1 Ağustos 2013 Perşembe

Portekiz Günlüğü - 1: denizinde köpük olaydım da orada kalaydım.

Gündemde çok olay var da ben yazamadığım Portekiz'i dert ettiğim için, oradan başlıyorum. Uzakta olma lüksü diyelim. iki bölüm halinde yazacağım; çünkü Portekiz buna değer.

En başından beri "bol deniz ve azıcık şehir turu" olarak düşündük Portekiz'i. Faro'da başlayıp, Lizbon'da bitirmelik. başta çadırları alır kamp kurarız dedik; ama gerçekçi olalım, bilmemkaç kilometre öteye uçakla çadır taşımak biraz saçma. onun yerine  pansiyon + apart otel formülüyle yer değiştirerek gezmeye karar verdik. Bu yazı da (başlıktan anlaşıldğı üzere) ilk kısım olan "bol deniz"in yazısı. başka işim olmadığı için yaptığım haritayla anlatayım rotayı:

Güney Portekiz a.k.a Algarve
Yani: uçakla Faro'ya indikten sonra önce Tavira'da, sonra da Lagos'ta kaldık. Araba kiraladık, her gün civardaki farklı bir koya gittik ki bence az zamanda çok ve güzel yerler görmek için şart. Tavsiyem, yanınıza tomtom denen mucizevi aletten almayı unutmayın. İyi bir ko-pilot olsam da bir tomtom  değilim ve tabela, yol sorunu olabilecek yerlerde çok iş görüyor.

Faro ve Olhao tam bir Kuşadası. Bir zamanlar sahip olduğu tüm güzeliği betona gömmüş, arabayla geçerken bile üzüyor insanı. Faro- Londra uçuşları çok sık, zaten Algarve bir nevi Alanya. Onun için Algarve'ın neresinde kalacağınız çok önemli; tatlı bir Portekiz kasabası beklerken şirin bir İngiliz beldesi bulmak mümkün. Bir diğer kıstas da okyanus. Mesele dalgalar, yüzebilmek ve yine dalgalar. Haliyle "nereye gidilecek, nasıl bir plaj istiyoruz" ödevi önemli. Biz "az doğu, çok batı" seçtik mesela.

Tavira'da iki gün kaldık, güzel bir seçimdi bence. Bir kere sahiden sahil kasabası. Tabii ki turist var (biz dahil, hehe) ama suni bir kurtarılmış bölge değil. Arap etkisi taşıyan evler renkli, bir akşam denk geldiğimiz, "sahnede canlı müzik + parkta dans eden orta yaşlı çiftler" eğlencesi pek bir tatlı, yemekler harika. daha ne olsun? Coğrafyası da bir enteresan. Tavira sahilde değil, biraz içerde, okyanusa bağlanan bir akarsuyun kenarında. O nehircik üzerinde işleyen feribotlarla İlha de Tavira'ya gidiliyor, ince uzun bir adacık ki aynı zamanda Ria Formosa Milli Parkı'nı içine alan, bol lagünlü, pek güzel bir yer.
 
Tavira

Neyse, motora atlayıp adaya gittik. Restoranı, tuvaleti olan; ama otel, site vb başka yapılaşma bulunmayan, uzun, upuzun bir kumsal. Sonu yok gibi. Algarve'daki hemen her plajda olduğu gibi burda da düzenli bir şemsiye- şezlong hizmeti var. 2 şezlong 1 şemsiye gün boyu fiyatı koyuna göre 10-15 euro arasında değişiyor. Yarım günlük alıp, eşyaları bırakıp koştuk ki - dalgalar. Dalga, kıyıdan 20-30 m ötede durup zıplamak, kendini bırakıp sürüklenmek için güzel bir oyuncak, zaten bütün sahil boyunca binlerce insan bunu yapıyordu. Bizse yüzmeye, kulaç kulaç yüzmeye programlandığımız için, kesmedi. Biraz açılalım dedik ki kıyıda kıyamet koptu: bir cankurtaran deli gibi düdük çalıp bize el sallıyordu dönelim diye. Okyanus garip şey. Dalganın patladığı noktayı aşsan, dümdüz, sakince görünüyor; tabii akıntı hariç. Akıntı da öyle güçlü ki yüzüyorum sansan da tek yaptığın mevcut noktanı korumak. Neyse, "ne var ki ya?!" diye oflayarak çıktık. Kırmızı bayrak varmış: akıntı güçlü, sular ya geliyor ya gidiyor - özetle, dalgayla oynayacaksan oyna; ama o kadar. Sarı veya yeşil bayrak bekleyiniz. Neyse, o kadar dalga güreşi insanı tepe sersemi ediyor zaten. son motora atlayıp kasabaya döndük, biraz dinlenip akşam yemeğiyle günü kapadık.
 
Ilha de Tavira

İkinci gün yine adaya gittik; ancak bu sefer batı ucuna, Praia do Barril'e gittik. Arabayla 15 dakikada Luz'a gidip sonra mini bir tren yolculuğu. Tren dediysem, çocukların bindiği oyuncak trenler gibi bir şeydi. Bütün gün miskinlikle geçti işte, ne yapılır sahilde? Yüzmek için daha uygundu plaj, sarı bayraklı. En hoşuma giden şey, plaj şemsiyesi yerine genellikle tente kullanmaları. iki şezlongun üstüne dikdörtgen bir tente geriliyor. gölge kaybın yok, sürekli yer değiştirme yok. Güneşte en fazla 15 dakika durduğum için sonsuz gölge imkanına bayıldım. Neyse, bizim Şile sahili gibi, hemen geride tuvalet, yemek vs tesisleri var; ama farklı olarak adam kazıklamıyolar, gayet makul fiyatlı. akşam da biraz tavira turu, biraz yemek, biraz köprü fotoğrafı. Tamamını dolaşmadan vedalaştık Tavira'yla; ama kilisesi de güzelmiş diyolar.

Arabaya atlayıp 1,5-2 saatte Lagos'a gittik, bkz. haritadaki ikinci konaklama mekanı. Apart bir otelde 4 gün kaldık, Praia do Mos'un dibindeydi. Konaklama seçenekleri pek öyle şık ve butik ve küçük ve özel değil, daha ziyade "bi zamanlar buralar hep turizm teşviğiydi, biz de yüklendik" şeklinde. Yine de apart iyidir, güzeldir. Moş plaıj da yine ucu bucağı olmadan uzanıyor. Algarve'ın batı tarafı daha kayalık bu arada. Mos plajı içerlek bir koyda olduğu için deniz sakindi, her türlü yüzme hevesimizi aldık. 
Praia do Mos ve gelgit.

Kocam diye demiyorum, tam bir "şimdi nereye gidelim?" araştırmacısı. Ben 3-5 yere baktıktan sonra sıkılırım; ama o sıkılmaz, okur, eler, süzer filan. Harika yani. Yine ödevini yaptı ve biz Praia Dona Ana ve Ponta da Piedade'a gitmeye karar verdik (evet, praia = plaj). Swanage - Old Harry Rocks bölgesinin bol kumsallı, kolay erişilebilir ve haliyle çok daha harika versiyonu. deniz-güneş-yemek üçlüsünden sonra kaya tepesi yürüyüşümüzü de yaptık ve manzara harikaydı. Dona Ana'yı merkez aldık, Piedade'a yürüdük, bir de orada yüzdük.

Praia Dona Ana. Ben daha ne diym.

Plajlarda şezlong kiralamak şart değil, isterseniz havlu - hasır serebiliyorsunuz, kendi şemsiyenizi açabiliyorsunuz. çoğu portekizli öyle yapıyor, haliyle. İniş çıkışlar bol merdivenli; ama genelde aşağıda da ufak bi tesis var, yemek, tuvalet vs için yukarı çıkmak gerekmiyor. çocuklu aileler de pıtır pıtır sahildeydi yani. Çok korunaklı olduğu için dalga filan yok, daha  bir Akdeniz. Hatta nerdeyse havuz.


Üçüncü gün: Meia Praia. Lagos merkeze yakın, erişimi daha kolay (düzayak diyelim), yine uçsuz bir kumsal. Plaj bayrağı da yeşildi, döne döne yüzmelik. Tüm günü geçirdikten sonra akşamüstü için Lagos merkeze gittik. Bu aşamada tomtom sağolsun, bizi en olmayacak, en ters ve dar sokaklara sokup delirtti; ama bi park yeri bulup rahatladık. Lagos, limanın arka tarafında, bizim ortalama bir Ege kasabasına benzeyen bir merkeze sahip. Hep aynı ürünlerin satıldığı çarşısını geçersek, kilisesi, kolonyel binaları filan sevimli. İngiliz turist bol olduğu için, pub, italyan veya hint restoranı vb portekizle ilgisi olmayan seçenekler de bulmak mümkün. 
 
Meia Praia ve mini mini Lagos merkez.

Arayıp tarayıp yerli bir deniz ürünleri lokantasına oturduk. Ben bir ömür yesem bıkmayacağım deniz ürünlü pilavdan (arroz de marisco) istedim, yine. Paellayı çağrıştırsa da aslında farklı; çünkü içinde sucuk / tavuk filan yok. Kalamar, karides, istakoz, ahtopot, midye vs ile dolu, domates soslu bir pilav geliyor, derin bir güveçte. Yanında mini çekiç ve ameliyat aletlerine benzeyen bir sürü edevat. Kırıp parçalayarak, genellikle beceremeyip sıçratarak yeniyor. Deniz ürünlerini çok severim, o yüzden her seferinde "yenebilir cennet" gibiydi. Haliyle "ispanya ve portekiz'in deniz ürünleri tüketimiyle okyanuslarda yarattığı tahribat" üzerine saatlerce konuşan bendeniz bu kez sustum; çünkü ağzım doluydu. Şaraplar güzel, ızgara balıklar da harika. Deniz ürünü sevmeyenler için, kızarmış tavuk ve kırmızı et konusunda da iyiler (denemedim gerçi). Et yemeyenler için sebze seçenekleri genelde kısıtlı; ama "her şeyli salata" gayet doyurucu oluyor. birkaç yerde sebzeli güveç de gördüm.
 
Praia do Beliche veya cenneti gördüm.

 Dördüncü ve son gün, koy koy gezme günüydü. Bu sefer iyice batıya, gerçek dalgalara, açık okyanusa gidelim dedik (hayır, o dedi, ben de "tamam" dedim). İstikamet Sagres. Yolda Ingrina yakınlarında ufak bir koyda deniz molası verdik, etrafta tesis filan yoktu. Sonraki duraklar: Praia do Beliche ve Praia da Arrifana. Beliche'de arabayı park edip kumsala baktığım an sahiden çok güzeldi. Fotoğraflar birbirine benzese de aslında koylar çok farklı, anlatması zor. Merdiven her zamankinden çoktu, plaj her zamankinden ufak görünüyordu; ama harikaydı. Aşağıda ufak bir tesis var, tek sıkıntısı tuvaletin yol kenarında olması; yani tüm merdiven yeniden çıkılıyor (sidik kesemin kapasitesini sürekli tuvaletten bahsetmemden anladınız zaten). Hiç mühim değil, pek harikaydı. Günün çoğu burada geçti.
 
Praia da Arrifana veya aklımı nerde bıraktım.

 Devamında Aljezur üzerinden Arrifana'ya gittik  (haritada bakıyosunuz hep, di mi? onun için o. mersiiii.) ve sanırım daha iyi bir kapanış olamazdı. Hemen yakınında minik bir restoran olan, kayaların ortasında, dalgalı bir koy. Biz gittiğimizde akşamüstüydü, sörfçüler yeni yeni geliyordu dalgalara. Yine dalgalarla oynayıp, iyice sersemleşip, gün batımına doğru koyun en ucuna yürüdük. Güneşi okyanusta batırdık ki harika bir turkuazın, harika bir pembeye dönmesinden bahsediyorum. Sonra öyle mutlu ve mest halde döndük. Bi ara gece karanlığında yolda beliren atlar heyecanı yaşadık, o kadar.

Denize doymalar böyle efendim. sonra: Sintra üzerinden Lizbon. arkası yarın.  

Hiç yorum yok:

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker