31 Ağustos 2006 Perşembe

kişisel bi rica

Kimse beni benden çok düşünmesin. Beni bi şilerden kurtarmak adına mahrum etmesin.

Düşünmeyin beni. Cidden. Kötüye bi şi olmaz.


günler geçsin artık. 2 gün birden geçsin hem de.

karmaşa

kuaföre gittim saç kestirmeye. vazgeçip düz fön çektirmeye karar verdim. şu an kafamda gördüğünüz üzere binlerce minik bukle var.

info note

Gidene kadar saçmalayacağımdır. Uzun yazmayacağımdır. manasız; ama manidar olacaktır. Kendim için yazılacaktır. Yazarken düşünmek en verimli düşünme şeklidir. Bu ruh hali biraz ihtiyaçtan biraz da zorunluluktandır. Aniden gelişmiştir. Aslında zor değil; ama bazen çok zor olabilir.

bütün yaz "yaa bu blog fazla siyah" dedim. iyi böyle, kalsın.

30 Ağustos 2006 Çarşamba

beyaz giyme toz olur

kimbilir belki
ilerde, sonralarda yani.




inanmak üzerine

he's back.. from outer space...

sıkılıp gitmişti, geri döndü. söz verdim link vermiycem diye. düşünün bulun. sevindim ben, iyi yazıyo arkadaşım.

pasaport

geldi, geldiiii!!! pasaport elimde, vizelendim. Oturma izni işlemleri ordan.
Nederland+ schengen staten.

fink atacağım fink...

eldiven

Bu bir kışa giriş yazısı olsun bari...
Eldivenlerle ilgili çok temel bi sorunum var: Kayboluyolar. Ben her kış eldiven zaiyatıyla sezonu kapamaktan ve bir sürü alakasız tek eldivene bakıp iç geçirmekten yoruldum. çözüm? işportadan alınan ve illa ki hep siyah ve parmaksız (ki elden çıkartma sayısı ve kaybolma ihtimali azalsın) olan eldivenler. Bi şekilde çift yapılıyolar. Seinfeld'de Jerry'nin "çamaşır makinasına çift girip tek çıkan çoraplar" (ki bu konu da ayrı bi dert) konusundaki engin teşhisi eldivenler için de geçerli. yok oluyolar. tekken bile. bi süre sonra "eldivenim bitti" gibi bi şi oluyo. Eldiven bitebilen bi şi, evet.
Annem bu soruna ben henüz süt dişleriyle gezerken çözüm bulmuştu: iki eldiveni kanat açıklığınız (ahaha evet iki kolunuzu baştan başa açıyosunuz yani) uzunluğunda tercihen kalın bir kumaşın uçlarına dikiyosunuz, eni dar bi kumaş bu. Paltonuzun kollarından geçiriyosunuz, et voila! Eldivenler paltonun kollarından sarkıyo, çıkarsanız da ordalar, kaybolmuyolar ve bitmiyolar. Tüm dünya anneleri kullanıyo bu tekniği.
Yaş 22. Kardeşim ve annem hala saf saf özenle seçilmiş eldivenler hediye ediyolar, özellikle doğumgünümde (kasım soğuk olabiliyo). Tabii ki kayboluyolar; ama annem farklı şehirlerde olduğumuz için 4 yıldır bunu fark etmiyodu, ben de ses çıkartmadım. Dün önce yılgın bi sesle "Deryik ama hala mı kızım" gibi bi şi dedi- anlamış. Ve gayet sevecen bi şekilde "diksem mi ben bunları yine acaba, ne dersin?" diye devam etti. Sonra sitemkar bi tonda "sana deri eldiven hediye edicektim ama daha zamanı var" dedi. Ben zerre kadar, ufacık kaldığım yerden "ezme beni ama anne yaa" diye fısıldadım.
Şimdiiii... "kollarından eldiven sarkan, bere ve atkı arasından sadece gözleri görünen, asla boynunu çeviremeyen velet" imajı için biraz büyüğüm ben. Southpark havasına gerek yok. N'olcak Deryik ve eldivenleri? kaybolmayan eldiven istiyorum ben. mıknatıslı bi proce var aklımda gerçi ama... "Yetişkinlik eldiven kaybetmemektir" desem ben mesela?

29 Ağustos 2006 Salı

msn ve km

Mektup güzel bi şi, kabul. Ama ben icq kullanan ve sonra msn ligine geçen bi insanım. "instınt mesıj" alışkanlığım var. İletişim kirliliği boyutlarında değil çok şükür. Mektup ii güzel de yani şimdi bi arkadaşım anlık bi şi için fikir soramaz mı bana? "deryik bu kıza ne hediye alınır yaf" diyemez mi? "deryik bilmem ne nasıldı biliyo musun" diyemez mi? dertleşemez mi? e tabii instınt mesıjla ne kadar dertleşilir, o ayrı- bi yere kadar. bi süre sonra bi iç çekersin karşıki dağlar yıkılır da karşındaki bilmez. olsun. Azı da kar bazen. Aileden uzak üniv okumuş biri olarak "webcam'e gülümse deryiikkk" anlarını bile kıymetli bulduğum zamanlar olmuştu, yine olur.

şimdi insanlarla aramdaki km artıcak ya, msn kullanımı da artar heralde. ordan şeettim ben.

vizeeeaa

Divadcığımın tepkisine yakın bi tepki vermek üzereyim: pasaport bugün sefarete teslim edildi ,yarın eşşşeeekkllerrrr gibi kapıma gelecek. Nıhahaha. Sonra 6 kere yatçaz kalkcaz, deryik gidicek yaban ellere. Hulusicim karşılıycak belki beni. ordan da yazarım elbet. Bağlantı vs işlerini bilmiyorum gerçi yurttaki.

Hangi yurt olduğunu bilmiyorum ki zaten.
Derslerimi de bilmiyorum.
Kasaptan kıyma alabilecek miyim , bilmiyorum.
"pilavlık pirinç" nasıl denir, bilmiyorum.

Hatta düşündüm, hazırlıkta bi çaba öğrettikleri onca sebze adını da hatırlamıyorum. İş zor sanki. Bi ben değilim bunları yaşayan, hallolur elbet. "aslında zor değil" diyoruz burdan evet. Mutfak kabusu ben dolma bile yaptım, her şey olur yani.

ehehe annem bavulları seyrediyo şu an- o kadar boşlar ki :) içine girecek her şey yatağa yığıldı. ütülendi temizlendi. bugün bavulları kapayıp kapıya koysam annem rahat bi nefes alıcak; ama insaf 1 hafta var. Deryik ne zaman bi hafta öncesinden hazırlandı? Hiçbi zaman. e yani o zaman...

Pekiiiiiii salı gecesi nedir? Manhattan gecesiidiiirrr... Ankara'daki yegane kavalye kimdir? Ersin the lise yadigarıdııırrr. Hadi o zamandır gece olsunduurr.


28 Ağustos 2006 Pazartesi

moleskine- o bi maharetli

Eveeeat sonunda moleskine defterler geldiler. Ben de gidip aldım, şu 3lü satılan ve cep boyu olanlardan. Dümdüz. Siyah. Daha janjanlılar gelmemiş henüz, bu güzel hem. Defterin amacına uygun kullanımı için geriye bi Picasso gözü ( kalmadıysa Matisse de olur) ve Hemingway kalemi (Sartre da kabulüm) edinmek kaldı ve fakat onu yanında vermiyolar tabii... olsun, n'apalım.

Radikal'in Kitap eki der ki, bu moleskine defterlerin şehir versiyonları çıkmak üzere. 228 sayfa. Şehrin genel haritası dışında bölge bölge küçük haritalar var. sevdiğiniz barmış, şarapeviymiş, insanlarmış, kitaplarmış not edin diye özel bölümü var. Ekim'de Batı Avrupa başkentleri, 2007 ilkbaharında Amerikan şehirleri. 2008'de sıra Asya'ya geliyomuş.

bu arada her Türk gencinin bi kez aklına takıldığını tahmin ettiğim soru: Türkiye coğrafi olarak nerde? Hangi bölgedeyiz biz?Avrupa-Asya çekişmesini geçtik diyelim. Tarihlerden fi, internette burs ararken "bölgeyi seçiniz" gibi bi şi vardı, ordan da ülkeni seçicen. Aman aman o ne... Asya ve Avrupa'da yokuz. Akdeniz Ülkeleri? cık, değilmişiz. Ortadoğu Ülkeleri? ı-ıh. Neyiz Allahım biz? utanmasalar onca bölgenin altına "Türkiye" diye böyle en bi tek başına iliştireceklermiş yani.
Moleskine bizi Doğu Avrupa'ya mı dahil eder Asya'ya mı, merak içindeyim.

Deftere de öyle bi etiket yapmışlar ki ("picasso kullandı, hemingway kullandı, hadi yine iisin bak" kıvamı), içine çizgi çekerken bile geriliyo insan. Kalemin yapacağı her hareket mühim; zira tanıtımda bu sanat dehalarının dehasının kaynağı nerdeyse defterleri olarak gösterilmiş. Zekice.

iç şiş ve Pal Sokağı Bloggerları

annem der bunu: iç şiş. "içim şişti" demek. iç şiş. bu ara böyle. 1 hafta kadar böyle kalıcak. Pack your memories and leave demiş Vaya Con Dios. A Dios.

insanlar ne kadar ciddiye alıyo blog alemindeki her şeyi. kızabilirsin tabii, dalganı da geçersin, ağız dalaşı da yaparsın, aşk yaşarsın, seversin, anlaşırsın. İş bazen ciddiye binebilir, davalık olursun, olmuyo değil. benim dediğim şey, hani şu Pal Sokağı Çocukları hali. hööyt kimlerdensin? kimi seversin necisin? di bakem bağa.. Ergen gruplaşması halleri.

ne biliym yaa, istemiyosan açma okuma. nedir bu "vayy efendim blogsal derinlik" arayışı? boy verelim madem. derin yazsın bazısı, gününü yazsın bazısı, benim gibi gevelesin bazısı.. hepsi lazım. nolcak sanki. anca türkçe blog takip edebiliyoruz, ona mı yetiyoruz yani.. elin çinlisi "ben bugün bi kuş gördüm sonra Gucci'ye gittim. Sonra kitap okurken uyumuşum " yazsa haberin mi oluyo? yazıyı yazan 13 yaşında olsa nolucak? Hem yazılar, yazan hakkında ne kadar bilgi verebilir ki?

ben mesela çok başarılı bi (hani özet bi tarif olsun) "tikicik alışverişte" blogu açabilirim. ha keza, "depresyon benim yaşam tarzım" blogunu da bi süre kotarırım heralde. "takı yaparken Derya Gibi'yi seyreden ev hanımı" blogu daha da uzun dayanır. Ne bileceksiniz hangisi olduğumu... bu kadar inanmayın sanal kimliklere lüffen.. tanıdıkları okurken biliyo insan da elin blog yazarını nerden bilicen yani. heç işte, gençlik.

termal diyorum termal.. offline harcansın bu enerji. Blogsuz ve bloggersız da yaşanıyo icabında.

zaten iç şiş. hava sıcak. derin nefes alın, takılmayın bu kadar. o dedi ki bu dedi ki yazılarını sevemedim ben zira.

27 Ağustos 2006 Pazar

Ms. Monroe




it's all about u marilyn
so keep on smilin'
when they r all there lyin' & lyin'
shine so blonde as tears start runnin'
it's all about u marilyn
so keep it all goin'
similin' & shinin'
it's all about...
u know, marilyn
don't keep me singin'

****************

bapbap şubapbap

yetişmek

ben hep İÇEBİLEN kalmak istiyorum doktor bey. yetişkin olmayan, yetişmeyen. yetişmek beni geriyo doktor bey, geç kalsam da gülümsemeyle karşılanmak istiyorum ben. nedir acele hız zaman derdi? beni mi gerdi? hiç yani..
yarın 9da kalkıcam ben. erken. 9un erken olduğu zamanlarda kalmak istiyorum. 7de uyanmam gerekmesin. kimse bu yazıya gerçekçi yorumlar yapmasın. "aslında zor değil", bunu da yapıcam ben evet evet. erken kalkmiycam hiç-gerekmiycek.
benim lise arkadaşlarım olsun ankarada olsun hep, üniversite tayfam istanbulda. hep dışarda gülüşerek ve "amma konuştun be deryik"le geçsin geceler. ha-ha-ha. bi benim sanki bunu isteyen! Olsun. tuhaf tesadüfler çıksın hep karşıma- "aa o muu o benim arkadaşıımm" diym ben hep. Rus kızları kesen, taktik isteyen arkadaşlarım olsun. "erkek milleti" geyiği yapıcağım arkadaşlarım olsun. böyle kalalım, 22ye demirli.
yetişkin, yetişen, yetişmesi gereken... üçü de burdan gitsin.

bir meslek olarak gaylik

murat bardakçı ve hürriyet'teki köşesi. bugünkü yazısında "gayler" ve "fuhuş yapan gayler" gibi çok büyük bi ayrımı atlaması. "gayler osmanlıda esnaf sayılırdı" demesi. Travesti, transseksüel, gay ve lezbiyen ayrımlarını görmezden gelmesi. mail attım kendisine, cevap gelirse yayınlarım elbet. İyi niyetle, bursa'daki olayı kınamak için yazmış sanki; ama kaş yaparken göz çıkmış.

merak edenler varsa,yazının başlığı bile yeter gerçi
ama, buyrun burdan .

26 Ağustos 2006 Cumartesi

Hediye

Birilerine bi şi hediye etmeyi hatta tercihen yapmayı severim. Uğraşmak hoşuma gider, paketi süsü vs; ama hediyeyi alan kişi olmak bambaşka. Hele o hediyeler sizi düşünerek seçildiyse, uzaklardan gelmişse, her birinde "aa ama buu buuu aaa" nidasıyla sevindiyseniz, işi abartıp ellerinizi çırptıysanız, paketi açınca "beklediği çizgifilm başlayan çocuk" gibi olduysanız falan... Hediyeyi seçen kişinin nezaketi ve özeni en büyük hediye oluyo böyle zamanlarda. Teşekkürler İCK*, ben bugün yine çok mahçubum.



Ve efendiiiiimm.. arsızca hediye tanıtımı katalogu (İCK bi şi demez di mi? demez demez):

1)sol üst köşede: Chocolate Ecstasy: 75 of the most dengerous recipes ever (çikolata zaafı adınaa)
2) sağ üst köşede: ART- the Critics Choice: 150 Masterpieces of Western Art (bir türlü yenileyemediğim fi tarihli Gombrich- Sanatın Tarihi adınaa)
3)Ortada boylu boyunca ve hemen yanı başında: Marilyn Monroe t-shirt'ü ve telefon kılıfı (marilyn adınaaaa marilynnn marilynnnn :))
4)Kenarda sona kalan: Tavus kuşlu stamps saat (aynısını aldığımın ertesi günü havuzda boğup bozmuş olmam adınaaa)

Peki ben naptım? giyelebilir takılabilir her şeyi giyip taktım, kitaplarımı okudum. ART renkli ve güzel, 1993'e kadar geliyo. Çikolatalı tariflerle ilgili yegane sıkıntım benim mutfak özürlü olmam ve lakin bunda acaba bir ima mı vardır nedir, kıyıdan köşeden girişmek lazım :) üstelik adiler o kadar güzel fotoğraflamış ki, bu sıcakta buharlar dolusu çikolata eritebilirim. Hele bi "death by chocalate" var.. hımmm..

Deryik tarihindeki sayılı "en mutlu hediye demetleri"nden biri için
Tri lay lay liiimmm tri lay lay looommm
denebilir mi? En bi zamanı :)

* İCK açılımı bu blogun derinlerinde bi yerde yapılmıştır elbet- azim azizim.

ihmal

Ben galiba insanlara karşı ihmalkar davranıyorum. ya da yetişemiyorum- bilmiyorum. Samimiyetsiz değilim en azından, bu da bi şidir. İlgileniyorum arkadaşlarımla, akrabalarımla, çevremdekilerle ; ama belli edemiyorum sanırım. Bi yerde mutlaka bi "aşkolsun deryik" duyuyorum. Fazla tekil bi insanım galiba, üniversitedeki özhakiki tayfası dışında benim 2-3 kişiden fazla bi grupla dışarı çıkmışlığım yoktur. Bilmem ki neden, küçüklüğümden beri "buzdolabı" olsun, "soğuk nemrut kız" olsun, yemediğim laf kalmadı, doruk noktasını "buzlar kraliçesi" lafıyla mezuniyet öncesi yaptım. bu konuyu daha önce ele almış idik, haliyle deja vu hissi istemiyoruz.

Diyeceğim şu, benim böyle bi korkum var: insanları ihmal etme korkusu. Acı olan şu ki, bu haklı bi korku, bi nevi özdenetim mekanizması; çünkü bunun faturasını bir kez ağır bi şekilde ödedim. Çok yakınımdakilere dair önemli noktaları bilmeyip tuhaf detayları bilebiliyorum, rahatsız edici. İhmal edilmiş hisseden de çıkıp "aayy ihmaaal ihmaaal" demiyo ki-dememeli zaten. Ben hiç ihmal edilmiş hissetmiyorum, ondan mı acaba? İkinci plana atıldığımı, sadece gerekince arandığımı hissederim; ama ihmal gibi gelmiyo bana- samimiyet olduğu sürece.
Belki herkese oluyodur bu ya da köyün delisiyimdir ben.


bu arada.. yukardaki link'te okuyacağınız gözlük var ya.. kırıldı.

25 Ağustos 2006 Cuma

milli kütüphane ve dantel ve el oyalama saplantısı

Şu bi gerçek ki, bu topraklardaki en yoğun "okuma seansları" toplu taşıma araçlarında gazete kuşatarak ve tuvalette ufak bir milli kütüphane inşa ederek gerçekleşiyor. Ve lakin tuvalet kütüphanesi daha mahrem sayılır. Herkesin bilip de söylemediği şey. Misafir "abi işim uzun, gazetenin futbol sayfasını versene bi" diyemez. "üzerinde hikaye yazılı tuvalet kağıdı" projesi de yazarı ikna etme sorunu yüzünden suya düşer heralde.

Çözüm? Maison Française'de (mimar kızıyım evet ben) "tuvaletinizin yanına 3 raflı bi kitaplık koyun, çiçeklerle boyayıp, kenarına boncuk asın, dergiden romana her şey olsun" gibi bi tavsiye vardı, sene bindokuzyüzçokönce. Böyle bi kendiyle barışıklık, "hepimiz tuvalette okuyoruz evet" hali. Tabii bi yandan da misafirlere "tuvalette Tutanamayanlar'ı bitirdik biz ailecek, öyle bi kültür fışkırıyo her yerimizden" imajı. Vay be. E tabii o chic kütüphanecik'e uygun tuvaletnmiş banyoymuş da ayrı mesele, iki önceki sayfada ele aldılar o konuyu.

Bu arada (daldan dala daldann dala), banyo- tuvalet gibi mekanlarda tığ işi, dantel vs görmek enteresan geliyo bana. Bi efsaneye göre dantelden "tuvalet kağıtlığı" tasarlamış bi komşu teyze varmış annemlerin eski evinde (ve teyzem incelemek için eline aldığında tuvalete düşürmüş ahahaha). Dantel istilası.
Gerçi ben "kapı kapanmasın diye önüne konan taş"a dantel kılıf diken bi teyze biliyorum. E yani 'el oyalansın' diye atkı örüp, herkes atkıya doyduğu için kimseye veremeyince söküp tekrar örmek gibi bi şi olsa gerek. Dantelin alternatifi sigara ya da çekirdek heralde. ya da tırnak yemek. Tespih bile bu gruba girebilir. El oyalama lafının ingilizcesi fransızcası vb. de yoktur bence. Elleriyle derdi olan huzursuz bi milletiz galiba.

sıcaklarda hasta olmak

küfür gibi di mi? çorap giydim demin. şu an tek isteğim bi hırka. karın ağrısı- mide bulantısı çiftiyle bütün ankarayı turladım bugün, azaptı. Dün zehirlendim galiba. Ben zehirlendiğimi düşündüğüm zamanlarda yaptığım üzere "şarap üstüne en yağlısından fast food" yöntemiyle, muhtemel bir iyileşme ihtimaline direkt müdahale edip yatağa düştüm. Ateşim çıkıyo galiba. haşlanmış patates ve yoğurt istiyorum. Sürekli uyumak istiyorum ve üşüyorum. aslında biliyorum, hava çoook sıcak. Annem gözlerini kocaman açmış "hay allah giderayak.. tüh tüh vah" diyo. Benim sağlıklı bi şekilde yola çıkmışlığım pek yok zaten, en azından bi belim boynum tutulur. öylesi zevkli.

Geçer geçer, ciddi bi şi yok. Konuyla ilgili sevdiğimiz cümle: Kötüye bi şi olmaz- ahahahaha.

yorumlara cevap yazdım ama blogger benim cevapları sevmedi, yayınlamıyo. Bi ara uğraşıcam; ama halsizim biraz.

24 Ağustos 2006 Perşembe

bu sıcakta yapılacak 10 ölümcül hata

1)uzuun upuzuunn darrr dapdar kot giymek. istanbul'u bilemiycem, burda hem isilik hem kurdeşen anlamına geliyo. kışın giyelim, zira kışın keten pantolonmuş, mini etekmiş, uçuşan tüllermiş vs- zor biraz. Tamam güzel duruyo, bacaklar düzgün ve en bi cigarette; ama sağlık da mühim. Püfür kumaşlar olsun bu yaz vakti. Hem kadınlar etek giymekten korkmasın. Erkekler etek giyenleri taciz etmesin. etekli kadın ne kadar azaldı fark ettiniz mi? Hele çalışan kadınlar arasında...
2) devlet dairelerini ölümcül mekanları sanmak. yoo dostum yoo, halden anlayan insanlar DA var. çok sevdim ben onları bugün. Devlet dairelerine telefon etmek azap ama. bi bant çıkıyo, "küfür etmek için 1'e, beni sevdiysen 2'ye..." falan. En komiği ise bandın en sonundaki "acil bi durumdaysanız ve yardıma ihtiyacınız varsa 9a basınız" lafıydı, çok güldüm. 2,5 dakika dinledikten sonra duyuluyo da...
3) mini etek çekiştirmek- yorumsuz. ek olarak, "10 cm topuk giyip mini etek çekiştirmek", "10 cm topuk ve iddialı bi dekolteyle mini etek çekiştirmek", "erkek arkadaşın kolunda sepet gibi asılıyken mini etek çekiştirmek" ve "kolundakini sepet sanan erkek tarafından uyarılınca mini etek çekiştirmek" gibi alt başlıkları da var.
4)sivri burunlu erkek ayakkabıları. makosen. bu sıcakta. sivri sivri. çirkin çoraplı. amerikalıların dediği gibi dostum: yuck.
5) belediye otobüsüne binmemek- zira klimalı tek taşıt şu an. delirince hızlı da gidiyo şoförler. bu arada bugün bi taksi şoförü "abla aramızda gün yapıyoruz, sırası gelen arkadaşa parasını vericem izninle" dedi. otobüs duraklar eğlenceli hem. hep biri bi soru sorar bana. geçen gün bi amca "bak bakalım şu ağaç tomurcuklanmış mı gözüm seçmiyo" dedi.
6)erkekler ve beyaz keten pantolon içine boxer çalışmaları- yine yorum yok. altında beyaz makosen ve sivri burunlu ayakkabı olunca tam oluyo, belirtmeden edemiyorum.
7) kadınlar ve beyaz, dar ve illa ki yarı şeffaf pantolonla tanga, boxer, selülit ve illa ki düşük bel çalışmaları- deriiin sessizlik. bunlar 9. maddeyle birleşince ölümcül oluyo. genelde kendilerini müthiş çekici, orta yaşlı ama bööle "klima karşısında saç savuran angelina jolie" sanan tipler oluyo. çocuklular çabuk vazgeçiyo; zira "anne donun görünüyooo" diyen veletler hala var.
8) erkekler ve güneş gözlüğü arkasından kız keserken "abi yüzüne güneş vurunca nereye baktıın belli oluyo yannız" gerçeğini atlamak. ahahaha. hele kız karşısında değilse şaşı olan tipler. "ufka bakıyo gibi yapcam diye gözüm kaydı len" tipleri. evet, sivri burunlu makosen, kovboy gibi.
9) oflayan kadınlarla eşmekanlı olmak- kabus. oflayan, terleyen, eline ilk geçen kağıdı sallayan ve sürekli kendine ortak arayan kadınlar. genelde "teyze" dediğimiz bu kesim niyeyse sıcak hava konusunda bi sorumlu arar, "ozonu delmişler ondan diyolar" diyeni vardı. "dii mi hanım kızzzımm" diye devam eder. ya da durup dururken kulağınıza eğilip "buralar ağaçlıktı eskiden, püfür püfürdü" falan derler. Ofladıkları hava daima sıcaktır, yüzünüze yüzünüze gelir.
10) Şeffaf sütyen askısı. Allahım nerden çıktı bu? Niye niye niye? bi de renkli ve şeffaf oluyo, iice kötü. bu sıcakta tene yapışıp belirgin bi kızarıklık yapıyo, en bi belli oluyo. Sivilce bile yapar o şey kesin. rica edicem hanımlar yani... lütfen. cık cık cık. Rus kızlar kullanabilir, zira sütyen askılarına pek dikkat etmiyoruz, sıra gelmiyo. Bi ara "üstünde plastik çiçek olan" modeli bile yapılmıştı- kötü bi fikir. toplatılsın bile derim ben yani.
bu on madde arasında bi ranking yok (ay siz türkler nası diyoo). ööle aklıma geldikçe yazdım yani, sıralama değişebilir.

23 Ağustos 2006 Çarşamba

azim sebat vizesi

veee benim güzel bianca'm "deryik vizen gelmiş, koş al sefaretten" dedi. Gerçi bu kısım biraz zorlu olucak - randevu al falan filan... olsun n'apalım. yanarım yanarım 29una olan bileti iptal ettiğime yanarım, en erken 5ine var bilet çünkü. geç gitmeyi dert etmiycem, ferah ferah toplanıcam artık.

İstanbul'daki veda yemeğine de gelemiyorum özhakiki tayfası, özürler burdan. pimpirik halleri. bi de bu iki arada pasaportumu uzatmaya kalkıcam çünkü.

olsun ama. vizem geldi. hem de bi haftada. müthiş bianca.

tri laylay liiim tri laylay loommm diyebiliriz bu durumda :)

Powered by Blogger

eXTReMe Tracker