracaktım. doktorum 50 SPF'li ürün kullan demişti de.
- şimdi hanfendi yalnız doktorlar kararlarını değiştirdiler (yemin ederim cümle bu). artık önermiyolar. tehlikeliymiş. elinizdeki krem de zaten 30 faktör.
-ben 50 kullandım hep, memnunum. onu tercih ederim.
- ama olmaz; kemikler güneşsiz kalıyo. çok sağlıksız.
- (hayır, susucam artık)..... yani elinizde 50 spfli krem yok?
- şey evet yok.
- teşekkürler.
- ama zaten 30 kullanmalısınız.
- (dönme, bakma, ileri)... iyi akşamlar.

kemikler güneşsiz kalıyomuş. peheyt. hayır sanki kendimi izolasyon maddesiyle kaplatıyorum, kurşunla sıva filan yapıyorum. 50 faktör demek, 50 dakika yüksek koruma demek aslında. o kadar yani. sayılar ordan naşi. bilmesem inanıcam. netçe: burnum yandı iki gram güneş görünce. hıh. solaryum güzelimiz ise bu açıdan dertsiz, araba farı kıvamı rimellediği gözleriyle etrafta ruhsatsız doktor gibi fetva veriyo. doktor adına konuşma bari. isviçreli uzmanlar demek üzereydi ben kaçarken.

en sinirime dokunan yanı da o kadar krem kavanozu ve şişesi arasında ayrı bi boyuta geçip kendilerini guru ilan etmeleri. allık sorarsın mesela. sanki az ileride "Mineral Allıkların Üstünlükleri ve Yaşasın Cildimiz" konferansı var, kendisi de moderatör, tanımamak ayıp. tepeden tepeden konuşma tavrına cidden sinir oluyorum. netiçede sattığın şey bir krem, yaptığımız şey ticaret. sanki ürünü bizzat üretmiş de kariyeri söz konusuymuş gibi agresifleşmeyi anlamıyorum. ve yani bana bakınca kabak gibi görünen bir gerçek var: ne istediğim belli ve o sende yok. nokta o zaman. far rengi seçemeyen kıza yardım edin, beni bırakın.

lüzumsuz bir takılma mı, evet. başka şeylerden bahsedecektim galiba aslında... unuttum gitti. olsun. 1001. post da ortaya karışık olsun madem.

6 yorum:

Goddess Artemis dedi ki...

1001. yazı ha? Vay vay vay! Tüm samimiyetimle tebrik ederim! Daha nice yazılarını okumak dileğiyle... ;o)

yass dedi ki...

ben de su dısarda satılan sweetcornlar varya onlardan alıcaz. geldık hazırlanmasını beklıyorum arkadaslarımla da konusuyorum. "ay bılıyorum bunun zararını gdolu gdolu yıyoruz sunları" falan dıye.. kız atladı hemen.. "benım dayım doktor 5 sene boyunca bu konuda master yaptı, hıc bır zararı yok bla bla bla"
doktorlar master yapmaz ama dedıgım de ama o yaptı dıye dırettı.. ustelık kadın dogum uzmanıymıs faln.. satıcılarla pek dıyolaga gırmemek mı lazım bılmıyorum ama arada boyle garıplerı cıkıyor:)

tebrık ederım.. daha bırsuru bırrsuuruu yazılara...

gülin dedi ki...

içim daraldı okuyunca. herkes herkes ne kadar kolay atıyo ya böle tiplere nerden biliosun kaynağın ne diye saldırasım geliyo ama alcağım cevap da belli dergide okudum seda sayanda izledim falan of neyse.
bi de şey var niye taktın bu kadar o da onun işii satmak zorunda tipleri. bu sefer suçlu hissediosun falan ayh.
1001 :) daha 1 1001 daha okuyalım seni. amen.

eğreltiotu dedi ki...

binbir ha, o la laa :)
félicitations!


ayrıca rastlaşırız belkim bi bilette.

mermaid dedi ki...

kesin beşiktaşta bu kzometikçi ben de tanıştım "yeni bi bilgi geldi amerikadan" dedi bana da:)
düşün.
1000001 yazılara dilerim.
geveze deryiki ve yazılarını çok seviyorum:)

Ms. Parilda dedi ki...

1001 kere maşallah diyerek 89 yaşındaki teyze moduma bürüneceğim.
Bu arada rüyamda seni gördüm ve hiç bilmesem de, Sabuş'u da. Neye yoracağımı bilemedim, bizim okula beni ziyarete gelmiştiniz. Haha :)

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker