7 Eylül 2008 Pazar

fantirifistan


mütemadiyen buraya bi şiler yazabilirim gibi bu gece.
klavye benim arkadaşım ol. demin yazmıştım oysa. neyse.
biraz canım sıkılıyo da benim.


aslında yazıcak çok şey var. mesela niyet mektubu yazmam gerekiyo, niyetimi belli eden. hahaha. yazdım gibi. eas mesele şu ki form doldurmayı sevmiyorum. formlarda sorulan soruların hepsi art niyetli geliyo. metin analizi dersinde "başvuru formları" incelemesi yapan bi akademisyen konuğumuz olmuştu, ondan. ayrıca bana referans olacak 3 kişiye sahip değilim. aslında sahibim ama birisiyle mümkünse bir ömür görüşmesem kapısında sevinçten ölebilirim, bir diğeriyle de görüşmemekten referans istemeye yüzüm yok. oysa ref mektubu bile diil isteidğim, sadece telefon edilecek onlara. ama kesin ederler. ikisi birden akademik şekilde burnu havada tipler. bak bu konuda da çok uzun yazabilirim ben. neyse, bi tanesi habire kendisini gugıllayıp arkasından ne dendiğini merak ettiği için bi şi yazmasam iyi olucak. oysa ben bu diyalogları kurma fikrinden bunalmayan biri olsam, isteyenin bi yüzü, vermeyenin iki yüzü, sonuçta iyi bikaç kelime ederlerdi hakkımda elbet. rol icabı da olsa. elde viski. breh breh peh.

bu biiir. geçiyoruz.

fotoğraf çekme özrüm var. çektirme özrüm daha da büyük. çekme özrü şöyle: "makina olsa da çeksek". böyle. hiç olmaz. aklıma gelirse de şarjı yoktur. çekilen foto varsa da ben genelde karede değil de "kamera arkası"nda olurum. çok zor. benim fotoğrafım çekiliyosa mimiklerim şenlenir, yüz kaslarım coşar. zor yani bu iş. oysa daha önce de belirttiğim üzere üç boyutlu fotoğraf kareleriyle an biriktiren biriyim ben, onlara ihtiyacım var bile denebilir. ben "aa fotoğraf çeksek ya" demem pek, dediğimde de çok çok isterim aslında. genelde de unuturum yine, çekilmez filan. bazen de, ki bu aslında daha çoktur, çekilmeyişini de severim. yani o anın fotoğraflık olduğunu, ya da anların, saptadıktan sonra, kendi haline bırakmak. araya bi de objektiflerler merceklerlerler "çekiyoruum çeeek..."ler sokmadan. evet galiba bunu baya bi seviyorum ben, belki de bu yüzden oluyodur. "ah keşkem"lemenin anlamı yok.

bu ikiiii.

okumak istediğim kitaplar var. adam smith'in wealth of nations'ı tercüme edilmiş. nasıl ettiklerini bilmediğim için binbir versiyonuyla kitapçıda sordum dün: "halkların refahı" filan. "milletlerin zenginliği"imiş. bence refahı daha iyi olurdu, zenginlik değil ki wealth. hele o kitapta hiç diil. millet yerine halk da daha iyi olurdu. hop ben yaptım süper oldu ya, ondan. neyse, türkçesini okursam bu iş olmiycak gibi. ingilizcesini bulucam. ricardo da çevrilmiş. kafamda kitap adlarını ingilizceye çevirince anca bi şi ifade ediyo, ne fena. ama zenginlik dersen olur öyle tabii. milletmiş. sözlüklü çeviri. smith neocancanların iddia ettiği gibi bi adam diildi efendim, demem odur. yanlış tanımayın. laissez faire laissez passer dediğinde zenginlik diil, refah düşünüyodu o. zamanının gerektirdiği üzere, fiyatlar insin diye. neyse uzun hikaye. her yanlış okumanın eşiğinden dönüş mümkündür allahtan. ders kitaplarında bile bazen. 12 eylül ders kitaplarına girmiş. girmiş de çıkabilir mi emin diilim. "uf olmuştu öptük geçti" filan demiş olabilirler.
bu üç..

yol arkadaşım diye bi dizi var. o kadar kadın dolu bi dizi beni izlerken rahatlatıyo ama o evde duramazdım. bu üç buçuuk...

aa HARİÇTEN GAZEL dörtledi. dört dört dört. Eylül- Ekim sayımız bayiilerde. zor dörtledik valla bu sefer, gidip tıpış tıpış alın okuyun, dergi kendini çevirsin. ciddiyim yahu. satış noktaları için özet bilgi (devamı sitede, yenileniyo): istanbul beyoğlu mephisto, ankara kızılay küçük dost, imge falan filan.

bu döörrt..

balon köpüğü renklerinde kristal boncuklar bulduk jelatin'le suluhan sefamızda (burcu senle de, söz bak valla). balon köpüğü fetişim olabilir, mavi sularda. köpük güzel bi şi. köpük renkleri oyuncu şeyler. köpükten bi yatak olsa en güzel uykunuzu uyurdunuz. baloncuklar üflenmek içindir. o şeffaf ama ışık ışık renklerle dolu bir sürü üçboyutlu fotoğraf karem var benim. üf üf üf.

bu da beeş.

şimdilik bu kadar gibi.
bi de buyrun size bi sır... aşktan çatlayabilirim ve bu beni çok mutlu ediyo.

şimdii... bitti. tıp.

12 yorum:

dide dedi ki...

oysa hariçten gazelin bu kapağı ne güzel :)

indis lúinwë dedi ki...

ay, sendin değil mi o? dide de onayladı. oi va voi!

mermaid dedi ki...

kapak kızına sevgiler:)

Adsız dedi ki...

UNDP'ye girmek istiyorsun gibi bir his var içimde! Referansa akademik olmayan birilerini koymak daha akıllıca olabilir, benden söylemesi.

Elif dedi ki...

beğendim blogu

Elif dedi ki...

'benim fotoğrafım çekiliyosa mimiklerim şenlenir, yüz kaslarım coşar. zor yani bu iş...'

evet evet
oysaki bende böyle düşünüyorum

yagmur dedi ki...

ama ya yurtdisindakiler nasil okuycak?

deryik dedi ki...

dide: teşkür:)

indis: benim efendim evet. oldu öyle bi olay :P

mermaid: sevgiler bizdeeen :)

isimsiz: hallettim gibi. beni seven hocacımlara sordum.UNDP'yi isteyebilirdim içim giderek, istanbulda olsaydı. başkent taşınsın kampanyası.

elif:kimi insanlar orda hiç bi makina yokmuş gibi rahat, ne güzel di mi. imreniyorum bazen.

deryik dedi ki...

yağmur: amatör bi dergiyiz, yurtiçine anca yetişiyoruz ama.. gönüller bir olsun maksat. belki ilerde..

n7e dedi ki...

Hemmen gidip aliciğim. Umarım hala vardır mephisto'da. Kapak kızımız çok güzelmiş, ayrıca bi yazıyı özellikle merak etmekteyim.

narsis7ekho dedi ki...

E 4. sayı Mephisto'ya bırakılmamış ki? Hala 3 var. Söylemiş olayım.

deryik dedi ki...

n7e: evet onu bugün fark ettim ben de. 4 şehir içinde ama daha gelmemiş anlaşılan. o gelene dek 3 okunabilir gerçi :P

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker