29 Eylül 2007 Cumartesi

galler

su an galler-galeyan konulu bi kelime oyunu yapmak isterdim, yaptim sayin.
turkce karakterler olmadan yazmak sinir bi si (jelatinim inan kopi peyst denedim, o daha da sinir :P).

geri geldim ben ozetle. yagmurlar ve soguklar ulkesinden. galli (bu mudur kullanimi?) insanlar seker insanlar, ingilizceyle uzaktan yakindan alakasi olmayan, sessiz harfle dolu, sanki boyle elf dili gibi eskilerden bi dil konusuyolar. her duydugumda sanki kalenin icinden o kirmizi ejderha firlayacak gibiydi. merlin ve kral artur ikilisi galler'den cikma. her yer yesil, evet bizim karadeniz kiyilari gibi; tarlalarlarlarlar boyunca buyuk ve yesil. vadilerlerlerler. milli park olarak koruma altina alinmis tarlalar var, oyle diym yani... tabii ingiliz toprak sahipligi sisteminden kaynakli biraz. falan fesmekan.

yani cok bi tatil degil daha ziyade akademik geziydi, bolca ciftlik, dogal park, yerel halk projeleri ve fabrika gordum. bu da lazimmis. cikan sonuc sudur: 4. gunun sonunda sehir aserdim. napiym, oluyo iste. kuzeyden guneye butun galleri gezdik, arabayla, her gece baska yerde kalarak... cardiff'e vardigimizda trafigi gorup duygulandim. ben o hep dalga gecilen "haftasonu doga yuruyusu yapip pazar gecesi panik icinde sehre donen"lerdenim galiba. Istanbul'un gozu kor olsun, napiym.

londra'ya gidemediysem iyi bi ogrenci olma vicdan hesaplari yaptigimdandir.
hayir, londrada gecirebilecegim bu haftasonunda hic bi si yapmadim tez icin. on calisma yaptim sayalim. ha bi de iki yuzuk, bi kolye, 3 bilezik yaptim. sayilirsa.

tilki gormusuz, ben kacirdim. bolca ispinoz, mavi kirmizi kuslar gordum gerci. kus gozlem evi var bol bol. minik ufak kuslar dolusu. hollandanin kokusuz ve sessiz "doga" kavramina inat, cam, mese, findik ve kuskuskuskus.

peynir sevenlere mujde: supermarkette satilan peynirle o cok bi kokos butiklerde satilan ayni peynirmis. birinci agizdan ogrendik.

bombayi en sona sakladim. birazdan verecegim habere "ee ne var yani" diyecek olan varsa (ki burda oldu) simdiden siddetle kiniyorum, kendisi en birincil galler anilarimdan biri...

beennn..

lavantali dondurma yedim!

lavanta-bal-sut aromali.

bildigin lavanta yahu. dondurma. hayir cok agir degil, biraz fazla tatli ama guzel. bizim mado kivami bi zincir dondurmacilari vardi. bi top lavantali dondurma. bunun ustune yasemin aromali dondurma yapmaya karar verdik. bi arkadas da " lavanta sabunda olur" diye bilgece bi yorum yapti.


ayrica, "avrupadaki en uzun isme sahip kasaba"nin da ismini duyduk. gitmedik. ben sahsen okuyamadim. fotograf karesine sigmadi isim, oyle diym. evet tabii ki bi amme hizmeti yaparak aynen buraya koyuyorum:

Llanfairpwllgwyngyllgogerychwyrndrobwllllantysiliogogogoch

ne demeye calismislar derseniz:

St. Mary's Church in the hollow of white hazel near a rapid whirlpool and the Church of St. Tysilio near the red cave

gibi ingilizce bi cevirisi var. boyle masal diyari bi yer tarif ediyo sanki. kirmizi magara var falan. eglenceli bi millet iste.

bugun itibariyle klavye basi memuresi olucam. daktilo daktiloo... sarkilarim da gitti. olsun.
ben bakkaldan biraz calisma azmi almak istiyorum. yarim kilo. bi de tuhaf bi umut var, sanki halledilecek su bilgisayar isi. takmiyorum pek. yani, sonra takicam.

ingiliz havaalanlarinda kontrollerlerlerlerden gecerken, neredeyse butun dunyanin boynuna ip gecirmis bi milletin bunu paranoyak bi guvenlik buhraniyla oduyo olmasinin hic adil olmadigina karar verdim. daha da surunmeliler. hatta bence, britanya pasaportu sahipliler donlarina kadar aranmali, hintliler falan, pasaport bile gostermeden gecmeliler. evet cok uzun surdu o prosedur. "ay ama cok tehdit aliyolarrr" diyen varsa, belirtmeden edemiycem, kasinani kasirlar. sen tut iki kitanin anasini belle... tovbeee...

neyse. galleri bundan ayri tutuyoruz, galleri seviyoruz. laf aramizda aslinda ingilizleri de seviyoruz canim. en azindan matrak adamlar. pirpir ucagimiz allah'a emanet bi sekilde ilerlerken bizi gulduren bi kabin memurumuz vardi misal. kendisi " sayin yolcularimiz lutfen ayrilirken esyalarinizi kontrol ediniz. geride bi si unutursaniz butun geceniz berbat olur, bunu istemeyiz" dedi mesela. sonra bize" sayin yolcularimiz, ucagi on kapidan terk edebilirsiniz. icinizden gitmek gelmiyosa, sorun degil, ben burda olucam" dedi. cok sevdik kendisini.

daldan dala evet.

bi de.. eger uyanabilseydim, okyanus ufkunda gozden kaybolan devasa bir ay gorebilecektim sabah.. olmadi. ama dalgalar ve kocaman bi ay gordum gece. koskocaman. agac yapraklarini seyretmek de, koyun boklarina basarak tarlada yurumek de, dev bi sigiri sevmek de, 8 derecede sularin icinde yuruyus yapmak da bazen guzel olabiliyomus efendim. yolun sonunda deniz olunca.

laf aramizda, yuzugum cok guzel oldu. elime saglik.

benim kardesim kocaman oldu. "uzulme be abla halledersin. ilisikte balik ciftlikleriyle ilgili bi makale yolluyorum" dedi bana. hem zaten yazin "artik sana abla demiycem,derya diycem" gibi kendini bilmez bi girisimde bulundu; karsilikli kuyrugu dik tutuyoruz.. bakalim...

7 yorum:

Peanut Butter and Black Coffee dedi ki...

Hosgeldiniiiiz efem.
Gözlerimiz yollarda "kaldıydı." (böyle demek istiyorum "artıkın." Evet)
Lavantalı dondurma? Hm... lavantalı kolonya (mı olooor)kokusu içinde burnundan nefes almamaya çalışan bir çocuk olarak, lavantalı dondurma beni bi fena yaptı. Ama güzel olabilir tabi... Niiiise.
Evet evet, o içindeki his dogru Deryikko. Sen halledicen, olucak. Sonra da blogunda belirttigin bi tarihte hep beraber "Aaaannneeee bitttiiii" (Can Selluki'nin kafasından büyük kulakları çınlasın) partisi vermeliyiz.
Mukumuk.

stickman dedi ki...

hoşgeldin ya :) hemen birsürü yazı yaz bakıyım, özledik. Hani fotoğraflar ama? onları göremiyorum. Keşke çekseydin bi kaç tane bizde bakardık burdan. Bu arada çok önemli bir bilgi, Manchester United'ın tecrübeli oyuncusu Ryan Giggs'de Gallidir" Spiker sürekli galli futbolcu diye teleffuz eder onun adını bende bu GAL ülkesi nerde diye düşünüp dururdum, meğer Gallermiş, sayende öğrendim. O zaman niye gallerli demiyolar ki, ilginç. Kardeşin konusuna gelince, sakın taviz verme. Valla zayıf nokta bulunca çok sert vurur bu küçük kardeşler iyi bilirim ben onları. Kendi kardeşimin bana ismimle seslendiğini düşündüm bir an, hayııır!...olamaz...

szn dedi ki...

öperim ben seni. ferahladim okuyunca "oh oh gelmis uzerine" :)

TugCe dedi ki...

Cidden merak etmeye başlamıştım...Türkçe klavye olayına gelince...Benim yeni aldığım laptobum da aslında bildiğin ingilizce klavye ama biz ne yapıyoruz...?
Hani kenarda o ufacık dil ibaresi var, EN falan yazıyor. Onu tıklıyoruz, sonraa orada toolbars->language bar--> settings-->add-->ve turkish i bulup apply ve ok diyoruz. Türkçe klavye hafızamızı ve biraz da hayal gücümüzü kullanarak, arada bir(ama çok değil) hata yapsak da bu işimizi hallediyoruz. Ben kütüphanede filan bile hemen değiştiriyorum, yoksa burda da default olarak hiç türkçe yok kıyıda köşede..
Üzülmene değmez...Ben ağlamıştım laptop bozulunca da ne oldu? Annem dostlarımız olsun her şey hallolur dediğinde de, tabii tabii, dostlar yazacak zaten benim essayleri de diye bir tepki vermiştim.Ama cidden arkadaşlarım hemen bir olup indirimdeki laptobu kaybetmememi sağladılar. O yüzden üzülme :)Hem bak Galler filan...Kıskanıyorum vallahi, ben burda arabasız hiçbir yere gidilmeyen, dünyadan bihaber insanların arasında kalıyorum :(
Şarkı da bana geldikçe ben sana yollarım...Yani benim okuyucular bana, ben sana..Öyle, maksat yardımlaşalım...Ölen laptobun ardından etraftan müzik toplamaya giriş..evet 101 dersi gibi.

Kardeşe gelince...Benim kardeşim de bana aynı "abla ben sana artık abla değil, TugCe diyeceğim" tepkisini vermişti. Toptan nesille mi ilgili bir şeydir ki bu :)
Çok uzun oldu...Şarkılar gelmeye başlamıştır.

morfasuli dedi ki...

lavantalı dondurma.
hım.
bu kadar yorumum.

Burcuyk dedi ki...

Şu an şöyle oldu, yazını gördüm,bitirmemeye çalışarak okumaya başladım,her zamanki "arkadaşımın(ki Azer ve sen oluyo) blogunda satır aralarından karakter analizimi" usulca yapıp pişikolojik durumunu sessizce tahlil etmeye çalışıp ardından sağlığına kavuştuğuna karar verip, omuzlarıma doğru çaktiğim boynumu ve kafamı(hani görünmiycem ürkütmiycem hesabı) havaya kaldırdım ve telaşla etrafa baktım, bu halimle "fabrıkama" yakalandım mı diye.. Cidden ürktüm ama... Ya tekrar bi "ara veriyorum"a sebebiyet verirsem diye... ;>
Bu garip gurup anlaşılmaz kısmı geçtikten sora anlamlı olarak edeceğim 2 çift laf da şudur ki: geçmiş olsun(laptop ve genel anlamda günlük hayat,şemsiyeler..;P), hoşgeldin(geri geldin), eline sağlık(incirk boncurk), kolay gelsin(gelecek ben de biliyorum:)tez toz arpacık), bir de bu lavanta olayı bir kereliğine "lavantalı poşet çay içme hatamdan" mütevellit benim de tüylerimi "tiken tiken" etti... ;D

deryik dedi ki...

PBBC: hoşbulduuk :)yok ben de sevmem pek ama bu sütü bol bi şiydi, güzeldi :) annee bitttiii diycez di mi. diycez evet evet.

stickman: fotoğraflar ayrı bi teknik düzenleme gerektiriyo. yavaş yavaş :P galler fransızcasıç ingilizler wales diyo ama gallilerin kendisi cymru diyo. aptal oldum ben.

szn: geldi evet ondan aynen :D

tuğçe: valla şeker noktalarıma kavuştum. hedef harddisk... umutlu ve gururluyum. hehehe :) şarkıları aldım ben. mersi mersi.

morfasülye: frigofrik kargoyla yollamak bile geldi aklıma ama ah zalim dünya... severdin. madoya söyleyelim.

burcuyk: zuhahha çok güldüm ben demin :D iğrenç güldüm hatta, sese bak. yok işte bunun içinde bal ve süt de vardı, saf lavanta değildi, güzeldi. fabrikaya selam. melebaaa... patron izliyo.

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker