7 Kasım 2012 Çarşamba

28


bi tanecik staj mülakatımdan da hayır yanıtı aldım. nedenini bilmiyorum; çünkü sormadım. çünkü bi hafta geç cevap verirken, üstelik benim dürtmemle cevap verirken insanın bunu söylemesi gerekir. bir sebep söylenmiyorsa ve cevap 6 kelimeden ibaretse, demek ki bilmeme değer bir şey değildi. "daha genç birini arıyoruz" veya "deneyimlisin, maaşlı işi buldun mu bırakırsın" filandır işte. neyse, bu benim kaba etimin üstüne zarifçe oturduğum gerçeğini değiştirmiyor; ama bir hobi olarak önümdeki maçlara bakıyorum.

yılın o vakti geldi: yarın doğumgünüm. yarın günlerden 28. benim senelik döküm zamanım. küçükken ben 16, 22 ve hatta 25 yaşımı düşünmüştüm de sonrası yoktu. 28 varmış. güzele benziyor.

geçen sene bu zamanlar yine Londra'daydım, 8 günlük bir misafir olarak. iki dileğim vardı: artık daha fazla özlememek ve bir de o zaman gündemdeki ameliyatın güzel geçmesi. ikisi de oldu bak. Ameliyatı güzel geçti, zorlu; ama iyi. Hiç hesapta yokken bir kış günü Ankara'da evlendim; hızlı, güzel, sade. İstanbul'un baharında işimden istifa ettim. Bavullar ve vedalar sonrası, o çok beklediğim Londra günleri başladı. Dinlendim, şehri dinledim, öğrendim. saygıyla ceketimi ilikleme aşamasından, "bugün keyfin nasıl Londra?"ya evrildi ilişkim. İngiltere'yle de şehir şehir tanışmaya başladım, iki kişilik hayallerimdeki gibi. Yazın Tanzanya'ya bile gittik işte, anı biriktirdik. Ankara'yı özler oldum bunca yıldan sonra, aslında sadece Ankara'dakileri. Arkadaşlarıma, aileme, buradan da yetmeye çalıştım. Skype'ı evlat edindim. Sporla hiç ilgisi olmayan biriyken, en azından düzenli "hareket" etmeye başladım; yürüdüm, egzersiz yaptım ve hatta koştum. Vakit bolluğundan kendimi sokaklara vurup ne yapacağımı şaşırdığım da oldu, battaniye altında zaman öldürdüğüm depresif günler de. Atalet kabuğuma çekildiğim an ilk önce sevdiğim adam dürttü beni, arkadaşlarım da iyice bi silkelediler, kimse o kabuğa girmeme izin vermedi. Hiç durmadığım kadar durdum. Hiç yapmadığım kadar düzenli ve çeşitli yemek yaptım, galiba sevdim de. İzlemediğim kadar film izledim, burlesk ve kabare takip eder oldum. Gazetelerden biraz uzaklaştım, beynimin gündem takibi kısmını iki ülkeye böldüm. İş aradım, arıyorum, arayacağım; sabır eğitimi gibi. Göçmen olmayı öğrendim; çalışma izniymiş, yenilemeymiş, kayıtlarmış, her şey. Arada misafir ağırladım, kısa kısa da olsa. En çok da "her şeyin başı sağlık" dedim, 25 yaş sonrası bu cümleyle başlıyor galiba.

Hani yazı yazmadan önce enine boyuna çeşitli çizgiler, daireler filan yapılır ya güzel yazı defterine; bu süre, "Londra'da düzen kurma" zamanlarım, tam da ona denk geçti işte. 2012'nin çoğu. Biraz bol vakitler, olabilir. Artık güzel yazı vaktim geldi, o yüzden bu yaşımda ilk kez, "kararlar" alacağım. genelde yılbaşına sakladığım şeydir bu kararlar ki hiçbirini beceremesem dahi doğumgünümün tadını bozmasınlar. bu sefer 31 aralık klişelerinden uzak, tamamen kendime ait: el yazısı kararlar. yeni yaş? gelsin bakalım. gelirken bana bir iş de getirebilir hani, fena olmaz. 30'a yaklaşmak filan korkutmuyor beni, belki 18'den uzaklaşmak garip geliyor denebilir, o kadar. Benim küçükken 18 sandığım şeyler 22, 25 sandığım şeyler de 30'muş galiba. sonrası iyilik, güzellik.

*
blogun arşiv kısmına gözüm takıldı demin. 2006'ta 339 yazıdan, 2011'de 170 yazıya. Her yıl 40-50 yazı azalmış ortalamada. 2012'nin kasımına gelmişiz, toplam 81 yazı. bu blog biraz biraz "fade out" dönemine girmiş, tercümesi bu.

14 yorum:

La dedi ki...

love you deryik

Ayse dedi ki...

Nice mutlu yaşlara!

cledora dedi ki...

ya ben 13 yaşımdan beri seni idol olarak görüyordum. sonra büyüyünce birilerini idol olarak görme evresi geçti ama yine de takipteydim. çünkü birçok ortak yönümüz var ve sanırım senin gibi olmak istiyorum ileride. bunları söyledim; çünkü bu yazıyı okuyunca anlamsız bir şekilde 8 sene sonraki halim yazıyormuş gibi hissettim. öyle garip garip şeyler işte :)

deryik dedi ki...

La: love you back :)

Ayşe: teşekkürler :)

cledora: itiraf edeyim, bu yorum hem çok hoşuma gitti (hepimiz egoluyuz) hem de dehşete düştüm. yaşlanıyorum! blog aleminin bilge baykuşu olarak köşemde oturucam.

sonra senin bloguna baktım bi, iade-i ziyaret adettendir. kardeşimle yaşıt sayılırsın, bi enteresan kuşaksınız siz. 8 seneye bizim kuşağı da, beni de gani gani ezer geçersiniz :)

EbrarG dedi ki...

ben buraya neler yazdım, ama kaybolmuş:(

Adsız dedi ki...

Nice mutlu yaslara deryik... Sakin ama sakin bizi birakma...
Nube....

sakinn dedi ki...

Bu yazı çok hüzünlü. Hele o son paragraf, kalbimi kırıyor.

dide dedi ki...

sen üniversitelere çok yakışırsın deryik. bence yani.

deryik dedi ki...

sakinn: hüzünlü? bilmem, belki. aslında o hüzünlü halimden silkinme girişimiydi diyeyim. genel olarak sürekli bi silkinme ihtiyacım var. yanlışlıkla suya basan kedi gibiyim bu ara.

dide: bilmem ki. arada düşünüyorum, aklıma geliyor; ama gözüm korkuyor sanırım.

Npuella dedi ki...

gec olacak biraz ama, dogum gunun kutlu olsun. yeni sehir, yeni hayat zor olsa da ferah aslinda, kesfetmek guzel. bol macerali, kahkahali bir yil diliyorum :)

deniz dedi ki...

aman da aman. kırılgan, naif, hüzünlü kızceğiz hesaplaşması. yeter ama di mi, bak kocaman olmuşsun. gına geldi sizin gibi pıtırcık ay yemek yaptım, el yazısı yazayım, anı biriktireyim triplerinden. hani diyebilirsin ki beğenmiyorsan okuma, ama okumadan beğenip beğenmeyeceğimi anlayamam di mi, okuyunca da işte böyle oluyor, ıykkkkkkkkkkkkkk.

deryik dedi ki...

Tek yazi okuyup kisi hakkinda ahkam kesenlerden de bana gına geldi ama takilacak olsam blog acmam di mi? Evet. Bu arada, kırılgan veya naif degilim. Pitircik olsam keske, o da degilim. Sadece hayatimda ilk kez, issizim. Bu kadar; ama sen zaten her seyi cozup notumu verdin. İste bunlar hep ego tatmini.

deniz dedi ki...

tek yazı okuduğumu nereden çıkardın bilemedim. ama sen de kendini çözmüş, benim ego tatmini yaptığıma kanaat getirmişsin işte. işsizlikle ne alakası var saydıklarımın. işte bunlar hep kendini dışarıdan görememe, dışarıdan gördüğünü söyleyene de ego tatmini yaftalaması.

deryik dedi ki...

Ben 6 yilda yazdigim bin küsur yazıda ne yazdigimi biliyorum, yeri gelince kendi kendimi gani gani elestirdigimi de. ha bunu burda yazili yapmam da sart degil ya, neyse.
Bu kadar zevk alarak begenmemekte bir tatmin var, o da ego tatmini. İyi hissettirmis belli ki. Dedigim, döner dolasir yine okursun beni, begenmeye begenmeye. ne kadar bana benzemedigini dusunmek bile iyi gelir çünkü. Yargilayabilir durumda oldugunu dusunmek de. Gelir gider yorum birakirsin, begenmeye begenmeye.

Beni disardan da gormuyorsun, gosterdigim kadarini goruyorsun; cunku beni tanimiyorsun. Misal, şu an gülümseyerek yaziyorum, ama soylemesem bilemezsin. Blog okumanin cilvesi bu; gozetledigini, kameranin her seyi gosterdigini sanmak. Huzunlu demissin mesela, ben gayet mutluyken yazmistim o yaziyi. Dogumgunum icindi bi de tabii.

İssizlikle ilgisi ne biliyor musun? Kendimden bikacak kadar kendimle kalmis olmam. Merak etme yani, ben etini siyirdim, sana kemigi kaldi. Bana benim her gun kendime soylediklerimden farkli bir sey soylemedin. İyyyyk demissin, dememissin, ee? sen iyi hissedeceksen: iyyk. Hatta öğk. Sana gina gelmis, ee yani? Hiç.

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker