13 Nisan 2011 Çarşamba

lale portakalı

3 saate yakın bir seanstan sonra, monotonluğun hakikaten çok acımasız, çok acı verici ve çok gerçek bir şey olduğunu anlıyor insan. o tekrarlar kadar iyi anlatacak bir şey yok saartje'yi. prenses olsa daha iyiydi belki sahiden; ama değil. bu hikayenin en güzel yanı, en "sıradışı" olanın gayet sıradan bir hayatı olması aslında: prenses değil.

kervanlar yürüyor ankaraya, sulak yerlerin susuz kervanları. azlar ve özler. bir kenara not düşülür elbet: "hayır dediler, yürüdüler, yol boyu gülümsediler". benim bu akşam toroslarla randevum var, yaşar kemal toroslarıyla. gitmesem olmaz; çünkü çok bekledim. bu kervanıysa henüz gazetelerde göremedim hiç, bir iki köşe yazısı anca. ankaraya vardıklarında bir basın bülteni basarlar, ayıp olmasın diye. kimse sormaz, kimse dinlemez. çünkü kaale alınmak için kalabalık olmak gerekiyor, niyeyse. 72 milyon adına verilecek en kritik kararlarda 550 kişi yetiyor, ama mesela başka bir  550 kişi tüm varlığıyla, bilinciyle, gücüyle 40 gün süreyle tüm ülkeyi yürüdüğünde, (daha az bi sayı olsun hadi) mesela 1 milyon kişi yerine yaptığı itiraz ciddiye alınmıyor. tuhaf şey matematik.

KEDV var, bir de nahıl var. siz de bilin, siz de gidin, hediyenizi filan oradan seçin.

şunca senedir hep bildiğim, uzaktan destek verdiğim ama bi şekilde hiç katılamadığım bir şey varsa, onur yürüyüşleri. bu yıl bu tıkanıklığı açıcam nihayet, kararlıyım. demin "onur yürüyüşüne katılmak için x-y-z olmak gerekmediğini biliyosunuz zaten" diyecektim, sildim. - bu blogu okuyanlar zaten bunu bilir ve böyle hatırlatmalara, dipnotlara sinir olur, "ne gerek var" der. o yüzden bu blog da okuyucusunu pek bi sever, hadi yine iyisiniz. sildim; çünkü henüz izlemediğim kaybedenler kulübünün sevgili yönetmeni demiş ki: "bi baktım, esas ben otosansür uyguluyorum, gereksiz yere açıklıyorum veya makaslıyorum!" yani öyle bir hal çiçeklerim, insan alışmayagörsün, dipnotluyor, otosansür isi üstüne siniyor. dipnotları, "ama ya xyz anlarsa?"ları söküp atmak lazım. hani "bak yapıyorum ama onlardan olduğumdan değil" açıklaması, aslında gereksiz ve hatta çelişkili. bence yani.

bahar dalları yağmur yedi, şimdi yaprağa kesecekler; ama önümüzdeki 2 hafta takvimler erguvan. istanbulun rengi tabii ki mor. morun her tonunu, ama en çok da morcivert hallerini seviyorum ben.

ido satıldı. 2,5 yıllık cirosuna yakın bir değere. 2,5 yılda dönüşünü aldığınız her yatırım güzeldir zaten. belki gemileri verip yerine mandal alırlarsa dönüş süresi 2 yıla bile düşebilir.

*
bu ara beynimde yankılanan, edip cansever şiirlerinin, en incesi: mendilimde kan sesleri. ne güzel söylemiş işte:

Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
Gelse de
Öyle sürekli değil
Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün

ben şiirlerimi paylaşamam pek, kuytularda okurum; çünkü herkes başka okur; ama edip bey buna hep istisna. herkes cansevsin.
*
bi de bugüne bugün, vizem var. hem de 9 istemişken, 90 gün! pek bi bonkör. yollar var, yolculuk var. oh mis. kuş gibi uça kona, kavuşmalara. canım portakallar.

2 yorum:

GEZİ/YORUM... dedi ki...

Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
Gelse de
Öyle sürekli değil
Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün...
İzninle alıyorum ilk kez duyduğum edip cansever şiiri.. tam beni ifade ediyor.. teşekkürler arkadasım..

deryik dedi ki...

ne demek, buyrun. şiirde izin olmaz :) çok daha uzun aslında, linkte var. ben bi kısmını çekip aldım.

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker