"Ne denli bulanık bir biçimde olursa olsun, bir bilinçlenme doğar başkaldırı eyleminden; insanda insanın, kısa bir zaman için bile olsa özdeşleşebileceği bir şey bulunduğu konusunda bir sezgi, birdenbire göz kamaştırıcı oluveren bir sezgi.
(...) Sabrın yitirilmesiyle, sabırsızlıkla birlikte eskiden benimsenenleri de kapsayan bir devini başlar. Hemen her zaman geçmişe-dönüktür bu atılış.
(...) başkaldırı , basit yadsımada olduğundan çok daha ötelere uzanır. Karşısındakine tanıdığı sınırı aşar, kendisine bir eşit olarak davranılmasını ister.
(...)Bilinç, başkaldırıyla doğar."
albert camus
5 Mart 2007 Pazartesi
bum bum şabalap
nisan ayında bi kar tanesi olacak den haag'da.
küresel ısınma değil bu, geldi içimden.
meraklanmayın, tahtalara vurun, boncuklar takın.
işte binyıllardır ne yapılıyosa yapılsın..
aksilik istemiyorum.
o kar yağmalı nisan ayında! o kadar!!
küresel ısınma değil bu, geldi içimden.
meraklanmayın, tahtalara vurun, boncuklar takın.
işte binyıllardır ne yapılıyosa yapılsın..
aksilik istemiyorum.
o kar yağmalı nisan ayında! o kadar!!
4 Mart 2007 Pazar
müthiş mut!
süper bi haberim var.
hani böyle sevdiği çizgifilm başlamak üzereyken iç gıcıklatıcı bi bekleme sevinci yaşayan çocukluk halleri gibi. o kadar süper bi haber ki, nazar değmesin diye haberi kendime bile söylemiyorum.
lay lay loomm!!! hoptiri lay lom!! güneşler açtı gökkuşağı kaplandım.
ama hişş.. henüz belli diil.. hişşş...
havaya girme deryik daha diil.
hani böyle sevdiği çizgifilm başlamak üzereyken iç gıcıklatıcı bi bekleme sevinci yaşayan çocukluk halleri gibi. o kadar süper bi haber ki, nazar değmesin diye haberi kendime bile söylemiyorum.
ama yani
lay lay loomm!!! hoptiri lay lom!! güneşler açtı gökkuşağı kaplandım.
ama hişş.. henüz belli diil.. hişşş...
havaya girme deryik daha diil.
demin ters takla ve üçlü salto attım, görmediniz.
suşilenmek
efendim suşi yaptım bugün ben. biraz kore usulü oldu ama güzel oldu. hatta komik bi şekilde bütün gün pirinç içinde geçti, artık görmek istemiyorum. dünden kalan "türk usulü pilav"a aklınıza ne gelirse ekleyip akdeniz mutfağı karması yapıp yedik. o gazla suşi roll geldi akla... e hadi madem, bi kazan kaynatalım. malzeme sıkıntımız yok, siz sos söyleyin ben göstereyim... kazanlarca pirinç haddinden fazla lapa halde kaynatıldı, susam yağı koyduk galiba, o kısım biraz kopuk... salatalık, sosis, havuçgillerden; ama ne olduğunu çözemediğim bi sebze, omlet şeritleri vs koyduk içine, sar sar sar... sonra kes... otur afiyetle ye. çok eğlendim. sinir bozucuydu.
koreli arkadaşım, salatalığın en sulu orta yeri var ya, onu kesip atıyomuş "yenmez" diye. karnıma sancılar girdi, çok eğlendiler. zaten salatalık denen güzelim şey 45 cm, kolum kadar burda. tek tek jelatinlenmiş ve etiketlenmiş olarak satılıyo, patlıcan gibi. bi tek patlıcan alıyosunuz, fiyatı üstünde. kabus. kokusuz renksiz ve fabrikasyon... pırasa mesela, bi tane almaya kalktık, sonra vazgeçtik. hiç doğal durmuyo. kalınlığı yumruğum kadar. beni korkutuyo. hani "ner yersen osun" lafı çınlıyo beynimde. bu milletin hepsi donmuş gıda bu hesapla... tek tip ürünler serisi. neyse...

bu arada, çok ulvi bi sorum var: burda S, M,L ve XL olmak üzere 4 BOY YUMURTA satılıyo. reyonda bunu fark edip dehşete düşünce resmen 15 dakika boyunca hepsini açıp karşılaştırdık. evet efendim, standart bi ölçü var her boy için!!! yani tavuklara mı yumurtaya mı bi şi yapmışlar, yoksa toplayıp sonra mı ayıklıyolar? nasıl bir hastalıktır yahu -- hepsi eşit boy ve kıvrımda yumurtalar... delicesine el değmiş tarım ve hayvancılık. hiç sevmiyorum. hani çift sarılı yumurta hesabı girmemiş allahtan işin içine, sistem çökecek.. bunun yanında bi de yeşil pakette "ekolojik yumurta" var. diğerlerini ne yumurtluyo bilmiyoruz bile yani.
elmalar, dolmalık biber... geriliyorum. güya ilk dönem aşmıştım bu sebze reyonu depresyonunu ama hayır işte; yine çıkıyo. çok aynı ve suniler. meyve sebze değil bunlar, nasıl anlatsam... hepsi birer ürün!! üretilmişler, yetiştirilmemişler... yumurtalar bile.
pazara gitmek gerek, üşeniyorum hava rüzgarlı. puf puf.
ne diycektim, unuttum. öyle kalsın.
bugün 5 saat pirinçle oynamak yerine nepal araştırmamı, doğal kaynaklar ve kadın araştırmamı bi hale yola koyabilirdim. ders çalışabilirdim. hayır ama; kuru yosuna pirinç sardım. doğu asya mutfağında emek ve pirinç olucak tezimin konusu.
sahi bi tez vardı, noldu ona? nıhahaha... kendi tezim için gerekli araştırmayı yapmayı düşünmüyorum bile. oha mart gelmiş yahu. sonrası nisan, sonrası ilkbahar yaz sonbahar kış. sonra 2008 bi bebek olarak gelir, 2007 yaşlı bir dede olarak sahneyi terk eder.
dünya hızlı dönüyo.
koreli arkadaşım, salatalığın en sulu orta yeri var ya, onu kesip atıyomuş "yenmez" diye. karnıma sancılar girdi, çok eğlendiler. zaten salatalık denen güzelim şey 45 cm, kolum kadar burda. tek tek jelatinlenmiş ve etiketlenmiş olarak satılıyo, patlıcan gibi. bi tek patlıcan alıyosunuz, fiyatı üstünde. kabus. kokusuz renksiz ve fabrikasyon... pırasa mesela, bi tane almaya kalktık, sonra vazgeçtik. hiç doğal durmuyo. kalınlığı yumruğum kadar. beni korkutuyo. hani "ner yersen osun" lafı çınlıyo beynimde. bu milletin hepsi donmuş gıda bu hesapla... tek tip ürünler serisi. neyse...

bu arada, çok ulvi bi sorum var: burda S, M,L ve XL olmak üzere 4 BOY YUMURTA satılıyo. reyonda bunu fark edip dehşete düşünce resmen 15 dakika boyunca hepsini açıp karşılaştırdık. evet efendim, standart bi ölçü var her boy için!!! yani tavuklara mı yumurtaya mı bi şi yapmışlar, yoksa toplayıp sonra mı ayıklıyolar? nasıl bir hastalıktır yahu -- hepsi eşit boy ve kıvrımda yumurtalar... delicesine el değmiş tarım ve hayvancılık. hiç sevmiyorum. hani çift sarılı yumurta hesabı girmemiş allahtan işin içine, sistem çökecek.. bunun yanında bi de yeşil pakette "ekolojik yumurta" var. diğerlerini ne yumurtluyo bilmiyoruz bile yani.
elmalar, dolmalık biber... geriliyorum. güya ilk dönem aşmıştım bu sebze reyonu depresyonunu ama hayır işte; yine çıkıyo. çok aynı ve suniler. meyve sebze değil bunlar, nasıl anlatsam... hepsi birer ürün!! üretilmişler, yetiştirilmemişler... yumurtalar bile.
pazara gitmek gerek, üşeniyorum hava rüzgarlı. puf puf.
ne diycektim, unuttum. öyle kalsın.
bugün 5 saat pirinçle oynamak yerine nepal araştırmamı, doğal kaynaklar ve kadın araştırmamı bi hale yola koyabilirdim. ders çalışabilirdim. hayır ama; kuru yosuna pirinç sardım. doğu asya mutfağında emek ve pirinç olucak tezimin konusu.
sahi bi tez vardı, noldu ona? nıhahaha... kendi tezim için gerekli araştırmayı yapmayı düşünmüyorum bile. oha mart gelmiş yahu. sonrası nisan, sonrası ilkbahar yaz sonbahar kış. sonra 2008 bi bebek olarak gelir, 2007 yaşlı bir dede olarak sahneyi terk eder.
dünya hızlı dönüyo.
3 Mart 2007 Cumartesi
ersin
benim arkadaşım... pıst! okuma burayı, duygu falan olucak içinde.
adam askere gidiyo yahu. bunca yıllık ersin son anda askere başvurmuş efendim. ersin ki rahatı seven adamdır. noluyo anlamadım. bi acele son anda başvuru falan...
zaten bööle bir bir herkese adam öldürmeyi öğretiyolar. bilmesin benim arkadaşlarım silah tutmayı. istemiyorum. nedir yani. bi de komando falan olurmuş, aman aman.. ersin komando. yok yahu olmazsın sen... sen ballı adamsın, revirde falan görev alırsın bi şi bi şi.. buz hokeyi takımı bile vardır ordunun, senin şansına kurulur. komtan'a buz pateni öğretirsin falan...yok yok... sen bu gidişle bodrumda jandarma olarak yaparsın askerliğini. şanssa tam şans.
ya gitmesin ersin askere falan. kimse gitmesin. okulu biter bitmez "askere mi gitsem master yapıp bi sene daha mı yırtsam yoksa yurtdışına mı kaçsam" hesabı yapılmasın artık. nedir bu? şanlı türk ordusuna nefer sağliycaz diye nedir bu yani.. okula gitmeyen de askere gitmesin kardeşim, istemeyen gitmesin. "orduyu eğitim kurumu olarak görme" çapraşıklığından, sosyal hizmet seçeneğinin olmayışından, "vatani hizmet"in yalnızca askerlik olmayışından vs daha önce bahsetmiştim... "adam oluyolar orda" gibi manasız bi savunma da var. ya da "aman işte aradan çıkarsın iş öncesi" normalleştirmesi, ki ben de yapıyorum-- yoksa kabul edilecek yanı kalmayacak... ama düşünsene "sen gidip adam öldürmeyi öğrenmedin, elemanım olamazsın" demek gibi bi şi aslında.

ersin gitme askere falan ya. bak buraya jön pozlarını koyuyorum, hayatının aşkını blogumdan bulucan. bodruma gidelim ya da? çok konuşmiycam söz. yani konuşucam ama işte susarım da arada. o değil de, sen hani buraya geliyodun? adamı hollandaya bekliyoruz, kışlaya gidiyo. bi anda odtü sınırları dışında kalınca tatil anlayışımız değişmiş efendim.
herkes askere gidiyo, gerilimli bi şi, ben sevmiyorum uf. bi askere gidiyolar, askerdeyken o ruh haline kapılıyolar falan.. korkutuyo. sen havaya girme olur mu? hep şikayet edip söylen, gurur duyma silah taşımakla, atış yapmakla. hem kızları hala almıyolar askere... sıkıcı orası.
gerçi askere gideceği (neredeyse) belli olan adama "keşke gitmesen" demek de eşeklik... olsun.
an şu an

an itibariyle ebleh sırıtışıma kadar durum tespit raporu budur.. webcam yes.
yeşil kırmızı mor. sırıt sırıt. hepi holi.
giysiler de.
yorgunluktan ölüyorum, bööle sırıtarak gidicem. daha insani fotoğraflarda görüşmek ümidiyle.
"happy hooliii" diyip yanaklarınızı (içinde toz boya olan avuçlarıyla) avuçlayan, sürekli zıplayan, aralıksız dans eden bi grup delinin ortasındaydım. icabında sokakta kaçanları kovaladık.
renklerle vaftiz gibi bi şi.
arındırmıyo kuzum, aksine alacalı bulacalı, harika bi karmaşa yaratıyo.
üstelik parfümlü boya. yaa... ne sandın.
iyi geldi.
editliyorum mutluyum, foto foto geldiler:

beyazlı el izli halaybaşını tanıdınız sevdiniz...



zaman içinde gelişti ve değişti renkler. bumbum şabalap. hepi holii..
boyamaca
akşamdan kalmış bi halde, gözlerimi ancak bi timsah kadar aralayabildiğim halde ( aralayabildiğim ne zor yazılan bi kelimeymiş), ellerim uyuşmuş olduğu halde
10 dakika içinde resmen bi boya savaşının ortasında oliciim... bkz. aşağılarda bi yerde holi festivali.
dün okulda sitarlı tablalı hint hint konser vardı... bi de adını unuttuğum, kemençe görünümlü, kanun mantığında bi müzik aleti. parmak eklemleriyle çalınıyo yalnız, hem tele basıyosunuz, o sırada kıvrılan parmağın eklemi başka bi tele değiyo, iki ses aynı anda yani. diğer elde de keman yayı gibi bi şi. bilen biliyodur belki. toplamda 50 tel falan barındırıyo zannımca. konser boyu çözemeyip sonunda yanlarına gidip izahat istedik. woow demek istedik kendilerine, resmen 5 notada bireklemlerine pudra sürüyodu adam çalarken daha az acısın diye.
eklem pudralasak mı?
ho ho ho
ay resmen 10 dakika sonra renkli renk renk renk..
uyanmak gerek.
n'apıyoruz bu durumda? hop!!! ahi na' ma kaynana.
ya da 5 dakika geç kalıyoruz canım. aa...
ben bunlara hıdırellez ağacına çaput bağlatmazsam...
10 dakika içinde resmen bi boya savaşının ortasında oliciim... bkz. aşağılarda bi yerde holi festivali.
dün okulda sitarlı tablalı hint hint konser vardı... bi de adını unuttuğum, kemençe görünümlü, kanun mantığında bi müzik aleti. parmak eklemleriyle çalınıyo yalnız, hem tele basıyosunuz, o sırada kıvrılan parmağın eklemi başka bi tele değiyo, iki ses aynı anda yani. diğer elde de keman yayı gibi bi şi. bilen biliyodur belki. toplamda 50 tel falan barındırıyo zannımca. konser boyu çözemeyip sonunda yanlarına gidip izahat istedik. woow demek istedik kendilerine, resmen 5 notada bireklemlerine pudra sürüyodu adam çalarken daha az acısın diye.
eklem pudralasak mı?
ho ho ho
ay resmen 10 dakika sonra renkli renk renk renk..
uyanmak gerek.
n'apıyoruz bu durumda? hop!!! ahi na' ma kaynana.
ya da 5 dakika geç kalıyoruz canım. aa...
ben bunlara hıdırellez ağacına çaput bağlatmazsam...
2 Mart 2007 Cuma
hıç kırık
deli gibi hıçkırıyorum. uzun zaman olmuştu hıçkırmayalı.. belki de hıç kırmaktır o. hiç kırmak.. hıçkırık tutması değilmiş mesela, hıç kırıp tutmakmış.
fiyuu diyaframım dansa kalktı.
hiccup hicc up... fiyuu ingilizce bile bozdum kelimeyi. diyaframımıza kısaca hicc diycez.
evet hicc ve hıç arasında bi yakınlık var.
sırra vakıf insanlar anladı.
fiyuu diyaframım dansa kalktı.
hiccup hicc up... fiyuu ingilizce bile bozdum kelimeyi. diyaframımıza kısaca hicc diycez.
evet hicc ve hıç arasında bi yakınlık var.
sırra vakıf insanlar anladı.
parmak büzüşmesi
parmaklarım soyuluyo. hayır suda büzüştükleri için değil, sanki deterjandan, suni bi şiden. anne eldivelerimi takmıyorum, ondandır belki; ama tabağı hissetmeden yıkamak kötü yahu. hatta bu konuyla ilgili prezervatif esprisi yapan bi arkadaşım bile vardı, tespite gel. ayrıca bu bulaşı keldiveni sektörü bayaa çeşitli, boy boy renk renk.. böyle deyince cidden prezervatif gibi oldu. neyse.
parmak büzüşmesi ne komik bi şi... "evladım bak parmakların büzük büzük, çık artık havuzdan"... uluslararası bi ölçüt bu. hep beraber ellerimize bakıyoruz, büzüşmüş evet.
siz hiç çitilenircesine yıkandınız mı? tabii ki yıkandınız. arınır gibi, sanki ilk banyonuz gibi, yepyeni başliycakmış gibi...
konuşamıyorum konuşamıyorum..... konuşamıyorum. konuşursaam gözyaşlarımm beni boğacak.... biliyorum.. duyuyorum.. görüyorum.. konuşamıyorum.
demiş ilhan irem.
kendisine tüm kalbimizle katılmakla beraber, "ilhancım aç bi blog, sıçar gibi yaz" dememek için zor duruyoruz. zira zaman, sazlıklardan havalanan kuşları mıhlamaca oyunu zamanı.
daha böyle sürecek bu haller efendim. eğlenceli gibi duruyo ama diil.. öte yandan zincirinden boşalmış bööle hayda bre pehlevan coşkusuyla.... yaz yaz bir kenara yaz... kendi kendime. mekendimekendimekendi..
yaşasın ella fitzgerald.
lady is a tramp. hohoyt.
den haag'da kar kompozisyonuyla devam edelim madem, yağmış idi bi ara.


hemen akabinde "patlıcan kızartıyorum, çok ciddi bi durum, sarımsaklı yoğurt n'oldu" pozuyla veda. açım evet.
bi de : devam -veda... hani nerdeyse tersten okusak aynı şey olucaklar.
parmak büzüşmesi ne komik bi şi... "evladım bak parmakların büzük büzük, çık artık havuzdan"... uluslararası bi ölçüt bu. hep beraber ellerimize bakıyoruz, büzüşmüş evet.
siz hiç çitilenircesine yıkandınız mı? tabii ki yıkandınız. arınır gibi, sanki ilk banyonuz gibi, yepyeni başliycakmış gibi...
konuşamıyorum konuşamıyorum..... konuşamıyorum. konuşursaam gözyaşlarımm beni boğacak.... biliyorum.. duyuyorum.. görüyorum.. konuşamıyorum.
demiş ilhan irem.
kendisine tüm kalbimizle katılmakla beraber, "ilhancım aç bi blog, sıçar gibi yaz" dememek için zor duruyoruz. zira zaman, sazlıklardan havalanan kuşları mıhlamaca oyunu zamanı.
daha böyle sürecek bu haller efendim. eğlenceli gibi duruyo ama diil.. öte yandan zincirinden boşalmış bööle hayda bre pehlevan coşkusuyla.... yaz yaz bir kenara yaz... kendi kendime. mekendimekendimekendi..
başkaldıran insan.
başka-landıran insan.
hadi ordaaayn.
başka-landıran insan.
hadi ordaaayn.
yaşasın ella fitzgerald.
lady is a tramp. hohoyt.
den haag'da kar kompozisyonuyla devam edelim madem, yağmış idi bi ara.


hemen akabinde "patlıcan kızartıyorum, çok ciddi bi durum, sarımsaklı yoğurt n'oldu" pozuyla veda. açım evet.
bi de : devam -veda... hani nerdeyse tersten okusak aynı şey olucaklar.
1 Mart 2007 Perşembe
ciğer.
karaciğersiz yaşanır mı diye sormuş biri.
yaşanmaz.
lise biyoloji bilgime yoğunlaşıp düşünüyorum, yaşı daa yakın olanlar düzeltsin:
efendim biir... kanımızda oksijen taşıyan hemoglobin denen madde demir içermekte. demir karaciğerde depolanmakta, hemoglobincik karaciğer tarafından üretilmektedir. karaciğeriniz olmazsa, komik ama, nefessizlikten gidersiniz resmen. ciddiye almadınız di mi?
zira öncelikle protein sentezi yapamadığınız için mefta olursunuz. protein sentezi karaciğerde yapılıyo ( di mi? ya da öyle bi şi.. öyle yahu). hücrenin yapıtaşı proteindir. bakınız ölüm oruçlarında vücut artık depoladığı yağı şekeri unu bitirir, kendi yapıtaşı olan hücredeki proteini tüketmeye başlar.. yani biyolojik olarak kendi kendini sindirmektedir. sinir sistemi, her türlü enzim, cart curt her şey işte alaam nasıl anlatiym, her şey protein vücudunuzda... o yüzden bu kendini parçalama, proteini tüketme işi başladıktan sonra ölüm orucu bırakılsa dahi geri dönüşü olmayan hasarlar bırakıyo: özellikle sinir sistemi üstünde. kendini sindirirken duruyo insan, ısırılmış elma gibi.
hadi hep beraber "peki ya etyemez otobur takımııı" diyelim... soya efendim, nohut. kırmızı et değil tek protein kaynağı, gerekirse yımırta bile iş görür.
karaciğersiz yaşanmaz. akciğersiz de yaşanmaz. vücuttan eksilse sorun çıkarmayacak organ anca böbrek olabilir, o da biri gider ikincisine de biraz insaf gösterirseniz... tabii safra kesesi, apandis (şişer apandisit olur) falan konu dışı. Asli organlardan bahsediyorum. hatta hepsi de değil... gerekirse mideniz alınır, bağırsaktan mide yapılır; ama karaciğersiz olmaz. mesela karaciğerde tümör çok çok ağır bi durum...
oniki parmak bağırsağı da lipid sindirimi için mühimdi sanki. karbonhidrat sindirimi ağızda bağlar. proteini bi tek mide sindirir. fiyuuu...
karaciğer diyoduk, ulvi bi şi. ayrıca alkolü parçalayıp şeker olarak depolamakta mıydı? sanki bi şi yapıyodu öyle. kimya. tabii, hatta alkol direkt mideden kana karışıyo, aç karnına içmeyin efendim. hatta bi kaşık zeytinyağı yutuverin hiç olmadı, zaman kazanın. mezeler niye hep yoğurtlu peynirli? protein takviyesi.. yanında niye zeytinyağlı? bildiniz midemiz içiiinn....
ilaçlar da öyle. anında mideden kana karışıyo, sonra böbrek... cart curt ilaç içmeyin o yüzden. ıhlamur kaynatın efendim. zeytinyağı da kurtarmaz sizi valla.
gibi, temeli var mı yok mu unuttuğum ama şu an çok mantıklı gelen ifadeler.
karaciğersiz yaşanmaz; ama organ nakli mümkün. ölünce organlarımızı ihtiyaç sahiplerine, vücudumuzdan geri kalanı da bi üniversiteye kadavra olarak bağışlayalım mı? kaslarımızı gözümüzü falan kessinler, bilsinler bizi. katmanlarımıza ayırsalar.. lahit kapağı açar gibi... yok yok, matruşka gibi. ne var sanki? gazetelere manşet oluruz valla. kim kendini kadavra olarak bağışlasa haber oluyo. en son bi tıp fakültesinin hademesi bağışladı kendini. profesörleri törenlerle toprağa karışıyodur amma, hademesi öğrencileri düşündü.
az içmek gerek yahu. yani karaciğer bağışlayacaksak..
ikinci el ama bari temiz olsun.
sahibinden.
yaşanmaz.
lise biyoloji bilgime yoğunlaşıp düşünüyorum, yaşı daa yakın olanlar düzeltsin:
efendim biir... kanımızda oksijen taşıyan hemoglobin denen madde demir içermekte. demir karaciğerde depolanmakta, hemoglobincik karaciğer tarafından üretilmektedir. karaciğeriniz olmazsa, komik ama, nefessizlikten gidersiniz resmen. ciddiye almadınız di mi?
zira öncelikle protein sentezi yapamadığınız için mefta olursunuz. protein sentezi karaciğerde yapılıyo ( di mi? ya da öyle bi şi.. öyle yahu). hücrenin yapıtaşı proteindir. bakınız ölüm oruçlarında vücut artık depoladığı yağı şekeri unu bitirir, kendi yapıtaşı olan hücredeki proteini tüketmeye başlar.. yani biyolojik olarak kendi kendini sindirmektedir. sinir sistemi, her türlü enzim, cart curt her şey işte alaam nasıl anlatiym, her şey protein vücudunuzda... o yüzden bu kendini parçalama, proteini tüketme işi başladıktan sonra ölüm orucu bırakılsa dahi geri dönüşü olmayan hasarlar bırakıyo: özellikle sinir sistemi üstünde. kendini sindirirken duruyo insan, ısırılmış elma gibi.
hadi hep beraber "peki ya etyemez otobur takımııı" diyelim... soya efendim, nohut. kırmızı et değil tek protein kaynağı, gerekirse yımırta bile iş görür.
karaciğersiz yaşanmaz. akciğersiz de yaşanmaz. vücuttan eksilse sorun çıkarmayacak organ anca böbrek olabilir, o da biri gider ikincisine de biraz insaf gösterirseniz... tabii safra kesesi, apandis (şişer apandisit olur) falan konu dışı. Asli organlardan bahsediyorum. hatta hepsi de değil... gerekirse mideniz alınır, bağırsaktan mide yapılır; ama karaciğersiz olmaz. mesela karaciğerde tümör çok çok ağır bi durum...
oniki parmak bağırsağı da lipid sindirimi için mühimdi sanki. karbonhidrat sindirimi ağızda bağlar. proteini bi tek mide sindirir. fiyuuu...
karaciğer diyoduk, ulvi bi şi. ayrıca alkolü parçalayıp şeker olarak depolamakta mıydı? sanki bi şi yapıyodu öyle. kimya. tabii, hatta alkol direkt mideden kana karışıyo, aç karnına içmeyin efendim. hatta bi kaşık zeytinyağı yutuverin hiç olmadı, zaman kazanın. mezeler niye hep yoğurtlu peynirli? protein takviyesi.. yanında niye zeytinyağlı? bildiniz midemiz içiiinn....
ilaçlar da öyle. anında mideden kana karışıyo, sonra böbrek... cart curt ilaç içmeyin o yüzden. ıhlamur kaynatın efendim. zeytinyağı da kurtarmaz sizi valla.
gibi, temeli var mı yok mu unuttuğum ama şu an çok mantıklı gelen ifadeler.
karaciğersiz yaşanmaz; ama organ nakli mümkün. ölünce organlarımızı ihtiyaç sahiplerine, vücudumuzdan geri kalanı da bi üniversiteye kadavra olarak bağışlayalım mı? kaslarımızı gözümüzü falan kessinler, bilsinler bizi. katmanlarımıza ayırsalar.. lahit kapağı açar gibi... yok yok, matruşka gibi. ne var sanki? gazetelere manşet oluruz valla. kim kendini kadavra olarak bağışlasa haber oluyo. en son bi tıp fakültesinin hademesi bağışladı kendini. profesörleri törenlerle toprağa karışıyodur amma, hademesi öğrencileri düşündü.
az içmek gerek yahu. yani karaciğer bağışlayacaksak..
ikinci el ama bari temiz olsun.
sahibinden.
deryik ne diyosuunn
kendi kendime diyorum kuzum başlıkta yazıyo....
aslında çok zor ama sizi kandırıyorum.. ehehe...
aslında çok zor ama sizi kandırıyorum.. ehehe...
maksat müebbet olsun. muhabbet peşinden gelir.
o kadar kızgınım ki kime olduğunun hiçbi önemi kalmadı. konuyu dahi hatırlamayabilirim- halbuki hatırlıyorum. bi tek salak yerine konunca bu kadar kızarım sanmıştım... demek ki kendimi bilmiyomuşum, başka şeyler de varmış. ya da ikisi de aynı şey miymiş? yok ben çözdüm... doğru.. (a-ha!! efekti) hayatın bi evresinde bi kez daha kurmuştum bu cümleyi.. gerçi context farklıydı şeker ama text aynıydı n'apalım...
"okulda yaptığı, panoya asılacak kadar güzel bulunan resmini büyük bi heyecanla evde velisine gösteren ama cevaben sadece bi 'hı hı' ya da 'yemek hazırlıyorum' ya da daha da fenası 'ay ortalık boya olucak kaldır şunu' alan ilkokul çocuu" hali.
ruh hali.
daha çok kırgınlık sanki?
kızmak değil kırılmak değil... nasıl desem, aslında ikisi birden.
pıt pıt pıt yere bi şi düştü kalbimden.
pıtpıt pıtı pıt... derken..... PAAAAT!!!
kıssadan hisse: kelimeleri havaya bırakıyoruz ya... orda kalmıyolar.
benim eteğim çok güzel. uzun kocaman süpür süpür.
renginin de indigo olduğuna karar verdik.
bi adı var artık yani.
smile!
lilly allencım smile diyerek
So you could have a little whine and
a moan
And it's only because you're feeling alone
diyerek falan..
See you messed up my mental health
I was quite unwell
diyerek filan...
küçük minik dişi şeytan ödülüne hak kazandığında, ben kendisinden çok geç haberdar olmuştum; lakin vardı ve söylüyodu, bakalım daa neler yapıcaktı. nil karaibrahimgil'in "kek yaptım amaağğ"sına karşılık biraz kötü kedi şerafettinimsi popumtrak pırtık.
jelatincim valla it makes you high diyor, bi kez daha mutmut izliyorum sayende.
So you could have a little whine and
a moan
And it's only because you're feeling alone
diyerek falan..
See you messed up my mental health
I was quite unwell
diyerek filan...
küçük minik dişi şeytan ödülüne hak kazandığında, ben kendisinden çok geç haberdar olmuştum; lakin vardı ve söylüyodu, bakalım daa neler yapıcaktı. nil karaibrahimgil'in "kek yaptım amaağğ"sına karşılık biraz kötü kedi şerafettinimsi popumtrak pırtık.
jelatincim valla it makes you high diyor, bi kez daha mutmut izliyorum sayende.
geridönüşüm mağazalarını keşfediyorum. ikinci el değil; geri dönüşüm. logosu bile öyle. bi şi bi şi hollaanddd... yeşil oklar birbirini besler. elimizde 2 ytl'ye alınmış tek kişilik hasır bir piknik sepeti var. evet efendim içi lastikli, bölmeli falan. minik ama marifetli. hop 5 ytl'ye alınmış gece mavimsi gri tafta etek. yerleri süpürüyo biraz; ama olsun. giyip dönüp sevinip bum. 50 yeni kuruşa bileklik ama bööle bordomsu kadife gibi bi şi, minik noktaları da var. cırt cırtlı hem. cırt cırt. cırt cırt. bimiyoncu psikolojisi. sevinç kıvanç.
evet, yaz geldi pikniğe gidiyorum sanmaktayım. allahtan hollanda "ingiliş samır reyn" imajını bu sene terk etmiş, kuru ama rüzgarlı bi iklim hakim, golf stream'e sövmüyoruz. divadcığımın bahsettiği vaftiz yağmurları kısa sürüyo artıkın, bi gün en fazla.
benden izin alıp susan ve benden izin almadığı için susturduğum insanlar var. eskiden olsa komik derdim. ya da ironik... ah ironi lafından böğ geldi. kelime olarak eskidi şeker.
ben artık bi tek kendimle konuşmak istiyorum sanırım.
eskiden olsa açıklama bile yapardım bu halle ilgili.
ya da konuşmayanla susmayana sorular sorardım falan.
fiyuu resmen dişi olurdum canından bezdirirdim insanları yahu.
bezdirmişimdir de, özür valla.
şimdi sadece "çünkü ben öyle diyorum"a erdim. ermek değil, vardım.
tehlikeli değil, huzurlu olabilecek bi his.
bu da dişi sanki. fiyuu...
etek giyip döne döne çimler arasında biten mor beyaz laleleri sevmece.
hani bizde doğal, yabani papatyalar açar ya da karahindiba...
bunlar çimlerin arasına lale serpiştirmiş yahu.
doğalmış gibi yapıyo laleler. mor beyaz.
evet, yaz geldi pikniğe gidiyorum sanmaktayım. allahtan hollanda "ingiliş samır reyn" imajını bu sene terk etmiş, kuru ama rüzgarlı bi iklim hakim, golf stream'e sövmüyoruz. divadcığımın bahsettiği vaftiz yağmurları kısa sürüyo artıkın, bi gün en fazla.
şu an kendimi odaya kitledim sanki.
kıyma çok iğrenç kokabilen bi şi. ölü eti sonuçta.
bi hayvana kıymışız. kıyma olmuş.
yok dayanamiycam gidip atmam lazım.
bugün bu blog yazı dolacak. baştan 2 tanesinden fazlasını okumiycaksınız.
bu yazı da altlarda kalıcak gerçi.
kıyma çok iğrenç kokabilen bi şi. ölü eti sonuçta.
bi hayvana kıymışız. kıyma olmuş.
yok dayanamiycam gidip atmam lazım.
bugün bu blog yazı dolacak. baştan 2 tanesinden fazlasını okumiycaksınız.
bu yazı da altlarda kalıcak gerçi.
benden izin alıp susan ve benden izin almadığı için susturduğum insanlar var. eskiden olsa komik derdim. ya da ironik... ah ironi lafından böğ geldi. kelime olarak eskidi şeker.
ben artık bi tek kendimle konuşmak istiyorum sanırım.
eskiden olsa açıklama bile yapardım bu halle ilgili.
ya da konuşmayanla susmayana sorular sorardım falan.
fiyuu resmen dişi olurdum canından bezdirirdim insanları yahu.
bezdirmişimdir de, özür valla.
şimdi sadece "çünkü ben öyle diyorum"a erdim. ermek değil, vardım.
tehlikeli değil, huzurlu olabilecek bi his.
bu da dişi sanki. fiyuu...
etek giyip döne döne çimler arasında biten mor beyaz laleleri sevmece.
hani bizde doğal, yabani papatyalar açar ya da karahindiba...
bunlar çimlerin arasına lale serpiştirmiş yahu.
doğalmış gibi yapıyo laleler. mor beyaz.
gece mavisimsi.
gece mavimsi.
gecemavim- si.
mavimsi gece
gecesi mavim.
-imsi, -imtrak
gecemavim- si.
mavimsi gece
gecesi mavim.
-imsi, -imtrak
aslında etek gri-morcivert.
ve ben tarifi zor bütün ara renklerden nefret ediyorum.
bi tek hasır sepeti seviyorum hatta.
hasır ve net.
ve ben tarifi zor bütün ara renklerden nefret ediyorum.
bi tek hasır sepeti seviyorum hatta.
hasır ve net.
vaz
anlamaktan da anlatmaktan da vazgeçtim ben.
bi anda oldu. elimde kıymalı makarna varken, bi anda, 21. yy teknolojilerini kutsayacak bi şekilde >puf!< vazgeçiş. vazgeçtim: duyurulur.
kendi kendime konuşacağım artık iyice... deli gibi konuşacağım.
elimde "başkaldıran insan" var, albertcim camuscüm bana saçma'yı anlatacak.
saçma ve yücelik ve başkaldırı.
başkaldırı ve sanat,
başkaldırı ve ölüm.
bu cumartesi en çok ben renklenmeliyim, renklerle yıkanmalıyım...........
ki bahar gelsin bi an önce.
bi anda oldu. elimde kıymalı makarna varken, bi anda, 21. yy teknolojilerini kutsayacak bi şekilde >puf!< vazgeçiş. vazgeçtim: duyurulur.
kendi kendime konuşacağım artık iyice... deli gibi konuşacağım.
elimde "başkaldıran insan" var, albertcim camuscüm bana saçma'yı anlatacak.
saçma ve yücelik ve başkaldırı.
başkaldırı ve sanat,
başkaldırı ve ölüm.
bu cumartesi en çok ben renklenmeliyim, renklerle yıkanmalıyım...........
ki bahar gelsin bi an önce.
ama insan, ne ise o olmaya yanaşmayan tek yaratıktır.
holi festivali- baharı karşılama
efendim bahar nedir? hıdırellezdir di mi bizim için daha ziyade...
ağaçlarda bile çaput çaput renklenmektir.
hindistan nedir? renktir di mi bi yerde?
e o zaman...
renk festivali'yle efendim: "Holi Festivali"... ay takvimine göre hesaplanıyo: bu haftasonu!!!
bu cumartesi mini bir örneğini hep beraber yurdumun önünde icra ediciiz.. sonumuz hayrolsun. teşkilat hazır, önlemler alındı... bi tek hindistan da değil üstelik, bütün civar ülkelerle şenliklerle renk renk renk..
buyrun izleyin:
burdan sağ çıkıp bir latin reggaeton partisine de gidersem, okulumun iddia ettiği "çokkültürlü ortam"ın dibine vurucam. gerçi japonlar "aa ama ayın 3ü bizde sadece kadınlara özel bi festival günüüü olmaz ki çakıştııı" diyo ama...
komik bi yer ve seviyorum burayı yahu.
ağaçlarda bile çaput çaput renklenmektir.
hindistan nedir? renktir di mi bi yerde?
e o zaman...
hindistan baharı nasıl karşılar?
renk festivali'yle efendim: "Holi Festivali"... ay takvimine göre hesaplanıyo: bu haftasonu!!!
bu cumartesi mini bir örneğini hep beraber yurdumun önünde icra ediciiz.. sonumuz hayrolsun. teşkilat hazır, önlemler alındı... bi tek hindistan da değil üstelik, bütün civar ülkelerle şenliklerle renk renk renk..
buyrun izleyin:
burdan sağ çıkıp bir latin reggaeton partisine de gidersem, okulumun iddia ettiği "çokkültürlü ortam"ın dibine vurucam. gerçi japonlar "aa ama ayın 3ü bizde sadece kadınlara özel bi festival günüüü olmaz ki çakıştııı" diyo ama...
komik bi yer ve seviyorum burayı yahu.
28 Şubat 2007 Çarşamba
untalkative bunny friendly friend
efendim bizim free hugs (beleşe sarılgaç) ekibinin kendi kendini görüp çok eğlendiği
hatta manasızca gülüp gülüp.. öyle işte... neşelendiği..
ah tabii ki sizlerle paylaşmazsam ortadan çatliyciim video...
untalkative bunny karakterine de saygı duyduk ekipçe.
ve hayır, tanımlanamayan pembe bi şi diilim ben.
uuu umbrella... hug umbrella... hi hi...
hatta manasızca gülüp gülüp.. öyle işte... neşelendiği..
ah tabii ki sizlerle paylaşmazsam ortadan çatliyciim video...
untalkative bunny karakterine de saygı duyduk ekipçe.
ve hayır, tanımlanamayan pembe bi şi diilim ben.
uuu umbrella... hug umbrella... hi hi...
the hunger site
efendim bi zamanlar her gün tıkladığım sayfa bi mail aracılığıyla tekrar hatırlatıldı...
the hunger site
bir adet BM destekli girişim... ortadaki minnak sarı şeye tıklıyosunuz, sponsorların logosunu gördünüz diye adamlar o gün birine 1.1 kaplık yemek bağışlıyo. yalnız, günde sadece bi kez tıklayabiliyosunuz (öhöm, sponsorları yemek için sömürmek mi... ne fenaa...).
isterseniz bunun yağmur ormanları, göğüs kanseriyle savaş, hayvanları kurtaralım, okur-yazarlık ve çocuk sağlığı versiyonları da var. sıradan tık tık mümkün...
şimdi deryik aslında sinir olmaktadır bu sisteme, sebebi kendinden bellidir...
1) günde 1.1 kap yemek nedir, şaka mısınız? ayrıca içeriği nedir? pirinç lapası mı bonfile mi?
2) madem bu parayı verecek sponsor buldunuz, reklamı yapılmadan bunu kabul edecek kadar insan bi sponsor da bulabilirdiniz.
3) özellikle batı'nın "ama elimden geleni yapoorum, tıkladım bugün sıradaaan" rahatlığına ermemesi, bi zahmet daha az tüketip daha az sömürmeyi öğrenmesi gerek. 1.1 kap bağışlayıp 20 kap tüketen izbandutçuklar var zira.
4) boynu bükük afrikalı çocuk ve akabinde istatistikler romantizmi beni hasta ediyor. her somalili çocuk resmi kramp demek. nice türk'ün aklındaki "afrika= kaburgası sayılan bebek" denkleminden nefret ediyorum. bütün bi kıtaya yapılan hakaret bu.
5) sayfadaki "barışın sağlanması için doymaları gerek" lafı ayrıca bi kramp. ah ah sayfalarca yazı yazılası, sorsanız "başka türlü yardım etmiycek ki batı; en azından işe yarıyolar, detaylara takılma izleyici bunu istiyo" edebiyatı yapılacak detaylar.
6) sanki mesele 1.1 kap tıklayacak adam bulmak... bugünü geçirdiler, yarın kimse tıklamazsa açlar mı yani? balık verme azizim balık tutmayı öğret.. hatta sen çekil, onlar balığın alasını tutuyodu zamanında... afrikada, hindistanda tarım gayet yapılıyo, ürünler halka görünmeden ihraç ediliyo çoğu zaman... 1.1 kapmış.
falan feşmekan. diğer tıklara da uygulanabilir bu.
ve lakin, açılış sayfası yapıp bi şans vermek de mümkün. ben 2-3 yıl yapmıştım. ne oldu derseniz, bilmiyorum. takip mekanizması yok.
hani yani, tıkladık elimize mi yapıştı...
sponsor sayfası da belirir belirmez kaparsanız intikamınızı da alırsınız..
"reklamını
yapamadı kii yapamadı kii.."
the hunger site
bir adet BM destekli girişim... ortadaki minnak sarı şeye tıklıyosunuz, sponsorların logosunu gördünüz diye adamlar o gün birine 1.1 kaplık yemek bağışlıyo. yalnız, günde sadece bi kez tıklayabiliyosunuz (öhöm, sponsorları yemek için sömürmek mi... ne fenaa...).
isterseniz bunun yağmur ormanları, göğüs kanseriyle savaş, hayvanları kurtaralım, okur-yazarlık ve çocuk sağlığı versiyonları da var. sıradan tık tık mümkün...
şimdi deryik aslında sinir olmaktadır bu sisteme, sebebi kendinden bellidir...
1) günde 1.1 kap yemek nedir, şaka mısınız? ayrıca içeriği nedir? pirinç lapası mı bonfile mi?
2) madem bu parayı verecek sponsor buldunuz, reklamı yapılmadan bunu kabul edecek kadar insan bi sponsor da bulabilirdiniz.
3) özellikle batı'nın "ama elimden geleni yapoorum, tıkladım bugün sıradaaan" rahatlığına ermemesi, bi zahmet daha az tüketip daha az sömürmeyi öğrenmesi gerek. 1.1 kap bağışlayıp 20 kap tüketen izbandutçuklar var zira.
4) boynu bükük afrikalı çocuk ve akabinde istatistikler romantizmi beni hasta ediyor. her somalili çocuk resmi kramp demek. nice türk'ün aklındaki "afrika= kaburgası sayılan bebek" denkleminden nefret ediyorum. bütün bi kıtaya yapılan hakaret bu.
5) sayfadaki "barışın sağlanması için doymaları gerek" lafı ayrıca bi kramp. ah ah sayfalarca yazı yazılası, sorsanız "başka türlü yardım etmiycek ki batı; en azından işe yarıyolar, detaylara takılma izleyici bunu istiyo" edebiyatı yapılacak detaylar.
6) sanki mesele 1.1 kap tıklayacak adam bulmak... bugünü geçirdiler, yarın kimse tıklamazsa açlar mı yani? balık verme azizim balık tutmayı öğret.. hatta sen çekil, onlar balığın alasını tutuyodu zamanında... afrikada, hindistanda tarım gayet yapılıyo, ürünler halka görünmeden ihraç ediliyo çoğu zaman... 1.1 kapmış.
falan feşmekan. diğer tıklara da uygulanabilir bu.
ve lakin, açılış sayfası yapıp bi şans vermek de mümkün. ben 2-3 yıl yapmıştım. ne oldu derseniz, bilmiyorum. takip mekanizması yok.
hani yani, tıkladık elimize mi yapıştı...
sponsor sayfası da belirir belirmez kaparsanız intikamınızı da alırsınız..
"reklamını
yapamadı kii yapamadı kii.."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
