18 Mart 2014 Salı

ce-e.

ofisten bloguma hic girmiyorum. -dum yani. herkes google translate manyagi, acar okurlar, en azindan denerler. bi bunlar eksik. peru gunlugu bitmedi, oysa hala arada fotograflara bakiyorum acip acip. al iste, turkce karaktersiz de yaziyorum gerekirse.

cok sisti icim blog, cok. yine biriktirdim taslaklari, hem de kafamda. eskiden cantamda 2-3 defter tasirdim, ayri ayri soylenmeler icin. zaten pek okunmayan el yazimi da iyice cirkinlestirirdim ki sonra istesem de okuyamayayim. sonra defterleri biraktim. patlayacak gibi olunca fislerin filan arkasina yaziyodum. niye yaziyosam, cok sacma. sesli soyleyemedigim zaman cumle haline gelsin diye? pek makul. sonra iste, bi si oldu. durdu hepsi. blog bunlarin ikamesi degildi hic, blog baska. ozenli kompozisyon da degil ama iste, arada bi yer. bi derdim oldugunda, "aslinda zor degil" deme kosesi. ziyadesiyle, bok gibi zor oldugunda ASLINDA ZOR DEGIL LAN diye kendimi picakla durtme kosesi. neyse, o defterler, fisler bitti bi sekilde. bazen birazi twitter'a gitti. cogunu da gri hucrelere yukledim. gri hucreler de icip icip aglama romansina yuklemis olabilir, bilemem. neyse, n'apiyoruz, 7 kere dusup 8 kere kalkiyoruz, at teptiyse gomlegimizi duzeltip gulumsuyoruz. pek tatliyiz, aynalara hic bakmiyoruz. her sey guzel olacak. nedir, olsun istiyorum. niyet bir guzel cicek, acar da mis gibi kokar umarim.

arada bi durup durup AYH diyorum, menopozuma uc kalmis gibi. bi 4-5 yil once de olmustu; sanki oyle yapmazsam nefes alamiycam. oyle bir ayh cekmek ki gogse oturan filin hop diye ziplayip bi nefeslik yer acmasi. ha blogcum desen ki "nen var kuzum?", bilmiyorum. burayi cok yakinimdakilerin okumasini da iste tam bu sebeple sevmiyorum; ama okuyolar. 8 yilda yine az kisi bile buldu bence. anlamadiklari sey, meraklarinin verdigi huzursuzluk; ama n'apsinlar? posta kutularina dusebilmeyi ben sectim. yani yan odada olsunlar tabii de habire kapidan baslarini uzatip "iyi misin? :((((" demesinler. ona da karisiyorum, goruyosun blog. onu da ben belirleyeyim, peh. ama iste endiselendiklerini gizlemeye calisan ses tonu beni en cok geren sey. her an mutlu olamayiz. bazen sebepsiz ayhlamalar da olabilir. dogal bu, normal. sikayetim yok. "tek basina kahve icen asik suratli kadini israrla guldurmeye calisan garson" olmayiniz, kadini rahat birakiniz. o sonra bi ara bi karikatur gorur, gozunden yas gelene kadar guler. bosveriniz, surekli gozlemlemeyiniz. gordugunuzu gorduk, susunuz, dillendirmeyiniz. biraz da sanki bi ariza duzeltiyomus gibi geliyor bu tavir bana, ona bozuluyorum galiba. etrafinda mutsuz insan gormek istememekteki gizli bencillik. mutsuz da degil de iste, o an pek mutlu olmayan. p ise q; ama q degil ise p degil anlamina gelmez. AYH. fil ziplatmaca.

*

turkiye'ye gittim geldim ben, 2 hafta. berkincik soldugunda ordaydim. kacirdigim onca seyden sonra, diyetimi oder gibi. ankara. kizilay'a gitmedim. gidebilirdim; ama manasizca polisliydi. sanki edebimle evde uzulmek daha iyiymis gibi geldi. goz pinarlarima igneler batana, kirpiklerim kaskati olana kadar da uzuldum. zaten sinirlenince aglarim, reflumle beraber oturduk kaldik. ankara'da ilk gazimi da soludum. niyeyse 29 ekimde filan lise bahcesindeki torenlerde atilan renkli gazlari hatirladim, bizim okul pek severdi. arkadasimin alerjisi vardi ona, deli gibi oksururdu. ruzgari filan da takmazlardi, ustumuze gelirdi gaz, hocalara sikayet ederdik. nerdeeen buraya.

neyse, ankara canim kulubem. aile, arkadaslarla dolu. istanbulsa hizlandirilmis bir kosu. ankarada ferah ferah harcadigim, tembellikle sindirdigim, tadini cikardigim genis zamanlar istanbulda ince planlanmis, iyi ayarlanmis dar vakitlere donusuyor. en can arkadaslarim istanbulda, en sacma hallerimi yasayayim diye bana el veriyolar, birlikte cicek cicek sacmaliyoruz. pek guzel. ingiltere'de cok yoruldum sifirdan tanismalardan, kendimi anlatmalardan. zaten kazik kadariz. insanlarla bir anda tanisilmiyor. zaman lazim. her gununu gecirmesen de iste, eskisini bilmen lazim. eskisini bilirsen, yillar sonra arayi kaparsin, tuglalari dizersin, ayakta durur. gibi gibi. istanbul, bana onu veriyor. bi bakisimdan veya bakmayisimdan zihnimi okuyan arkadaslarimin olmasi ve akillarina geleni egmeden bukmeden soylemeleri bi luks, bana iyi geliyor.

ankarada bi sabah en unutulmus saatinde kar yagdi. gok pespembeyken yagdi. ankarayla ilgili sevdigim nadir seylerden biri de gun dogumu ve gun batimi kizilligi. sabah kar da yaginca kazuletligi ortuldu sehrin, guzel bile oldu. sonra eridi gitti. sabahki beyazi fark eden az kisinin paylastigi guzel bi sir olarak kaldi.

istanbulcumsa guneslenmis, ciceklenmisti, mis gibi. bu sehir her bahar zamani dekolteli, yirtmacli, guzel bir kadina donusuyor. ama oyle bildik, yorgun dekolteler degil, guzel bir sirt mesela. veya ayak bilegi. ciplaklik kadar kolay degil; ama gorebildin mi, fark edebildin mi icini bi hos eden. aklina fikirler dusuren; ayarini tutturmasi en zor olan. oyle bir sehir istanbul. hos ben genelde erkek oldugunu dusunurum; ama konu ilkbahar olunca, kisa pacali pantolonundan ince ayak bilegini gosteren, uzun boynuna daracik dik yakali kazak giyen bir zarif hanfendi. en sevdigim hali oldugu icin, doya doya izledim. ben boyle kadinlari da izlerim zaten uzaktan, pek de imrenirim. ustu kapalilik en sevdigim. suggestive > revealing, hayalgucune yer kalsin ki biz dolduralim. neyse, gormeyeli sehri pek cirkinlestirmisler de tabii. sacini basini, makyajini dagitmislar, uzerindeki ipek elbiseyi yirtip polyester pacavralar giydirmisler, ter kokuyor. taksim meydanini gordum, nefes alamayip kactim asagiya. ama iste, o hic aldirmiyor. bilekleri guzel ve bu hiyar agalari o bilekleri kirmadikca da guzel kalacak, o icler hep giciklayacak. bu da onlara dert olsun, ne ki.

*

su metni word'e yapistirip zorluk derecesine baksam ilkokul 5. sinif cikacak. bu aralar boyle. sanki bilmediginiz seyler hava durumlari. neyse. hadi taslaklara atmiym bari. boyle bi ce-e demek olsun. belki sahiden yazi bile yazarim. ozlemedim degil. yanimda oturan herkes ekranima bakiyor. tek kelime anlamamalari ne guzel su an.

2 yorum:

metus dedi ki...

Çok iyi bağlamışsın

Cem İskender Aydın dedi ki...

deryik, ben de aynı böyle içimde biriktirdiklerimi yazmak istiyorum sürekli. ama sonra yazamıyorum. bloguma eğlenceli olmayan şeyler yazmak istemiyorum zira. öyle olduğu zamanlarda fotoğraf koyuyorum ben de. son zamanlarda paso fotoğraf koyar oldum tabi.

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker