30 Aralık 2006 Cumartesi
döküm
29 Aralık 2006 Cuma
deja vu
kaç(a)mak
25 Aralık 2006 Pazartesi
hom hom sviit hom
not:ben internete nadiren giricem, o da sizin yorumları yayınlamak, cevap yetiştirmek veya başkalarına yorum yapmak için olur büyük ihtimalle.
kardeşimi, annemi çok bi özlemiştim. defne hanım şimdi yılbaşı partisine gitti. makyaj yaptı ilk kez, benim sayemde /yüzümden tabii.. eflatun bi far. gitmeden fotoğraflarını çektim, bana ikiz gibi benziyo. yeniden birbirimize benzemeye başladık, ne ilginç. deffoş doktora gitmiş, omurga eğriliği çıkmış, ciddi değilmiş, yüzsün iyi gelirmiş. bu arada, sağ ve sol bel çukurunuz simetrik değilse bi doktora görünün. kadınlarda daha çok oluyomuş; ama genelde 13-14 yaşında fark ediliyo zaten.
bugün defne hanım topuzu için kuaföre gidildi, ben "gelin başı önleme timi" olarak hazır bulundum. "ay yok krape yapmayın o 14 yaşında" cümlem, "olmuşken afilli olsun cannnımm"landı, gülümsedim, "afilli değil işte sakin bi şi olsun" dedim. çay ikram ettiler tabii. şımardım. çay ikram ettiler bana yahu. kahve desem o da olurdu üstelik.
annemi ve panik oluşunu ayrı bi özlemişim. en ufak şeylerin fırtına oluşunu, sonra duruluşunu... sabuş ve teyze ziyareti yarın.
kar yağsa da şu ayaz geçse. -6 ne demektir yaf. kurusun diye asılan çamaşırlar dondu.
bi de istanbul'a kaçsam çarşamba günü... anneme daha söylemedim. yüzü asılmasın. bazen çok ifo kendisi. ama geri gelicem, iki güncük sadece canım... ben 22 yaşındayım.. kaçılabilir sanki :P hem çarşamba mojo gecesi... di mi baarım :) kar yağmasın nolur. lüffen.
ps: bu aralar öyle bi huzur var ki... evdeyim diye sanki. ya da daha ziyade, sakin ve keskin kararlar alıyorum diye. her şey berraklaşıyo diye. korkumlarımı aniden küçümseyebiliyorum diye. tez konum beni heyecanlandırıyo diye. yokuşlara kavuştum diye. masalı olan insanlar var diye. bi de dantelli eldiven diye. sonra üç kere düşününce komikleşen şeyler var, üstelik bi kelimeyi 4 kez tekrar edersen anlamsızlaşıyo. ne güzel di mi? bence harika. başka? istemedikçe hiçbi açıklama yapmam gerekmiyo diye. susmak diye.
huzur işte.
24 Aralık 2006 Pazar
1993
şimdi nerden geldiyse aklıma... iyi ki bitmiş. 31 aralık 1992 günü kimbilir neler dilemiştim oysa.
yılbaşı.. 2007 güzel geçmek zorunda.
23 Aralık 2006 Cumartesi
atlas ve sisyphus
Atlas: dünyayı omuzlamış taşır, yorulur eder, altında ezilir.. ama taşır (hemen bi soru: madem dünya bu heykelde "tepsi gibi düz" değil de küre, e o zaman kopernikuscuğum biraz geç mi kalmış?). ve dünyayı taşımak ulvi bi görevdir. zira atlas bu yükten kurtulmak istediği zamanlarda dahi "ben olmasam hohohoohoooo" meali övünür durur, elini bilekten sallayarak "işiniz işti valla" imajı kurar. zira onun istediği bu görevden kurtulmak değil, oh yo asla, birazcık dinlenmek, nefes almaktır. küreyi herkül'e verir, herkül cin gibi tabii, işkillenir atlastan, kandırıp teslim eder küreyi. öykü bu. çok özetle.bu örnekte taşınan şey yerküredir. taşıyan bi devdir. yük ağırdır ama kıymetlidir de. o yüzden yerküreyi taşımak, bütün zahmetine karşın, prestijlidir. neticesinde "amaan beah" dememenizin sebebi o yüke verdiğiniz kıymetten ileri gelir. dikkat kırılacak eşya.
Sisyphus: bu arkadaş ufak çapta beladır. cin fikirli bi ahlaksızdır. hani bizim mahalleden olsa önce "mahallenin piçi" sonra "haraca bağlayan ağır abi" olurdu. ama biz bu kısımları geçtik, merak eden wikipedia'ya sorsun. neticesinde tanrılara daral gelir, kendisi cehenneme atılır. yeraltı tanrısı Hades'i bile tehdit edebilmiş bu insanoğlu biraz çatlak biraz korkutucudur. sonra Tartarus (Tartaros)'a kapatılır. Tartarus karanlık, belirsiz ve ürkütücüdür, bizim anladığımız manada cehennemdir. ölüler Hadese (hem tanrı hem
mekanın adı), beterin beteri ölümlüler ya da ölümsüzler tartarus'a gider. Sisyphus gibi... ve lakin adam uç bi şekilde ordan da çıkmayı başarır ve dünyaya geri döner. sonuçta yakalanıp Hades'e kapatılır. kendisine en aşağılayıcı ceza verilir. ah ah, bu öykü benim favorimdir.ceza şudur: sonsuz anlamsızlık.
Sisyphus devasa bi kayayı dik bir yokuştan yukarı itmek zorundadır. amaç kayayı tepeye çıkarmaktır, kayayı tepeye oturttuğunda cezası bitecektir. ve lakin, tam tepeye en yaklaştığı anda, o "ah tam da şu kadarcık kalmıştı" anında, kaya elinden kaçar, geri iner. sisyphus yeniden başlar. bu sonsuza kadar böyle sürecektir. anlamsızca.
öyküyü geçip sonuçtaki kareye dönersek: sisyphus basit bi kayayı itmektedir, sırtlayıp taşımaz yani. ve zaten taşısa dahi, o şey yerküre değil, basit bir kayadır. ve sisyphus, o çok zeki sisyphus, ah o hinoğluhin insanoğlu Sisyphus bu anlamsız işi sonsuza kadar yapacaktır. (askerlikte çukur kazdırıp doldurmayı manasız bulanlar bi kez daha düşünsün.). Atlas'ın işinde ekşın yoktur, hatta tercihen olmasın, o sırtında küresi öölece durur. sisyphus tepeye kadar iter, geri koşar, yine iter, yine koşar...
Ve daha da mühimi, Atlas'ınki bi görevdir, Sisyphus'unki ise ceza. Atlas bi devdir (sonra tanrı mı olmuştur bi şidir, ölümsüz yani), Sisyphus senin benim kadar insandır. o Atlas olacak karakter kafayı birazcık dahi kullanamamakla beraber koca dünyanın sorumluluğunu taşımakta ve lakin şu kendinden sivri zekasıyla herkesi alt etmiş Sisyphus basit bi kaya ve anlamsızlığa mahkum edilmektedir. e nedir, yozlaşmış bi insandır falan... geçiniz. hikaye bunlar. neyse.
burdaki yazıdan değil ama resimlerden çıkacak felsefe şudur:
bazen kendinizi atlas sanırsınız, ulvi bi amaç için ulvi bi yük. hatta yük bile değil aslında... ve sonra bi bakarsınız... hayır, siz sisyphus olmuşsunuz. cehennemlik bi manyak olmadığınız halde, sonsuz bi anlamsızlıkta basit bi kayayı itiyosunuz. ne amaç ulvi, ne yük... ya da bi anda yerküreniz kayalaşmış. peki niye hala itiyosunuz sizce?
a) hala boş bir umutla, belki bir gün tepeye ulaşma umudu için, aslında sırf insan olduğunuz için, pandora'nın kutusunda umut kaldığı için... ?
b) "aslında itmek zorunda olma hali"yken, "yok ama, umudu kaybetmediğim için iticiim tabii"leyerek kendinizi kandırdığınız için. her durumda kendinizi ikna edebildiğiniz için. sisyphus'un günahlarını değil cezasını taşıdığınız halde, en "sonsuz anlamsızlık" hallerine bile adapte olup kendi kendinizi ikna edebildiğiniz için... kendinizi ikna ederken hatta, "ama en azından yapıcak bi işim var" diyen sisyphus'a dönüştüğünüz, bi nevi pollyanna olup aynen o derece saçmaladığınız için?
c) ama saçmalarken aslında hiç de saçmalamayıp, acıyı reddetip, onu yenip, amaca (sonuçta bunun bi ceza olması amaçlanmıştı) ters düştüğünüz için. bu ters düşme sizin zaferiniz olduğu için. anlamsızlığı aklınızla, kendinizi ikna edebilen bilincinizle yendiğiniz için. cezayı cazalıktan çıkartıp, ceza verenleri bi kez daha sinir ettiğiniz için. Atlas'ın hödüklüğü ve sizin insanoğluna has zihninizin kıyas kabul etmez farkı için. her ne kadar basit bi kayayı manasızca taşıyor görünseniz de, sizi dünyayı taşıyan bi devden bile üstün kılan bu yegane fark için?
d) gözlemcinin "hatice değil netice, o kaya habire inip çıkıyo mu, çıkmıyo mu, ona bak sen!" basitçiliği için?
ama
it babam it.
kaptan mirk.
uzun saçlı bi kız olmalıydı, saç rengi belirsiz olmalıydı. gözleri ahu olmalıydı; renkli olmamalıydı. beyaz elbiseli, elbisenin eteklerinde kuşlar. kız çok cilveli olmalı ve hatta kız uçuşmalıydı, kızın bi eteğini bi de gözlerini görsek yeterdi. fon da beyaz olmalıydı. arada bir tori amos'un crucify klibi tadında olmalıydı; ama abartmadan. nazan öncel kliplerinden esintiler taşısa da özenti olmamalıydı. mirkelam çok azıcık görünmeliydi. dans ederken yaptığı başını ve omzunu aksi yönde sallama hareketi makaslanmalıydı. hiçbi şi kızı bozmamalıydı. asla ve asla "sağır ve dilsizler için klip" tadında fal deyince küre, saçlarını aç deyince açılan saç gösterilmemeliydi. daha ziyade kendisiiçinyazılmışşarkıyladansedenkız olmalıydı.
belki de klipsiz kalması daha iyi. "ahu gözlüm'ü seven bloggerlar birliği" kurucam. saçını yeni kestirmiş bi lavanta seviyo mesela, biliyorum. üye olmak isteyen kaleye mum diksin.
yol- culk cılk cılık culuk
ben noel anne oldum. bavulum sadece hediye dolu. çok kişiye değil ama kişi başına çok hediye. en çok deffoş hanım'a. hediyelik eşya alışverişi zaafım var. allahtan detayları kötü bi kısmının, kolay oluyo seçmek.
bugün işte çikolataymış, stroop waffle'mış, rötuş çekilecek hediye çuvalına. bavul aslında boş. enişteme güzel bi şarap. anneme de. aaah bi şarap eksik bavulda. neyse. dönüşte kuş gibi hafif gelicem.
bissürü kıza fal baktım, mezun oldular diye. okulun yarısı gitti hüznü. biri bana çok kokoş bi çanta verdi. tam çanta da değil, nedir onun adı.. bööle fransızca janjanlı bi adı vardır. ah işte takıldı aklıma. koltuk altında taşınır cüzdandan hallice. neyse. bilen söylesin. port bi şi.
herkes avrupa genelinde tatilde, boşaldı okul. hüzünlü oldu. ben de gidicem.
tez konum da belli oldu gibi. lay lay lom. daha bin kez değişir gerçi. lay lay.
hani mimarlık/ tasarım hocalarının bööle sinir yıpratıcı yorumları vardır projelere, sabrını dener insanın... hah işte, onu bi marksist feminist ekonomist yapınca iyice çekilmez oluyo. manasız gerginlik. supervisor seçiminde mühim detaylar.
taşoda konserini kaçırdım. napalım.
veda turu. yarın kuş gibi. ankarada uyumak sonra.
istanbul? elbet mümkün. yeni yıl dileği.
ne zaman oldu, ben nerdeydim?
21 Aralık 2006 Perşembe
darbuk
"Onur seni tanimiyor idim.Tum videolarini izledikten sonra yeteri kadar tanidim ve sarsildim.Manyakmisin abi sen? sorunun ne senin? ne kadar ve nasil bir calismayla bu sonuca, bu kivama geldin? Cok param olsaydi, yarisini sana verir,sureklide yaninda darbukani tasirdim(...)"
not: ben aslında video koymayı istemiyodum pek bloga. ve lakin 3 seferdir... neyse işte. niye istemiyosam... ööle işte ne biliyim. aay.
20 Aralık 2006 Çarşamba
şans
nedir, karnım tok sırtım pek. şimdi ufak ufak ödevler bitirilecek.
sonra misler gibi uyunucak.
bu gece çok huzurlu uyiycam gibi bi his var içimde... şu an çok sakin, rahat, huzurlu hissediyorum. uzun zamandır böyle değilmişim demek ki, şimdi fark ettim...
hatta bi elimde polanyi bi elimde stiglitz. oku oku uyu uyan oku. öyle bi hissiyat.
gelmişken biraz kalsa bu his benimle. dağılan bulutlar gibi oysa.
uyardılar dinlemedim
19 Aralık 2006 Salı
youtube'landık
18 Aralık 2006 Pazartesi
sabahın 9unda
"köye dönüş projeleri'nde toprak reformu eksikliği: tekrar kırsallaştırma ne kadar mümkün?"
gibi bi soru kırıntısına açgözlülükle saldırı. bu aslında iki soru. ikiye bi bölsek. ama evet evet ikisini bi arada inceleyen makale yok. makale yoksa nasıl kaynak bulucan deryik? yok ben bi kaşıniym şimdi, sonra kaşırlar nasıl olsa. evet hımm... soru en azından. öhöm.
hem sonradan değiştirme hakkım var canım.
bi de amerikalı bi kız bana üstünde "tülay german, '62-'87, burcak tarlasi" yazılı bi CD verdi. zaten omzunda ay yıldız dövmesi var. has amerikalı üstelik, içinden.
burası tuhaf, diyorum size.
16 Aralık 2006 Cumartesi
change language?
ya aslında ufak bi ameliyatla ingilizce kelimeleri söktürsem, yerine mesela... ne bileyim yaf... ispanyolca konsa. daha çok işime yariycak. dün mesela, fark ettik ki ben ispanyolca bilsem arkadaş grubumun günlük ingilizce konuşma miktarı %75 falan azalıcak (hesapladık evet muhteşemiz).change language evet. etrafımda ingilizce istemiyorum. "hey" "hey you" şeklinde selamlaşmak istemiyorum. geçen gün "ooooooo ekaa" dedim, kız şok oldu, "oo ne?" diyo. nası diym "ooo kimler gelmiişş" dediğimi.. "deriz arada öyle" dedim. gevelemece.
al işte saat 1 buçuk. kahvaltı et, oku oku araştır, oda topla, yılbaşı partisine git. bok olur yine bi gün. çünkü bu sayılanlardan "oku oku araştır" kısmı en ulvi ve en çabuk unutulan kısım. zaten hiçbi şi yapmıyorum. bi de tez konuma karar vericekmişim ptesi. hahaahah... ehehe hohoho...
dün üst dönem mezun oldu. törenleri vardı. şeker insanlar gidiyo. yalnız kalıcaz bi anda, nüfus yarıya inicek okulda. tuhaf. bi de burda çok tuhaf aşk hikayeleri dönüyo, yani bazen birisi sırrını açıyo, hımmm diyosun, düşünüyosun. vay be diyosun. helal diyosun hatta. öyle işte.
bu arada bu buhranlı güzeli öykü akgürgen çizmiş, sevdim ben. saçı bakışı baykuşu.
allahım ne insanlar var.. yarın hanımlar çay partisi varmış, muhteşem bi davetiye fiyonklanmış, posta kutuma atılmış. e gidelim hanımlar. serçe parmaklar havaya, fincanlar dudağa. şaka gibi. yemek yapıcakmış kız hepimize. ben kendimi zor besliyorum millet amme hizmeti yapıyo.
bi de şey. bi alt posttaki şarkı güzel bi kere. tek bi dinleyicisi, bi minik yorumu olamadı garibin ama.. neeyyyssee.
14 Aralık 2006 Perşembe
13 Aralık 2006 Çarşamba
murat kazanasmaz
bi de kırlangıç fırtınası nedir diye sormuşlar... beklemektir efendim.
günlük vecizeler
ağır bi laf.
metin analizi yapıp kadavraya çevirin cümleyi. yapın buyrun.
ağır bi laf işte.
11 Aralık 2006 Pazartesi
mutmut
kapı gıcırtısına vatan hasreti romantizmi benimki de yaf.
9 Aralık 2006 Cumartesi
vişne "sour cherry" değildir
bi de şey var: pepinot hanım vişnesi. o iyi geliyo bak.
türk seansı
yemek ve film olucak dediler. film Anlat İstanbul'du, ingilizce alt yazılı film yok bu memlekette pek, seçenek azdı. ben seviyorum bu filmi; ama bu kadar sükse yapacağını bilmiyodum. hani ne biliim "fazla istanbul filmidir, anlamazlar belki" diyo insan... geçişleri çok sevdiler, istanbulu en çok sevdiler, sonra bi daha bi daha istanbulu sevdiler, güldüler, hislendiler. güzeldi. ahaha hatta bi kendini bilmez "istanbul güzelmiş.. yani cidden bu kadar güzel mi, ihtimal vermiyodum, yoksa dekor muydu?" gibi bi iltifat zırvaladı, "şehrime laf yok, beklentilerini aşar" dedim. hıh.
ah ama yemek kısmı ahh.... kaşınanı kaşırlar. cacık yapıcaz, o kolay. bi de "zeytinyağlı biber dolması" dedim. bi kere laf ağızdan çıkınca dönüş yok. hayatımda pişirmedim. sıpeşıl tenks tu yüce guru portakal ağacı, hayat kurtardı. ama tabii ortaya çıkan sonuç bambaşka oldu:
- bi kere elma büyüklüğünde, hatta kafam kadar kırmızı biberlerle yapıldı. başka şansım yoktu.
- "dolmalık fıstık" ve "kuş üzümü" aramalarımın ümitsizce "apla gel fındık fıstık reyonuna bakalım" ve "üzümün mevsimi değil" cümleleriyle ve boş bakışlarla bittiğini tahmin edersiniz.
- pilavı becerdim, misler gibi oldu. 4 adet işçimle (marisol, tania, noira ve mercedes) bi çırpıda doldurduk dolmaları... ve lakin dolmanın o minik zerafeti nerde, bu elimdekilerin etli butlu direnişi nerde... allahım biberler milim yumuşamadı! haşla haşla nereye kadar... yarı pişmiş biberlerle servis edildi, zaten adam gibi soğumadı da... ama maydonoz ve limon dilimleri tamamdı.
öhöm, ellerimden öpüldü, namım yürüdü, türk mutfağı merak edildi. bi grup da turşu, pide ve baklava getirmiş, heyyoo... derken hırvat içkileri geldi, nam nam... sonra filmi çaktık üstüne işte.
düşünün yani, şu an binadaki tek türk öğrenci benim.
iki tane daha olsa nolurdu, düşünmek bile istemiyorum :)
7 Aralık 2006 Perşembe
aaa-aaaa-aaaaaa-aaaaa-aaaaaa-aaa-aa
yok işte yok. tek bir eğim yok bu ülkede. bıktım artık. yokuş aşağı çığlık atmak istiyorum ben.
ağlarım bile belki, rahatlarım kesin.
derin nefes alıp ""AYYYYY!!!" çekmek harika bi his. anneannemin annesinin dediği gibi, "yaşadığımı duyuyorum". aynen. AAAAAAYYYGGHHHHHHHHHH!
çok fena daraldım.
bi de özel istekle yanıma getirteceğim 2 hanfendi var. ben koşarken benimle koşacak. hiç olmadı benimle ağlarlar. çünkü onlar bana hiç "koşma" ya da "ağlama" demediler.
anladı onlar. içim şişti çünkü. gözüm kabardı.
6 Aralık 2006 Çarşamba
2+1
hadi bakalım başlıyoruz, tek merak ettiğim aynı noktalara mı takılıyoruz?
detaylarda boğulmayalım olur mu, bireylerin ötesine bakalım.
bireylere de...
2 haber:
bahçe sahibi görünümündeki bir sivil jandarmayla pazarlık yapan simsarın, "13 YTL'ye istediğin kadar işçi çocuk bulabilirim. Bunlar canavar gibi çalışır" sözleri çocuk işçi ticaretini gözler önüne serdi.
17 aylık N.N.B.'ye tecavüz edildiği iddiasıyla annesi F.B.'nin de aralarında olduğu tutuklu dört sanığın yargılanmasına başlandı.
VE 1 AĞZINA SAĞLIK ADAM:
"(...) Bay Arınç siz tesadüfen meclis başkanı olmuş olabilirsiniz ama sanatçı olamazsınız."
4 Aralık 2006 Pazartesi
tuhaf tesadüfler
resmen odamda sağ kolu kırık, ruhen solak, yere yakın, kocaman sırtlı, cilası sağlam ve usulca sallanan ahşap bi koltuk var.
hani benim o küçüklük hayalimde "tekir kedili madam'dan kiraladığım çatıkatı"nda olandan.
tuhaf tesadüfler yağmur altında. çöpte. sokakta.
hiç beklemiyoken bi anda hop! karşınızda.
müthiş mutluyum.
kümülüs kümülonimbüs
onun dışında bulutumsu, kümülüs kümülüs durumlar.
birine defter ya da kalem vermeye karar vermek çok zor benim için. "yaz" demek çünkü; "anlat" demek. birine "sen buraya yaz, anlat ama ben ilgilenmiyorum" diyemezsiniz. "yaz ki, anlat ki bileyim" demek bunlar. di mi? benim için öyle.
Bir de yazmaya niyetleri olduğunu bilmeliyim mesela. onların kümülüsleri cümle olacaksa bu aracılarla, ne mutlu. kalemi defteri eline yakıştırmadığıma da almam ayrıca, hani yazı yazarken görmek hoşuma gitmeli... tuhaf, bi de sanki sigara içmeli o kişi illa. hoş zaten kalem/defter vermeyi düşündüğüm 2, verdiğim 1 kişi var. kıymetlimmm kategorisi. seçici kurul. breh breh.
ha tabii bi de, ben kalem defter vermediysem sizi dinlemeye tenezzül etmiyorum ya da hiç ilgilenmiyorum demek değil, tersten okuyup cümlelerimi delik deşik etmeyiniz, hazzetmem.
yok bu post "biri bana kalem defter alsın" postu da değil, var onlar. ben kullanamıyorum bu ara.
işte gördünüz!! yine kümülüs haldeyim. hatta stratüs hatta cirrus.
gelmiş gitmiş
16. Benediktus'un Meryemana Evi'nde bulunduğu sırada bir taş ocağında dinamit patlatılması tedirginlik yarattı.
Siz de seviyosunuz di mi bütün o güvenlik önlemleri manyaklığının ortasında, onlara rağmen böyle şeylerin olmasını? nanik yapmışlar resmen.
3 Aralık 2006 Pazar
dönüş
ne zaman kağıt kalem gerekse çantamda kaybolur, bulunmaz. aklıma filmler gelir, burda bulunmaz. kitap okurum, altını çizecekken unuturum, o sayfa bi daha bulunmaz.
bissürü tuhaf detay, nesne ve nesne detayı var. mesela paket lastiğinin ne kadar elzem bi şi olduğunu defalarca anladığınız günler olur bazen. ya da almayı unuttuğunuz abidik gubidik şeyler vardır, misal selobant, misal rende, misal tırnak makası... yokluğu hayatı dar eder. yok dar etmez de zora sokar. 3lü priz mesela. devam ediym mesela saklama kabı. mesela raptiye. mesela iplik ve iğne. garip di mi. mesela tel toka, ah tel toka gibisi yok. mesela ayakkabı tabanı. mesela şişe mantarı. gider böyle bu.
bi de burda mevcut manasız ürünler: mesela muz kabı. mesela sandöviç ekmeği şeklinde beslenme kutusu. mesela tencere kulbuna takılan plastik tutacak. mesela banyo aynasına gerili ipe takmak için ataç. mesela yumurta kesici. mesela sandöviç yapma makinası. genelde mutfak ürünü evet.
döndüm özetle, yazarım elbet...
30 Kasım 2006 Perşembe
başrolde istanbul
çünkü başrolde istanbul vardı.
üç vakte kadar
bu hafta bi sunum, bi workshop (ki moderatör bendim, hayatımda bööle bi şi yapmadım, konu ırkçılık, onu da yaşamadım), bi "üst döneme veda partisi" ve aşçılığı ve ayak işleri, bi tane de "haftada 5 saat amelemiz olucan, şimdi şu küflenmiş yığını zımbalamaya başla" gerçeği falan yaşadım. her şey dün düze çıktı. oooh dedim size anne yemeği yapıcam gençler... domatesli pilav (hasretlik), sarımsaklı yoğurt ve şnitzel. ne basit di mi? ufku açıldı hepsinin :P yanında harika 2 şişe şarap, sarhoş latin kahkahaları, beyaz peynir- zeytinyağı-ekmek üçlüsü... allahım mutfakta kikirdemek de güzel.
bugün ve yarın sabah da normal bi şekilde bitebilirse yola çıkıcam. Özenççim miniğim exchange yapıyo belçika'da. daraldı beni aradı. "kaçalım şu homeland'lerden" dedi. hem de bissürü kez, ben geç cevap verdim, hatta bazen vermedim, kızın sinirlerini denedim... hatta buralara kadar geldi, görüşemedim, dövmedi beni, "deryik dönücem bak Türkiyeye bi ay içinde falan" dedi kibarca. Melaikedir kendisi. ama son anda oteli ayarlayabildim, işe yaradım: Liege üstünden Lille: Belçika üstünden Fransa. Haftasonu kaçamağı. Kendisi benim Barcelona partnerimdir aynı zamanda, saatsiz ve telefonsuz kalma kutlaması hallerimi bilir.
yani sessizleşiciim istemdışı; ama elim kolum dolu dönüciim. elimkolumdolu da tekerleme gibiymiş.

dünyanın en manalı kapı kolu mesajı bende.
evet evet aynen. büyütüp bakınız, yeni sayfada açınız.
bi de benim karşı komşum 6 aylık hamileymiş, yani 3 ay sonra burda, benim katımda Ganalı bi bebek olucak. büyük cesaret... master yaparken bi de bebek...
gidip konuşmam gerek, acil durumlarda haber versin.
gerçi napıcaksam ben acil durumda... "marisol yetiişşş" çığlığı? hımm...
26 Kasım 2006 Pazar
gece gece geçe geçe gece geçe
hele bu insan beni sadece 3 aydır tanıyosa...
türkçe bile bilmiyosa...
benim sırıtkan hallerimi ben sanıyosa...
odamda yalnızken nolduğumu bilmiyosa..
beni hakkımdaki izlenimleriyle karıştırıyosa...
ve bunları söylediğimde
"yes but still..." diyosa....
söyledikleri harika şeyler olsa da,
hayatımın en poh pohlu anlarından biri olsa da...................
"'yes but' sensin 'still' sana girsin" dememek için zor duruyorum.
tövbeeeeaa.
25 Kasım 2006 Cumartesi
resmen "karma happens"
"biricik hırkam kayıp" diye casey's'i ayağa kaldırdım,
sarhoşun teki almış giderken bıraktı.
sonra geri gelip "bi şi unuttum ben" diye arandı
ama hırkayı üstümde görünce tanıyamadı, çekti gitti.
özetle, karma happens.
buyrun video- hug the hague. şarkı benim okulun resmi marşı gibi, dansı bile var.
başında bordo bere olan sarılgaç benim :)
MDS
benim yerime veda edenler var- sağolun.
veda filminin gösterimini de yarıcanlı takip ettim.
keşke orda olsaydım, keşke...
ben Karakışla'ya sarılıp "ocam cuma akşamları napçaz" diyen bi 1. sınıf öğrencisi, "e ama filmler" diyen bi BÜ(S)K üyesi, "olmaz orası bizim sahnemiz" diyen bi BÜFK /BÜDANS dansçısı olsam...
bi kısmını olmuştum zamanında.
MDS.
yerine natuk birkan binası kılıklı plazabozmasıkültürkompleksi inşa edilmez umarım.
geçen sene KAK toplantılarına bomba gibi düşüşünü hatırlıyorum "yıkılacakmış" lafının.
"ii de napıcaz pekü"
"garantiyi istemeyizz bizz"
"o sadece sahne değil hem de sinema salonu bi kereee"
kuzeyin gülü, yegane balkonlu salon/sınıf.
ayna eşliğinde dans edebilme lüksü. seçmelere hazırlanma halleri.
ve perde;
hem beyaz hem kırmızı.
MDS de Hollanda'ya geliyodur belki.. hımm evet. ikna edici.
zira İB'nin sarmaşıkları çoktan ulaştı buraya.
bizbizeyiz.
bekleriz.
24 Kasım 2006 Cuma
biri deryik
isviçrede bi hafta boyunca 4 yıldızlı bi otelde bedava kayak dersleri eşliğinde tatil. biraz da ilkokul çocuklarına ablalık. bunu sadece 2 kişi yapabilecek-biri deryik. niye? yolda ilkokul öğretmeni bi çifte sarıldılar, çift "sarılabilen" yardımcılar arıyomuş isviçreye, mailler alındı verildi, "sizi çok sevdik bekleriz" dediler.
çok sevdiğim "shit happens" kalıbını bu hafta "karma happens"la aldatıyorum.
lay lay lom.
dutch gıda sektörü
haliyle sadece 1 kişi için olan ve ne olduğundan emin olamadığınız ürünlerle eve dönüyosunuz.
dün malum bi 170 kişiye falan sarıldım. (4 kişiyle toplamda 560-600 arası sarılma. videosu youtube yolunda, link veririm.) ve lakin, zaten hasta olmak üzereyken 2,5 saat sokakta insan avlamak iyi gelmiyo. hele bi de açsanız...
neyse, sarılgaçları topladık yemek yapıcaz..
bende coşku hat safhada zira elimde schnitzel var. makarna da kaynamakta.. allahım doyucaz..
makarna muhteşem.. et de pişti.. "hımm biraz kalın yaa bu niye ki"... sonra kesmek üzere çatal bıçak saldırıyoruz, aman allahım cordon bleu muamelesi çekilmiş, içinden bi şi akıyo!!
hiç bozuntuya vermeyip ağzımıza atıyoruz derken 4 kişi birden tükürüyo...
schnitzel'in içinde?
etin içine ne koymuş olabilirler?
FISTIK EZMESİ!!!
hani tamam patatesle yiyosunuz ama et?! insaf!
öğle yemeği niyetine ekmek (bildiğin kepekli krakerimsi şey), peynir (bildiğin düz kaşar) ve süt (bildiğin yağsız süt) tüketen bir miletten bahsediyoruz. unutmuşuz bi an.
fıstık ezmesi ya.. böhü.
23 Kasım 2006 Perşembe
şık latife güzide bi şarkımızdır
yine nezle oluyorum, kuş gibi gezdiğim için.
güne bok gibi başlıyorum, internet bağlantım olduğu için.
duşta uzun kalıyorum, düşünmeden suyla oynadığım için.
her gece baş ağrısıyla boğuşuyorum, uykusuz olduğum için.
odamı toplamıyorum, burda kalmadığım için.
makyaj yapmayı seviyorum, solgun olduğum için.
her gece aniden uyuyorum, düşünmemek için.
eee..eee..ee..ee.
bissürü bağımsız paragrafcık
meleba günlük, bir sen bir ben bir de kalem.
israilliler beni rahat ettiriyo burda. meleba hadar, sen hep sakince, ablaca gülümse. huzur.
şarap niye bira değildir 101.
let's hug the Hague- free hugs campaign. büyük gün yarın. yağmur çamur işlemez, o sırık gibi hollandalıların bellerine sarılıcaz- tam 2 saat. türk olduğumu da söyliycem; kısmet.
gözyaşı bazen elektrik kaçağı gibi. şimdi izah etmek zor.
ben hiç aşk hakkında yazmadım buraya. sevgi hakkında da. ben zaten annemi yazmadım daha.
lavender sakın saçlarının rengini değiştirme.
illa değiştirmek istersen bir gün, alx'in dediği gibi şarap rengi yap.
tuhaf di mi, lisedeki biricik canım arkadaşımla konuşmuyorum doğru düzgün. isterdim halbuki.
gelmeden önce tesadüfen konuştuk. iyi gelmişti.
Baharım, Bapım, sen güçlü bi kızsın. okumayacaksın burayı tahminen; ama kocaman kalbi olan, fazla güzel; erkeklerin sadece çekici bulma hatasına düştüğü bi kızsın. senin kalbin onlardan büyük. olanlardan büyük. bu kızın kalbi her hafta okuduğu kitaplardan da büyük... bu kız var ya, hayatı hafife alıyomuş gibi yapma sanatına hakimdir; hafife alınmayacak kadar hem de.
bu kız, bakınca "iyyyk tikinin allahı" derken yaptığınız mimikten hele, büsbüyük.
obenimbenden2yaşküçükablam.
yine nezle oluyorum. meleba bal, meleba çay. meleba tylol hot. yine ben. ehi-hi.
arkadaşlarınız askere gitmeye başladığı an hayatı sorguluyosunuz- ve sağsalim dönsünler diye dua etmek... erkekleri de almayın askere. onlar okuyup ilim irfan sahibi oldular yaauv. çukur kazmasalar da olur. benim arkadaşlarım kimbilir nerde şimdi. bi kısmı asker. ne tuhaf. 6 ay içinde tam bi errrkek, tam bir yontulmuş vatanDAŞŞŞ olarak türk semalarına karışıcaklar, bi kısmı aralık yolcusu. içim cız.
pışt gençler... biz yine her hafta 7erkekvetekgülderyik ekibi olarak içelim olur mu?
ve cips kasesinin ortasına portakal soyan arkadaşım silah tutmak yerine gitar çalsın yine.
bi kez daha "ay sen hiç türke benzemiyosaağğnn" lafı duyarsam gerilip gerilip kafa atıcam.
izah etmekten daha çabuk sonuç verir diye düşünüyorum.bugün GS maçında gördüğüm Arda adlı oyuncudan (sanki Arda'ydı adı, bilmem ki) gelen enfes "yerdekıvranırkenanidenkalkıpkafaatabilenoyuncu" vuruşundan olucak.
buraya kadar okumakla kalmayıp alttaki postları yorumlarıyla birlikte okuyan arkadaşlara tavsiyem:
throw away your ADSL connection... iğrenç bi espri. evet.
22 Kasım 2006 Çarşamba
deryik-tania-marisol
-----
demin de söyledim, bağırsaklarım ve böbreklerimle ilgili bi sorunum yok.
tuvalette bi şi okuyosanız benim için ayrı bi yeriniz var, belirtirim.
20 Kasım 2006 Pazartesi
lüzumsuz işler müdürü
başarıcam. bak gör. "aaa" diyceksin.
peki nerden başlıyoruz işe?
yemek tabii ki- en kolayı.
not: free hug campaign yolda. 6-7 tane manyak. Biri ben, yok ben o kadar değilim. Sokaklarda olucaz. Merak eden youtube'a sorsun. Buraya lazım bu, bakalım nolucak.
19 Kasım 2006 Pazar
bu bir suç duyurusu değil midir?
Hayatında ilk defa 'İstemezsen kocanı çekmezsin, mecbur değilsin' cümlesini duydu.
abisi varmış en azından.
18 Kasım 2006 Cumartesi
resimli kitap

özge geliyo temizliği- ufukta masa göründü. bavul ve şilte sonradan eklendi.

Öz Scheveningen'de (bi kerede aksanlı söyleyebilene çikolata var) kumsalı inceliyo.
"bu kadar gelmişim, değmeden gitmem"
hayır rotterdam senden nefret etmedim zira akşamına alem vardı, odama attım gençleri.
zanzaraöznergizderyikkadeh
sabah 5.30: "hala bi şi olmuyo deryik sinir oldum yaa"

uyanabilip amsterdama kadar geldik tabii ki başbaşa fotoğraf çektiricez. bissürü.
nergizözderyik ve çaktırmadangüneşliamsterdam ve deryiköznergiz.


şey, ben sizi bu kadar tonton bilmezdim pablo bey. muck.

Zanzara beyi göremedik diyenler için uyarı: o hep bizim biricik kavalyemiz.

öz ve zanzara'dan nereyebakıyorbuadamlar tadında kareler... şirinler dilinde konuşmadan az sonra, kikirdeme nöbetinden az önce. hunters. supportyourlocaldealer. 45 dakika- 1 saat.
ahahaa yan masa kaydı laayn ahaha. "deryik! napıyosun sen! hımm..."




dünyanın en şeker kikirdeyen arkadaşlarına sahibim. hayır yani, 1-2 saat kadar sürdü de ordan biliyorum.
en son karede "e ama!!!" bakışım var evet, ama olsundu, insaftı.
mutlu, yorgun ve yaşlanmış haldeyiz.
dürüm üstübüyükboybigmacmenü üstüpatat...
efendim hollanda modası: parmağı kesik değil parmaksız eldiven. ama başparmaklı.
captain black ve djarum'a kuma: vanilya aromalı pink elephant.
bildiğin pembe sigara yaauv.

sonrasında uzun geceler.
oh redlight, sen bazen şaka gibisin.
oo milkweg'de balkan gecesi. yan kapıdan gönderdiler: latin gecesi.
bugün Van Gogh müzesi. fotoğraf çekmek yasaktır.
Öz giderken de fotoğraf çektik ama koymiycam onları tabii ki.
hem veda etmeyi sevmem,
hem de saçımız iyi çıkmamış.
Özge gezmesi
Hoşaf haldeyim, detayları sonradan belirteceğimdir. Özgeciğimin hollandayı cennet yapan yan ürünlere karşı doğal bağışıklığı olduğunu keşfettik. tamam, kendisi rakıyı nerdeyse sek içer sonra gözümüze sürmeyi çeker falan ama bu nasıl iştir... "tıbben mümkün değil" itirazlarını alt etti kendisi. gerçi bi ara "deryik sen şirinlerin dilinde bi şi dedin demin, anlamadım ben.. şirinlerin dilini nerden biliyosun dersen....hani jenerikte geçer onların dilinde yazılar.. evet." demişliği var. ama kısa bi süre için. ve hatta:
-deryik! türk di mi şunlar?
-yok özgecim onlar ingiliz.
-burnu benziyo.
-.....
-( 3 dakika sonra) deryik! türk di mi şunlar?
-özgecim onlar italyan.
-burnu benziyo da..
gibi müthiş verimli diyaloglar serimiz oldu. bu esnada zanzara bey 45 dakikalık ufku delercesine bakma seansındaydı. Sonrasında, bir iki saat boyunca ikili halinde amsterdam sokaklarında kikirdemeleri ve bitmeyen bi açlıkla dürüm üstü büyük seçim bigmac menu üstü patat sindirmeleri harikaydı. Yemek konusunda
-ee özgecim?
-ay devamı gelmedi cümlenin. neyse.
- özge patat yiyelim
- yiyelim
-yiyin buyrun
- (ikisi birden) hihihihihih
dürüst oliym tabi, input- output ilişkisi bu. inputunuz ne kadar sağlamsa output bi o kadar şenlikli, uzun süreli, hatta bazen bıktırıcı güzellikte oluyo. deryik inputsuzdu.
-ee.. kraliçenin o... evet.
-kraliçenin nesi?
-evidir özgecim, olmadı sarayıdır, ahırıdır.. yürüyelim sağdan.
-bilmiyosun di mi deryik :)
- kraliçenin işte yaf. valla :)
Her şey kraliçeninse ben napiym di mi ama? olmadı prensindir. karşıdaki bar bile prinse bar. ben napiym... :)
Özge ve ben burda ince belli bardakta çay içtik. Lokanta adlı güzide mekanda su böreği bile yedik. allahım allahım... fonda mustafa sandal çalıyor idi. Bu ülke insanına musakka vermek yemeğe hakaret. otopsi yapar gibi bir ciddiyetle yemek yiyolar. poh yiyin gari.
hele şu son 2 gün, en turist gezimizdi sanırım. Öz hanımın "gezdirin beni hadiiğğ" talepkarlığı iş gördü, biza kalsa oturduğumuz koltukta demlenir idik. bilinçli turistin hali başka, "aptallar için 24 saati verimli kullanma klavuzu" yazabilir kendisi.
Sertaç sendromunu özgecim anlatmış, ilerleyen günlerde haklı bi fobi oldu. Bi de kendisi diyalogu çok kibar aktarmış aslı şöyle:
-aman sanki çalıcaz, çakmağı bi hışım alıverdi önümüzden
- SALAK işte, bıraak yauuuvv..
ikinci sazan suzan benim tabii ki. sesimin halen duvarda çınladığı 5. saniyenin sonunda da "where are u from? /turkey. /me too./ !!!/ yes, i know turkish/ how much?!!?!?!" diyalogu. akabinde "beşiktaş çarşııı!!" nidası. bu ülkede "latin amerika azerbaycan meleziyim 20 dil biliyorum" gerçeği varmış. görmüş olduk.
rotterdam sen bizim smiling pope'umuz ol.
shit happens. divadcığım, biz beceriksiz 3 kişi gibi duruyoruz ( ahaha hele ben hele ben) biliyorum; ama aslen kural şu: shit happens. sen kızma diye yamasını aldım, ceket cebime dikicem. telafidir göbek adım.
Hollandada misafirin varsa güneş açtırabilirsin. denedik gördük. resmen ışıdı amsterdam ışıdı, öyle bir güneş...
Den haag'da rakı gecesi yapıldı bittabi.. Nergiz hanımlar da geldiler efendim. kendisini misafirden misafire görmekteyiz, iyi oldu.
-where r u from?
-turkey
- really? i wouldn't tell, u dont look like a turkish girl. by the way, i'm looking for employees...
- Really? i wouldn't tell. u dont look like an employer
- i see.
daha yazılır bu 4 gün. hikaye çok.
13 Kasım 2006 Pazartesi
lily rose, my darlin'

şimdiiii... yukarda gördüğünüz çiçeği sevmeyen kadın var mıdır bilmem, ben bayılırım. cinsi burda lily rose olarak geçiyo. her neyse. arkadaşlar sağolsun, doğumgünü hediyem.
ve lakin kendisini saksıda görmüşlüğüm yoktu, çiçekçiden alınır ve o bihaftalıkvazogüzelliği olur benim için.
oda sıcaktır diye cam açılıyo, rüzgar olmasın diye perde çekiliyo.
"mevsimi değil" diye bi şi yok, burda 4 mevsim her çiçeği bulmak mümkün.
biri akıl versin nolur. 5. gün. imdat.
misafircilik oyniycaz yarın
kendime şaştım, içimde bi ev hanımı varmış - çoook derinlerde. dürtülünce çıkıyo, inat edince. "it's show time folkss!!" dedi bugün bana. oh mis. saksımızda devasa bir çiçek var efendim. toz bezlerimiz renklerine göre sınıflanmış durumda. masa örtüsü bile aldım. yine bissürü kutu tabii ki. kutu, kağıt ve nedense kase zaafım var benim. bi de fincan. duramıyorum. 13 ay sonra (2 si bitmiş bile!) nolcak bilmiyorum. bi diğer alışveriş sırasında "ama güzel diğğ miğğğ" başlığı altında alınan ürün de iç çamaşırıdır. zaten ya iç çamaşırı, ya ayakkabı ya da çanta di mi? ilkini seçtim ben. tüketici birey nedir 101. öğğh kendime bazen. Deffoş'un çeyizi olur artık.
nergiz hanımın (öhöm, tilburg şubemiz) efsane hareketini söylüyorum... Doğumgünüm diye 2 adet hediye paketi uzattı bana sağolsun. hevesle açıyor iken "tam senlik" dedi. şimdi arkadaşlarım bunu dediğinde ben korkarım; çünkü hep aynı şey olur, yine oldu: ben önce davranıp almışım zaten!!! Nergiz hanımın benim zevkimi adı gibi biliyo olduğunu öğrendik- çünkü seçtiği şeyler sıradan şeyler değil. biri şu hallooween'de taktığım (arayıp bulun link vermeye üşendim) tüllü tacımsı zımbırtı diğeri de mor bi tünik (mi denir neyse artık). bu efsane hareketinden dolayı tebrik ederken daha da uç noktada bi şi oldu, "siyah mı mor mu dedim ama moru aldım" dedi- bizzat benim yaptığım gibi. şimdi onlar birleşip bi pantolon oldular. evet.
öz gelicek. nergiz ve zanzara toplanıcak buraya. rakımız olucak, müzik hazır. allaahh.. özhakiki tayfasının en azından bi kısmıyla yine kadeh tokuşturucaz. boğaz olmadı kanal verelim, hem ördeğimiz bile yüzüyo... Manzara sefası simülasyonu yapıcaz. aynen.
bi de kavun olsaydı... patlıcan mı közlesem napsam..
hani bööle cumartesi sabahı sevdiği çizgifilmi bekleyen çocukların içini gıcıklatan bi heyecan vardır. ondan aynen :)
12 Kasım 2006 Pazar
her şeyi kosmosa devrettim
simetrik tarihlerden kaçınınız. örnek vermek gerekir mi bilmem. misal, 01.10 ya da 10.01. arkana bakma yolcu, gece almaya geldi seni benden... ööle miydi o şarkı? kafamda çalıyo şu an.
AB'nin şımarık çocuğu fransa gibi davranmak kalıbını hayatımıza kim soktu? ece hanım evet. usturuplu bi şekilde. aa usturup komik bi kelime. usturtup durdum.
ve hop! msn pencerelerimize bakıyoruz aynı anda ne varmış diye:
-tam dayaklıksın.
-adalara karşı balon bardakta şarap içtim aklıma geldin
-bok iç. özledim oraları :)
-sanıyo ki istediği zaman mutual benefit
-di mi işte!!!
-bana ne tabii ben garanti müşterisiyim
-benim uykum geldi
ben 24 aralıkta ankaraya konarken nasıl olucam acaba... kafamda binlerce arı. yok yok karasinek. hani açıkta bıraktığınız ete konan sinekler gibi. ıyy..
böcek ilaçlamak ne komik bi laf di mi? ilaç verince iyileşmesi lazım, ölmesi değil.
demek ki neymiş sayın "aslında zor değil" takipçileri...
ilaçlanmak öldürürmüş.
ilaç iyi eder
ilaçlanmak öldürür.
her "ilaç" lafına kanmıyomuşuz demek ki
zira devamında lanabilmek de bi ihtimal.
bir dünya sanatçısı olarak Tarkan
Hintlilerden "aa tarkan var mı sendeeee" nidaları..
japon bi çocuktan ani bi "şıkıdım şıkıdım deryik" lafı (japonlar bööle bi şi yapmaz arkadaşlar. dudağım uçukladı)...
taa perulardan bolivyalardan "neydi sizin o öpücük yollayan" sorusu..
yeni zelandadan "ben bi tek o Tarkan'ı biliyorum" lafı..
hatta abartmıyorum siz diyn mozambik ben diym zimbabve, "tarkan yeni albüm yapmıyo mu" sorusu...
e şimdi yani.. öhöm.
pazarlama var tabii işin içinde ama tarkan anasının karnından bööle bambaşka dahi pazarlamacılarla doğmadı. nedir sırrı diye düşünmekteyim. sözleri de anlamıyolar. hadi "yakalarsam muck muck" anlaşılabilir ama diğer şarkıları da biliyolar. ses desen, diil ne biliym.. çözemedim. fizik desen.. bi çoğu görmemiş, görenler memnun gerçi.
özellikle dişi nüfus arasında popülerliği bayaa fazla.
korkmayın ama, "boyu kısa onun" diye baltaladım hemen. türk usulü.
Tek bi açıklamam var: müziği hareketli. biz ki zeki müren, müzeyyen senar, sezen aksu seven bi milletin evlatlarıyız. bizde müzikten ziyade sözler önemli sanki (müzik kötü anlamına gelmiyo bu). hani uluslararası çıstaklıkta popçu çıkaramayabiliriz tabii. kapı gıcırtısına kol açtığımız müzikler fazlasıyla (siz türkler nasıl diyo) lokal, yerel, ya da neyse işte.
Dünyanın bi ucundan biri Tarkan'ı sorunca sevinme hissiyatını acaba amerikalılar britney spears'la falan yaşıyo mudur diye düşünmeden edemiyo insan; ama latin amerikaya doğru "ben mercedes sosa gördüm. babamın mercedes sosa'sı var" bile deseniz, 10 puan. biz elele vericiiz bu amerikan popu salgınını yeniciiz...
punto.
dipnot: sözler çevrildiği zaman müzeyyen senarcı olan bi grup var. bi grup bülent ortaçgil takılıyo. biri ısrarla ceza'nın sözlerini istedi, yuh artık dedim. işgal ediyorum evet, farkında diiller...
11 Kasım 2006 Cumartesi
bisıklet
her neyse.
kendisinin bi hikayesi vardır: bisıklet diye. "bisıklet diye bi şi yok ki.. bisiklet o".. bisiklet, bisiklet, bisiklet diye sıçramak durup dururken. n'oldu abi bi şi mi var?. her neyse.
o hikaye geliyo burda hep aklıma. bisıklet. bi de Queen- bicycle race.
benim bi bisikletim oldu koyu yeşil. bi de çilekli bisikletselesikılıfım var.
daç kokoşluğu. amsterdamdan alındı bisiklet, maksat ekşın olsun. kendisine bi isim düşünüyoruz. şu anki aday: "strawberry fields forever". yes darling, i love beatles.
kaybedicek 2 yeni anahtarım daha oldu. bu ülkede bi bisiklet senseisi var her yeni bisiklet alımında otomatikman devreye giren:
"ön tekerlek için de kilit almazsan günün sonunda ön tekerleksiz bi bisikletin olur. herhangi bi kilit yetmez en kalın zinciri seçesin". anladım sensei. buyrun siz önden geçin, elele kazıklanalım madem.
"bisikletinin her yeri ışıl ışıl olucak, yoksa polis 25 euro mu ne ceza yazar. dinamon bozuksa paltona ışık tak". anladım sensei. buyrun küfretmek için önce ışık sonra pil alalım, sonra o ışık paltomdan düşüp ufalansın, ben "bu yanmıyo" diye değiştiriym, bu esnada hollandadaservissektörü konulu söviym bi. ama çok dağıtmayalım, zira "bu lanet şey amsterdamda çalışıyodu burda niye çalışmıyo" diye bi daha küfredicem zaten den haag'da. tek elimde fenerimsi diğer lambayla bisiklet sürerken.
"tramvay ve otobüse bisiklet binemez, yuh artık. ama trene binerken bisikletine de bilet al, ruhu var -ayrıca ceza kesiyolar bittabiiğğ". o kısım daha kolay sensei, gülümseyen iri kıyım teyze yardımcı olucak.
ayrıca sabahakadardanskıyafetleriyle akşamdan kalma bi şekilde rüzgara karşı salınarak pedal çevirememe, yağmur ve rüzgardan insaf dileme, rüzgar gücünden faydalanmayan ülkeme sövme.... bisikletli bi insanın hareket kabiliyetini sıfırlayacak bir şey kesinlikle elektrik de üretecektir.
her neyse. yarın yeni ve bisikletli bi gün.
yarın burdaki en dutch gün.
yüksek sele, vitesli bi gidon, kocaman tekerlekler...
aslında zor değil'in kardeş kalıbı "her neyse" dir. biline.
10 Kasım 2006 Cuma
dünyanın diğer ucunda..
bizde bi kadın eteğini nerdeyse tamamen açıp elinde mendil, bi erkeğe doğru kalçasını sallayarak yürürse bundan halk dansı çıkmaz, olay çıkar anca. türkadetörfveananelerinde flört maddesine gelemedik hocam, elektrikler kesildi. olsun varsın, herkes kendi havasında.
Neyse, sonra işte bu ülke diyo ki "yarışmalar kazanıyoruz ama dansın ruhunu kaybettik". bi ülke bunu konuşuyor. akademiden uzaklaşalım diyolar falan filan.. bütün bunları yerlisinden dinliyorum. sonrası nedir? ben seneye şubat ayında gidip bizzat yerinde görmeye, civar ülkeleri de gezmeye bi kez daha ikna oluyorum. icabında herkes kendi motosikletini yapmalı günlüğünü tutmak için.
hani tamam bizim çok zengin kültürümüz, muhteşemiz ezer geçeriz falan filan ama...
ingilizce alt yazıyla peru'dan marinera... almaz mıydınız?
çok mutlu görünüyolar.
bu kadar gelmişken belirtmeden olmaz, bi de buyrun meşhur mumlu dansları, afro-peruvian olarak geçen alcatraz, deli bi şi.. bi kadın nasıl tutuşturulur...
not: bi de bunların Şili'yle derdi nedir, her bi detayını anlarsam tam olacak. bizim yunanistan'la olan "o kahve bizim, cacık da bizim, imambayıldı ve zeybek de" krizimiz gibi bi şi galiba.
9 Kasım 2006 Perşembe
gün içi diyalogları serisi
-amerikalı ama rus asıllı
-bu çocuk?
-ingiliz ama kamerun asıllı
-şu?
-isveçli ama tanzanya asıllı
-ordaki?
-hollanda ama surinam asıllı
-diğer kız?
-isviçre ama güney afrika asıllı
-öbürü?
-kanada ama çin asıllı
-sen?
-türküm ben
-aslen?
-türk işte
-ay hiç eğlenceli diil ama
-biliyorum sıradan biriyim.
-biz hindistanda pilavı pişirirken...
-biz de ekvator'da eti alıp...
-ay biz endonezya'da sebzeleri...
-eee biz hollandada..
-?!?!? hollanda?
-tamam sustum.. heves ettik ne var?
-ay bize kitapları nasıl vermezler anlamooorrum, isyan edelim
-hı hı
-örgütlenip yürüyelim, pankart açalımmm
- hı hı
-ay ne demek kendiniz fotokopi çekin ay yivrannçç
-hı hı
-ay isyan hani? bu bizim bi birey olarak hakkımızz..
-amerikalı mısın?
-evet?
-hı hı
-noldu ki?
- hiiiç.. benim ülkemde insanlar açlıktan, askeri darbeden ya da sömürüden dolayı isyan ediyo, fotokopi çekmeye üşendikleri için değil de.. ilginç geldi bi an. güneyde kalıyoruz biraz, ondandır belki.
-öhöm.. tabiy.. saygılar..
-türkiyede insanlar avrupa birliğine girmek için ölüyo bitiyo..
- hı hı
-çünkü türkiye geri bi ülke ve de müslüman..
-hı hı
-şimdi bak sen bilmiyosundur, türkler hep avrupada olmak istediler ama asyalılar..
-nerelisin sen?
-tanzanya
-ben de türküm merhaba.
- biliyorum biliyorum.. şimdi bak anlatiym ben sana türkiyeyi, tarihsel olarak..
- yok canım sen çay koy, zahmet etme. hadi bakiym..
-ama bak tarih diyo ki
-tarih sus diyo hala anlamıyosun!
-ay şimdi sen türksün ya
-ee
-niye türke benzemiyosun?!
-türk neye benziyo?
- bööle koyu oluyolar, saçları tenleri falan..
-ve?
-sen türksen niye açık renklisin?
-sen hollandalıysan niye siyah saçlısın?
-anladım.
-bi şi değil.
-ay deryik bak peru pembe dizi müzikleriii
-hımm..
-ay bak bu da bolivya...
-bu brezilya
-bu kosta rika
-bu ekvator.. (hepsi hep bir ağızdan eşlik ediyo tabii)
-ben ispanyolca bilmiyorum.
-ay pardon unuttuk seni biz.
-biliyorum :)
- ay deryik yazık sanaa....."sarıl sarıl sarıl sarıl"!!!
- (diğerleri) ?!?!?
-türkçe öğrendim ben:)
-ingilizcesini bilmiyorum, gürcücesi patlıcan
-aa evet patlıcan, türkçesi de öyle.
-bi de bir renk var ingilizcesini bilmiyorum, gürcücesi bordo
-aa evet bordo.
-ay bi de baharat, gürcücesi tarçıni
-aa evet tarçın.
-bi de biz çantaya çanta çaya çay diyoruz.
-eka şaka mısın?!
-:)
valla ben seviyorum şu an bulunduğum yeri aslında.
bu kadar çeşit deliyi bi arada bulamazdım başka yerde.
yukardakiler gerçekten sıradan, günlük diyaloglardır.
8 Kasım 2006 Çarşamba
ööhhöömm..se se sess...

marilyn mikrofonu test ediyo.. sesine çok yakışan o şarkıya başlar birazdan...
sözleri az buçuk değişir canım. nolcak.
sonra bi dilim keserler benim için, mumlu olanı bana verirler tabii..

çünkü
bugün benim
doğumggüünnnüüümmmmmm!!!!!!!!!
ay hanimişim ben.. iyi ki doğmuşum.. sizin için öptüm kendimi iki yanağımdan.. :)
bu hafta sabuş'un beresini ve anahtarlarımı kaybettim. sonra bankamatik kartım bozuldu, para çekemiyorum. bütün bu lanetli olayların üstüne bu gece arkadaşlarımla birer bira ve şarap eşliğinde geri sayım sevinci yaşadım. çilekli bi bisiklet selesi kılıfı (evet illa hollandadayız), mumlar, toka, fotoğraflık ve bir "ağaç perisini bul hediyeni verecek" bilmecesi verdiler bana. cuma günü amsterdam geceleri.. oh yea beybi.
23. sene iyi geçicek sanırım. 22 güzeldi, bitti. 23 de iyi geçicek ben biliyorum. niyeyse bu yıl her şeyi yapıp her yere gidebilirmişim gibi.. bu seneye "25ten önceki en mutlu senen" dediler. bilmem ki. küçüğüm ben, buranın maskotu gibiyim. 23. seneyi gözlerim kocaman açık izliyorum. "oo ben büyüyünce var yaaaa tam 15 olucam yaaa" demişliğim vardır.
7 Kasım 2006 Salı
sizce bi daha..
Tagore çevirisi yapan bi başbakanımız olur mu?yazdığı şiir bülent ortaçgil & fikret kızılok ikilisi tarafından bestelenen?
sizce 5 kez başbakanlık yaptığını bildiğimiz halde ensesi kalınlaşmayan başbakanımız olur mu bi daha?
çalıp çırpmadığını bildiğimiz?
güvendiğimiz?
hiç katılmadığımız durumlarda da en azından saygı duyabildiğimiz?
sizce biz bi daha "rahşan hanım ne kadar yalnızdır şimdi" diye üzülür müyüz?
nezaketi, üslubu, şiiri,edebiyatı bilen bi siyasetçimiz olur mu dersiniz?
gazetecilere insan gibi davranan, gazeteci olan bi başbakan?
bi yanıyla hepimizin sevdiği, o politik kargaşaya ait değilmiş gibi duran biri?
kibar bir politikacı?
uluslararası diplomasi dilini bilen biri?
karısını ne kadar çok sevdiğini elini tutup, başını omzuna yaslayıp gösterebilen biri?
hani bizim iyiliğimizi istediğini, olamasa da, yapamasa da, en azından denediğini bildiğimiz biri?
50 yıllık politika hayatı bana sorarsanız bi ülke için yanlış. yani 50 yıldır aynı kişi varmış demek ki hep fonda. üstelik bu tek bir kişi değil, bi 5-10 kişiden bahsediyoruz. ayrıca parti liderliğini bırakmadı bu sürede, eşi de yardımcısıydı hep, pek demokratik değil. 5 kez başbakan oldu. ayrıca olmalı mı olmamalı mı kıbrıs harekatının mimarıydı Ecevit. 2001 krizinde başbakandı. yani eleştirilebilir de. objektivite hassasları için gerekirse onu da yaparım. ama konu şu an o değil. konu bi kişilik.
bunlar bi kenara, o eski kuşaktan kala kala bi o kalsın istemez miydiniz? ben mi fesatım yoksa? eşinden "rahşan hanım" değil de "rahşan" diye bahsedecek samimiyeti vardı en azından.
benim için gerçekten bir çift cennet papağanı ya da siyam kedisi gibilerdi. her daim birlikte olması gereken. 50 yıldır politikacıydı belki ama 62 yıldır rahşan hanımı seviyordu. bu daha zor bi meziyettir. şiiri yazmak, sevdiğine yazmak, bunu insanlara göstermek, çekinmemek, aptal mesafeleri yıkmak.. budur meziyet:
yün örmen vardı akşamları koltuğa gömülü
karşında polisiye roman okumak vardı
sorgusuz bakışmak yoruldukça gözlerimiz
sevinçsiz gülmek üzüntüsüz ağlamak
6 Kasım 2006 Pazartesi
bodyshop süprislerle dolusun...

reklam aldım valla. ama noldu bi bilseniz... ben gittim bodyshop'a, yaseminli parfümü bi kağıda sıkıp cebime koydum. dedim ki sonra "sabuş sever yasemin kokusunu da ne kadar ağırmış bu".
Zira sabuş hep "ay mayısta büyükada missssler gibi yasemin kokaarrr" diye bi tek yasemin aromalı parfümler kullanır. (haaalaa sabuş kim diyen varsa anneannemdir, bu blogun yardımcı kadın oyuncusudur).
sonra az önce cebimden çıkarıp kokladım o kağıdı, yemin ederim Sabuş yanımdan geçmiş gibi, bana sarılmış gibi, yeni uyanmış da gazete okuyomuş gibi oldu. yarın bodyshop'a gidilecek, ufak bi şişe Sabuş kokusu alınacak.
[gitmişken tabii ki komşuya uğranacak, "merhaba Leonidas, karamelli ve bi de krokanlı lütfen... şunlar fındık kremalı mı? iki tane evet... bi de irish cream olursa tamam" çikolata arsızlığı yapılacak.]
not : simiole, valla hafızaya çok yakın koku... test ettim onayladım.
5 Kasım 2006 Pazar
yok artık!
ve haberi yok, benim kelimelerimi bile kullanıyor. ben de onunkileri.
bütün bunların çok basit bi açıklaması var ama o kadar saçma ki.
komik ve takipteyim.
ay işte benim ara vermem 2 gün sürüyo, gördünüz.

anne bak ben janis joplin oldum kolyelendim. saçlar da yakında olucak umarım. başıma ötriş gözüme pembe gözlük. hohoyt kış janis'i. gerçi ben bugün "1930ların başındaki mali krizle işsiz kalmış yaşlı bar şarkıcısı" eteğim ve ayakkabılarımla paspal ama kokoş idim. belki hatta biraz tante rosaydım bugün. bunun bi sebebi de bordo ruj ve saçtaki bordo fulardır tabi.


melebaağ gecenin üçündeyim yine çiçekteyim. yok içki kısmı değil (valla diil.. olsa söylerim:) ay bi an içimden "sabahlar olmasıııığğnn" diye bağırmak geldi. öğretiym ben bunlara), şarkı.
bööle manasız bi neşe, yatağa çıkıp el ele tutuşup zıplayalım mı hali var bende. sonra deffoşum gelir takla atarız defalarca. ay sonra biz onunla yalıçiftlikte dalgalara yatarız.. yatar kalırız bissürü kum yutarız. ben sırf o eğlensin diye kalkamıyo gibi yaparım, o kocaman kız oldu tam 14 yaşında, hala bu numarayı yutar, sonra deniz suyu yutar gülmekten, boğulacak diye korkup kucaklarım, denizde kucağıma yatar kalır. sonra batırırım aniden, "ihihi" diye çıkar sudan. sonra dizime basıp atlar "uf abla tam itemedin işte ne güçsüzsün, bi daha" "kazık kadar oldun ben vinç miyim zaten ayakların 41 numara sen bi L harfisin" "ihihi hadi buraya gel burası daha derin bi dahaa". sonra aniden hop o beni kucağına yatırır ama batıramaz bi türlü, teknik işidir. derken bırakıverir beni "abla bak şimdi ben kelebek yüzücem bi seyret" "seyredince napıcam" "yanlış bi şi olursa söyle" "yanlışı nasıl bilicem" "of işte sen bak bi".
bi de şey ben tuition reduction'ı bööle söke söke aldım. hahayt. ank'a selam ola. yandan yandan. yüzde elli (50). hahayt işte aldım bende.
bisikletim de haftaya alınıcak. hahahayt bi daha.
zaten bu çarşamba şenlik var. aa bi de ne diye mi soruyosun? kırılırım cicim. zaten biliyosun, burç itibariyle hassasım, sonra bi de kinciyim... anladın sen. anladın sen.
tekrar baskı: "anı kopyalama"
"En güzel anılarınızın paralel bi evrende, farklı zaman-mekanda; ama yine siz hariç geri kalan bütün oyuncularla tekrar edildiğini biliyosunuz değil mi? Sizin kişisel anınız bazen kız tavlama aracı, bazen hava atma aracı, bazen ekstra bilgiyle imaj tazeleme aracı, bazen o enteresan anın başka birine pazarlanması suretiyle artı puan kazanma aracı olarak günlük kullanıma girmiş bulunmakta. Takip ederseniz sizin anı dediğiniz şeyin yarın yaşanabileceğini ve aslında anı olacak kadar geçmişte kalmadığını ve hatta aslında sizin bile olmadığını, o anda yaşanan şeyin atmosfere bırakılmış bi enteresanlık bulutu olduğunu ve elbet (vay be şiir geliyo) elbet yine yağacağını göreceksiniz. Sizin en gizli anılarınız havada deja vu hissiyle salınmaktadır. bundan çıkan tesadüfler öbeği yağmurla dolmuş bi çukurdan sıçrayan çamurdur. ve her sıçrayan çamur gibi sinir bozar. kişiselliğin ihlalidir, hatta o anın yeniden (ama sizden bağımsız) yaşandığını bilmek aldatılmaktır.
işte bu yüzden sifon çekmekle yeni bi sayfa açmak farklıdır. yeni bi sayfa eski sayfalarınızın hala masanızın üstünde durduğu gerçeğini değiştirmez. ama sağlıklı bi kanalizasyon sistemi sizi geçmişinizden arındırabilir. eski sayfaları biri bulup okuyabilir, hayata geçirebilir. ama kimse sizin bokunuzu tekrar sıçamaz. oh be. evet aradığım benzetme buydu.
not: öhöm. aniden tutamayıp yazmak da tıp oyununu bozmaz. hapşırmak gibi çünkü :)"
demiş idim ben 4 kasımda.
sınırsız hizmet
tansuyu bıyıklı sevenler kaleye mum diksin.
3 Kasım 2006 Cuma
duble rakı ve zeki müren paşa...
daha içince ağlamayı anlamıyolar.
seher yeli desenize bi ingilizce.
bi de dalgalanıp durulun lütfen.
yar diyin.
gönül diyin.
deneyin. o kadar zor ki.
not: fısıldamak tıp! oyununu ihlal etmeyen bi çocuk hilesidir. oyunu bozmaz.
2.not: bir yangının külünü ah bu şarkıların gözü kör olsun aşiyan yollarından (ne de olsa) dalgalandım da duruldum. sağlığınıza. içelim güzelleşelim. başka kimse bu lafı etmiyo, değerini bilelim. içelim güzelleşelim arkadaşlar. içelim sağlığınıza.
alnınızdan öptüm ıslak ıslak.
1 Kasım 2006 Çarşamba
kıyısından gündem yakalama aracı olarak tracking
tabii bu durumda telefoncu tabelalarını da izah etmem gerek, edemedim.
blog arası verme sırası.
bi süre tıp!! camiası.
sebep blogırın kendi postlarından sıkılması.
tek gereken bir biriktirme molası.




