1 Temmuz 2008 Salı

kabotaj bayramı

tayyip ve emine erdoğan çiftinin özellikle çocuklara karşı kullandığı bi dil var: "bu". mesela emine erdoğan meşhur afrika fethinde bebeklere bakıp "başbakan BUNLARI çok sever, alıp götürelim iki tane" demişti. tayyip erdoğan da kolu yanmış bi öğrenciyi işaret ederek "buna estetik yaptıralım" demiş. detaylarda boğulmayı seviyorum. sonra mersin'den gelen öğrencilerden birini çok "çaklıt" bulmuş kendisi, gülüşmüş filan. bu çaklıt, bu ameliyatlık, ay bu çok şirinmiş çerçeveletip duvarımıza asalım. o.. çocuklarından sonra, bu çocukları. çaklıt kalmak da artık televole jargonuna girsin. "marsık gibissiieeaan" yerine kullanırız. daha havalı. gerçi bence kemal unakıtan'ın eşinden gelen "Böyle very special bir eşim olduğu için, bana böyle bir eş nasip ettiği için rabbıma teşekkür ediyorum" cümlesindeki doğu batı sentezinin yanından bile geçemez. adeta bir fatih akın filmiydi. çok çalışmanız lazım erdoğan çifti, çooook.

nişanyan meselesinde okuduğum en düzgün yorum leyla pervizat'tan geldi. zira biz hala eğitim oranı arttıkça kadına şiddet azalıyo sanıyoruz. üzgünüm: artıyor. araştırmalar da bunu söylüyor. azalan şey, fiziki şiddet. ama genel anlamda şiddet, artıyor ve çeşitleniyor. hatta belki, sinsileşiyor. daha az elle tuulur, gösterilir hale geliyor. leyla hanımın bahsettiği akademik sevimliliklerden de bolca yaşadım, yaşadık. neticede meslektaşına (üstelik prof sıfatını kendisinin aksine, akademik yollardan almış bir kadına)"kızcağız" diye bakan, her cümlesinde, olay mahallinde bile olmayan hamile eşini aşağılayarak karizma yaptığını sanan erkek hocalarım vardı. aşağılama, kadınların alıştığı bir şiddet türü ve erkeklerin hak gördüğü. oysa bu normal değil. normalleşmemeli.

neticede, hepimiz biliyoruz ki, sevan nişanyan bu çok ince protestosunu abisine/oğluna /babasına /iş ortağına karşı göstermezdi. eşcinsel olsa mesela, o durumdaki eşine de göstermezdi. çünkü bi temiz dayak yeme ihtimali olduğunu, o kavanozun içindekileri burnundan sokma ihtimalleri olduğunu bilirdi. yani fiziki korku duyardı. yemezdi işte bunu yapmak karşısındaki erkek olsa. işte bu sebeple iş basit bir "iki kişilik tartışma" değil, cinsiyet de içeriyor. maalesef cinsiyeti aşamıyor. sevan bey, muhtemelen lambda'nın kapatılmasına candan karşı çıkarken, töre cinayetleri için içlenirken, kendini en birinç birinç toplumsal cinsiyet neferi sayarken, bizzat kendi evinde sınıfta kalıyor. bu kadar basit ve hazin. ayrıca "iki kişilik" meselelerde saygı gerekmediğini nerden çıkarmışlar onu da anlamadım. "kol kırılır yen içinde kalır" anayasanın ilk üç maddesinden biri gibi. ah bilseler feministler ilk ne demişti: personal is political. ya sevan, durum bu. perihanın da körü körüne savunmasını yaptığı bazı hallerdeki (bkz bu) tavrına tahammül edemiyorum. küs perihan.

edebi dedikodu: anais nin diyor ki, zamanında Emile Zola ve George Sand ateşli bi gece geçirmişler (Sand'in günlüğünde varmış) ve gecenin sonunda Zola para bırakmış Sand'in başucuna... zira bir kadının bu kadar şehvetli olmasının, kendisini frenlememesinin ancak tek bir anlamı varmış ona göre. meşhur Dreyfus savunması, insan hakları ve derken... yatağında zurnasının zortladığı bir emile zola. ah, sadece hayalkırıklığı be yonca. o kadar. bu işler zor.

kolluk kuvvetleri. küçükken denizle ilgili sanırdım bu lafı. hani şişme kollukla yüzen çocuklar var ya... ne işe yaradığını da anlamazdım gerçi, koca koca adamlar kolluklarla.. ee? sonra napıyolar yani? şunları yapmışlar:
iyi şeyler de yapmışlardır elbet ama maalesef, zaten görevleri bu.
görevini yerine getirene teşekkür etmek sanırım şart değil.
polisten ve askerden korkmak istemezdim.
"siz böyle olsun istemezdiniiiizzzzz" hatta.

bugün tayyip erdoğan basit bi cümle kurdu: "bu millet asla CHP'yi iktidar yapmiycak". hepimiz biliyoruz bunu. o da söyledi ve haklı. ne sosyalist ne enternasyonal olan bir aşk yadigarı CHP. Atatürk olmasa işin arkasında, platonik-saplantısal bir aşk olmasaydı hatıralarda, ööğğğkk geldiğini daha yüksek sesle söylerdik belki. dut yiyen parti başkanının 2 temmuzda dut yemiş bülbül kesilmesini istiyorum. dileğim basit: bi sussunlar. hepsi hepsi. ıslak dudaklılar, karşılıklı davalaşanlar... sussunlar. ölüler inlesin yataklarında. duyalım. akp kapatma davasındaki "hukukun mutlak üstünlüğü", ergenekon davasında "siyaseten manipüle edilmiş mihraklar" halini alıyor. ya da tersi. nerde durduğunuza bakar. komikler çok. o kadar komikler ki gülmeye tenezzül etmiyoruz, birileri ölüyor her gün. tersanelerde işçiler, sokaklarda kadınlar, maç kutlamasında çocuklar.. işimiz var bizim, cenaze kaldırıyoruz. hiç olmadı eski cenazeleri anıyoruz. beyler sevimsiz iki keçi gibi, ayrı bi boyutta..

bu arada, yeşiller partisi resmen siyasi hayatına başladı. minik ilanlarında yeşilin siyasi bir renk olduğunu (cami yeşili dışında da) hatırlatmışlar. bol şans. belki, bi ihtimal, birazcık az birazcık... sesleri duyulur. umarım.

ve taşlanmış kotlar.. fena şeyler.

4 yorum:

metu26 dedi ki...

CHP niye sosyalist enternasyonel'e üyedir ki zaten?

deryik dedi ki...

deniz baykal sussun diye. baş ağrısı tutmuş diğerlerinin. başkan yardımcısı da yapmışlar hatta.

deryik dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Goddess Artemis dedi ki...

Kelime'nin bir yazısına bıraktığım yorumu burada da tekrarlayacağım:

Bir yanda, iki ayaklı ve insan görünümündeki bir "yaratık", bir yazarın konuşmasını engeller.

Diğer yanda, sözümona entelektüel bir başka insanımsı "yaratık", bilmemkaç yıllık eşinin, 3 çocuğunun annesinin üstüne bir kavanoz dışkı boşaltır.

Barış için, Filistin'de çekilen acılar için, üstüne gelinlik giyip, otostopla Kudüs'e gitmeye çalışan genç bir kadına tecavüz edip öldürülür.

Yıllar önce, 2 Temmuz'da, 37 can yakılarak, vahşice katledilir.

Gerçekten de, "O kadar güzel insanlarsınız ki..." deyip susuyor insan.




N.B. Deniz Baykal kim yaaa? Daha ölmedi mi o?

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker