12 Ekim 2010 Salı

suç ve ceza ve ıslah

kardeşimsin alexis. kardeşimizdi, hatırlayanlar vardır. alexis, kardeşim, katilin cezasını buldu. katili korumadılar, indirim için bahane aramadılar. müebbet hapiste. adaletin tecellisi sırasında kurban suçlanmadan, her bir güzel cümlenin sonuna "ama" eklenmeden, ah alexis 15indeydi, katili hapse gönderildi. darısı uğurların, ceylanların, arabasında ensesinde vurulan gençlerin, bir gece vakti ansızın nefesi kesilenlerin, adını hatırlamadığım nicelerinin başına.

burdan daldan dala: suçlu ıslahı gibi bir konu var malum. cezaevi, adı üstünde, cezalandırmalı. yine de bizim oralarda sosyal devlet, cezaevini keyfine göre yönetemez, belli standartları, gözetmesi gereken kuralları vardır, içindeki mahkumların hakkını koruması gerekir; çünkü evet, mahkum hakkı vardır. bir mağdur veya mağdur yakını psikolojisiyle değil, gerekirse robotumsu bir halde, onların da hakkını gözetmelidir. "Şikayet etmeyi bırakın siz ancak bu şekilde ıslah olursunuz. Bunun için buradasınız" diyebilen bir savcı olmaz, olamaz.

yani ne kadar sıradan, düz mantık şeyler yazsam da, bunu zaten azıcık vicdanı ve sağduyusu olan herkes bilse de, 80lerin cezaevi anılarına yanıt olarak "ah ama bugün ortam ne kadddarr da düzeldi" dendiğinde nolur bunu yutmayalım. -20'den -10'a yükselmek, gerçek bir gelişme olamaz. "insanlar ölmüyor artık, güzel günlerde sürünüyorlar" diye bir teselli olamaz. yutmayın, yutturmayın. bana bir cumhuriyet savcısı "biz onları ıslah etmeyi biliriz evvelallah" demişti nefretle. korkuyor insan. kurban siz bile olsanız, suçluyu korumak istiyorsunuz, savcıdan 2 kişilik korkuyosunuz. mesela: bir tutsağın tüm dişlerinin çekildiğini daha sonra "Özür dileriz yanlışlıkla çektik" denildiğini bilmek, ne hissettiriyor size? hadi bu münferit acılar tesbihimizin bir tek boncuğu. bebeğiniz için bez verilmemesi, pislikle, kalabalıkla, hastalıkla cezalandırılmak, hakaret, dayak kimin kanunu? bunlar işkence çeşidi değil mi?

hadi bunu bi kenara koyalım, onlar kötü adamlar, karanlık güçler. bir sorum var: tay.adlıları her il girişinde itinayla dövmek, galatasaraydaki standlarının önünden geçerken öcü görmüş gibi iki adım uzaklaşıp, bir yandaki hayvan hakları standına sığınmaktan ve böylece "duyarlı vatandaş tatmini" kotanızı doldurmaktan daha mı kötü, daha mı büyük insafsızlık? hayır, asla kıyaslamıyorum, hayvan hakları yerine değil, yanında destekten bahsediyorum ben. niyetse, ikisi de iyi niyet, ikisi de hak savunması. bi düşünmek lazım. dayak atmak gibi somut bir saldırı ve nefretle, ilgisizlik, duyarsızlık ve hatta görmezden gelme, gerçekten aynı kefeye konmaması gereken şeyler midir?

görece "zararsız" konularda ("dayak yemeyeceğiniz" anlamında "zararsız") vicdan aklayıp, karanlık, konuşulmayan, gazetelere çıkmayan, bir tek çekenin bildiği, sürekli hasıraltı edilen acılara karşı bilinçli bir körlüğü seçmek, bence çok adice. sinsi bir vicdan bu ve bana kötücül geliyor, kusura bakmayın. ilgilenmeyenlere/ merak etmeyenlere değil, ilgilenmekten korkanlara, duyduklarından dehşete düşüp kulağını tıkayanlara, tenhada konuşup açıkta susanlara, başkasının acısına ortak olmak için önce kendi kıçını sağlama alanlara kızıyorum ben. hepimiz meydanlara dökülmüyosak bile, ne bileyim, bir tek imza yahu. imza da atmıyosanız standa gidip, hal hatır sormak, bari el ilanlarını almak, okumak. minimumdayım ben, slogan atın filan demiyorum yani. deneyin,öldürmez.

ayrıca bir tek imzayla fişlenme korkusu yaşıyorsanız, fişlenmeye karşı tepki olarak da siz imza toplayın. "fişlenmeye hayır!" deyin, ne bileyim.  zaten sorsanız her şey fişleme. komik olan şu: bu hesapla ben üniversite yıllarımdan beri fişlene fişlene bi hal oldum, genç yaşımda kallavi bi kolleksiyona sahibim; hatta benimle aynı ad-soyada sahip yaklaşık 5 kişiyi de zor durumda bırakıyorum; ama yine de devletin ist.hbar.at kurumları iş teklif edebiliyor. evet böyle de bi hikayem var eskilerden (sonucu merak ediyosanız, hepinizin IPsini fişliyorum. haha, işim olmaz). özetle: korkmayın, imza atmak hayatınızı karartmıyor, hatta abartırsak iş kapısı bile olabiliyor sanırım.

tepkisizlik beni en korkutan şey; çünkü çoğunluk, o dışardaki güruh, sandığımız gibi "karşı" değil, sadece tepkisiz. destek ve köstek arasında tercihte bile bulunmuyor. mesela, suçluları hapse tıkmak istiyoruz adamım; çünkü suçlular. hapse girdiklerindeyse mutlu son- hikaye orada bitiyor. ama orda işkence gördükleri zaman adalet duygumuz işlemiyor; çünkü biz mutlu sonla bitirdik hikayeyi, gerisi prensle prensesin özeli, biz karışmayız. kol kırılır, yen içinde kalır. o zaman biraz sakat bi durum var adamım, iki kere düşün.

böyleyken böyle. hava çok gri ve ben 5 saattir ofisteyim, gün bitmek bilmiyor.
bu akşamsa bir mutluluk dalgası, bir güzellik bir şenlik.
aslında güzel şeyler de oluyor. onu diycektim ben, lafa bile ordan başlamıştım aslında.
neyse. anladınız siz. ona güveniyorum.

5 yorum:

Damlo dedi ki...

ne yazık ki bu fişlenme korkusu aile içinde filizlenmeye başlıyor, birileri bizi korkutmadan, zamanında korkutulmuş insanlar tarafından korkutuluyoruz. halka halka bi korku. domino taşı gibi ya da. ay ne bileyim ya da benimki bi tek böyle.

kabuğumu kırmış olabilmenin haklı gururunu yaşıyorum ben.

a little penny dedi ki...

Suçlu ıslahı hakkında ilginç bir şey okumuştum. Rusya'da da bunun üzerine düşünülmüş, çeşitli şeyler yazılmış. Misal, adamların önerisi: dinden aforoz, ama kesin bir şekilde. Çünkü kilise öyle yapmadıkça suçlu idrak etmiyor, bu şekilde onu hapse tıkan Yargı'nın çaprazında durup sırtını sıvazlayıp, üzülme çocuğum, yapan bir pozisyonda görünüyor. Yıldırıcı değil bu. Yargı ve cezaları bir korku yaratmıyor. Adamlar Yargı ve Kilisenin birleşmesini düşlüyorlar. Böylece her suçlu kutsal kitaba göre yargılanabilecek ve adaleti sağlayan Tanrı olacak, gibi. Tam anlatamadım gibi, ama okuyunca aklıma geldi. Dostoyevski'nin bir romanında da geçiyor bu. Karamazov Kardeşler. Bizim dizi versiyonunda geçer mi diye umarsak, çok bekleriz. :)

deryik dedi ki...

Damlo: bizim ailede pek fişlenme korkusu yok; fişlenince geçmiş :) ama o korkuyu çok iyi anlıyorum, yine de dediğin gibi kabuğu kırmak mesele.

alittlepenny: valla islamda aforoz yok; ama şeriat var. bizde dinle yargı birleşmesi formülü bambaşka bi şi çıkarırdı sanırım ortaya :) bir de bu durum dindar bir suçlu için geçerli heralde; hani derler ya "allah korkusu yok" diye, öylesine işlemez bence.

Deniz T. dedi ki...

Merhaba Deryik,
Yazına yorum bırakmak için tıkladım fakat ikinci yorum dikkatimi çekti. Sana yazacaklarımı unuttum. Anlayamadığım şu; bu arkadaş Rusya'daki kilise-yargı birleşmesinden örnekle; cami-yargı, şeriat-yargı birleşmesini mi öneriyor? Suçlu islahı denince; "hırsızın eli kesilsin, dinden çıkarılsın"ı mı ön görüyor? Öyleyse suçlu dindar değilse ne yapacağız? Suçlunun idraki için dinden çıkarılması nasıl bir düşünce? Ve adaleti sağlayan kimin Tanrı'sı olacak? "Her suçlu kutsal kitaba göre yargılanacak" cümlesi bile tüyler ürpertici. Üzgünüm ama ben laik düzenden memnunum ve "yargı ve -yorumcu kilisenin bizdeki karşılığı olarak ne görüyorsa- onun" birleşmesini düşlemiyorum. Karamazov Kardeşleri defaaten okudum ama bu sonucu çıkarmak aklıma gelmemişti.

Not: Çok yer kapladıysam affedin.

Saygılar.

deryik dedi ki...

Deniz T.: yok çok yer kaplamak değil, ne demek. yer sınırı yok :) karamazov kardeşleri okumadığımdan tam bir yorum yapamıyorum, başkası yerine de konuşmiym; ama sanırım kastedilen doğrudan adaptasyon veya benzetme değildi, sadece bir örnekti.

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker