9 Eylül 2013 Pazartesi

acep

Kaçınılmaz olarak karşıma çıkıyor: istanbul'daki işim gibi işler. hatta o iş, öyle diyeyim. Başvururken değil heyecanlanmak, saç telimin bile oynamayacağı. İlla ki alınırım diye değil; ama güvenli sularım olduğundan. Güvenli ve zevksiz. Güvenli ve istemediğim. Kulaç kulaç yüzmek isterken çocuk havuzunda oturmak gibi.

Sonra diyor ki şeytan, benim sevgili şeytanım: bok var. kısacık temaslar dışında, istediğin işi HÂLÂ bulabilmiş değilsin. Yeni mezun gibisin; ama yeni filan değil hiçbir şey. Bir ara pes ettin, sonra toparladın. Söz konusu istediğin iş olunca değil heyecanlanmak, ilkokul 1'deki ilk günündesin. O kadar bile değil; çünkü sen okumayı, yazmayı biliyordun okula başladığında, şimdi hiçbir şey bilmiyormuşsun gibi. Şimdi kolluksuz yüzmek gibi, bisikletten düşmemek gibi. 30 mumlu pastayı üflemeden önce, sanki sen bunları çoktan yapıp bitirmeliymişsin, ziyadesiyle geç kalmışsın gibi. Arkadaşlarına bak. Herkes en sevdiği işi yapmıyor; hatta çoğu yapmıyor, evet. Hayalleri var hepsinin; kimi unuttu, kimi erteliyor, kimi kavuşmak üzere. Yorgun ve sinirliler; ama hem de mutlu ve memnunlar. İş hayatındalar. Bir işe yarıyorlar. Delirecek gibi olsalar bile, günün sonunda onların seçeneği daha çok.  Onlar istifa edecekleri günün hayalini kurup belki de en dokunaklı istifa mektupları provaları yaparken (sen de yapmıştın. duruyor taslaklarda. yollamadın), senin gördüğün şey anne-babalarının gördüğüyle aynı: "en azından istifa edeceği bir işi var". Eşekler ve kazıklar. Güvenli sular diye burun kıvırdığın her şeyin sonunda, senin suyun dahi yok. Onlar yüzüyor, kulaç atamasalar da yüzüyorlar. Sense bir arkanda bıraktığın kolluklara, bir de önündeki derin havuza bakıp "su soğuk gibi duruyo? pis gibi de hem?" filan diyosun. Atlama fikri güzel geldiği için çıktın tramplenin tepesine; ama sen yüksekten korkuyorsun ve bunu kendine bile söylemiyorsun. Madem yüzeceğin yok, daha fazla oyalanma artık. Pişman olmak değil bu; neysen osun. İn aşağı, kolluklarını tak; en azından suya girmiş olursun. Yüzmek oysa, o kadar güzel ki. İki yudum su yutacağım diye mahrum kaldığın zevki bir bilsen. Kolluk sana mübah, en azından sudasın.

Şeytanım çok şeytandır, en ufak alevi harlamayı, beni de ortasına koymayı iyi bilir. Odun ateşinde kendimi yerim, dumanım üstümde.

*

Bugün, kuzenimin fıtık ameliyatı sonrasında iki omuruna platin takıldı. Benden 2 yaş küçük. Genç yani, çok genç. Bildiği ama ertelediği, "yahut vakit olmadı" rahatsızlığı onu bu kez tatilde yakaladığında sonuç bu oldu. Şimdi hayatını yeniden şekillendirecek; olması gerektiği gibi, kendine vakit ayırarak. Yapabilirse, izin verirlerse. Kendine bakacak; dünyayı kurtardığı o ofis, biraz da kendisini kurtarmasına tahammül ederse. Haliyle, milyonuncu defa, tanıdığım herkese "kaldır o koca kıçını ve derhal spor yap adamım!" diye bağırmak istiyorum. kıpırda. Eğil, kalk, zıpla, yürü, mekik çek - ne haltsa. kıpırda azıcık. Motivasyon amacıyla, sevgili NHS'in 10 bin adım videosunu buyrun. Ha işim gücüm yokken ben yapıyo muyum bunu? Hayır. Niye? Beni ev yuttu. Siz yapın ama.

*

Ne kadar oldu bilmiyorum, 2 hafta belki? Sabah çok erken kalkıyorum, hep aynı saat civarında, hep aynı şeyi düşünerek. Hiçbir şey yapamadığım, el uzatmak veya dinlemek fark etmez; pek bir halta yaramadığım durumlarda ben manyak gibi düşünürüm. Düşünerek bir şey olacakmış gibi. Sanki olmayan kapılar açılacakmış gibi. Sanki pelerinim çıkacak, süper güçlerim nihayet kendini gösterecek gibi. Bazen mesafe denen meret sizi alır, yere atar, üzerinizde tepinir, soluksuz bırakır ve sonra sabahın 6sında zombi gibi ayağa dikip beyninizi yer. Yakında olsanız da eliniz kolunuz bağlanacaktır, bilirsiniz; ama uzaktayken her şey daha beterdir. Dev bir acaba böceği, her yerinizi kemirir. Günlerce başınız ağrır, düşünmekten değil, düşüncelerin bir yere varmayışından. Çıkışsızlıktan. Kulağa su kaçınca tek ayak üstünde zıplanır ya hani, öyle zıplayıp beyninizde ne varsa akıtmak istersiniz, olmaz. Acaba böceği işte, ne yapacağını, nereye asılıp kalacağını çok iyi bilir.

*

Görüldüğü üzere, kendime sardığım milyonuncu seferle karşı karşıyayız. Eylül geldi, bu güzel. Hava 18 derece, bu eh işte. Londra geçen yılki gibi, batı cephesinde yeni bir şey yok. En iyisi biraz da aynaya bakayım, bi muhatabı olsun bu halimin.

2 yorum:

kanatlı kedi dedi ki...

pazartesiden beri yorum yapan olmadıysa, blogdan pek muhatap çıkmamış anlaşılan.dünya hallerine, haksızlıklara kafa yoran insanlardan, günlük, kendine dair sorgulamaları okumak güzel oluyor. "herkes insanmış, onların da böyle benzer sorunları varmış, geride kalmak, yarışmakla yarışmamak arasında kalmak,yarışmadım da ne boka yaradım diye kara kara düşünmek..." diyorum kendime.

Adsız dedi ki...

Bazılarımızın bir işi var. Yıllarca eğitimini aldığı, severek başladığı ama aslında içine girince bir halta yaramadığı, hayal kırıklığından başka bir şey olmayan işleri... O beş para etmez işlerinden kurtulup başka beş para etmez ama beş paradan daha fazlasını verip kurtuluşu tatillerin kaçamağında arayanlar da seninle aynı durumdalar merak etme. Herkes bir şekilde baştan başlıyor yoluna, ya da başlayamıyor korkudan. Oysa yüzmeyi öğrenmek için kolluklarla da olsa önce suya girmek lazım, sen en azından bunu yapabiliyorsun. :)

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker